İMANIN ŞARTLARI
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Eylül 2019, 05:03:29


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: İMANIN ŞARTLARI  (Okunma Sayısı 3436 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Admin
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 344


« : 03 Ağustos 2015, 15:42:06 »


İMANIN ŞARTLARI

1 - Allah-u Teâlâ'ya İman: Allah-u Teâ-lâ'nın her şeyin rabbi, meliki ve yaratıcısı olduğuna; yaratıkları tek başına yarattığı gibi onların hayatlarını düzenlemek için kanun koyma hakkının tek sahibi O olduğuna; na-maz, oruç, dua, ummak, korkmak, küçüklü-ğünü kabul etmek, boyun eğmek, itaat etmek gibi bütün ibadetleri tek başına hak edenin O olduğuna; kemal sıfatlara sahip olduğuna, sıfatlarının hiçbirisinde bir eksiklik bulun-madığına ve mahlûkatın sıfatlarına benzeme-diğine, O’nun benzeri hiçbir şey olmadığına, her şeyi işiten ve bilen olduğuna kesin bir şekilde inanmaktır.

2 - Meleklere İman:
Meleklerin, Allah-u Teâlâ'nın nurdan ya-rattığı kullar olduğunu, onların Allah-u Teâ-lâ'nın vasfettiği gibi: "Saygın kullar, hiç durmadan gece gündüz tesbih eden, onlara emrettiği şeylerde Allah-u Teâlâ'ya isyan etmeyen, emredildiklerini yapan, Allah-u Teâlâ'nın kendilerine emrettiği görevlerini sürekli olarak devam ettiren nurani varlıklar olup insanın duyu organlarının hissettiği maddi bir cisim olmayan, insanlar gibi olma-yan, yemeyen, uyumayan, evlenmeyen, ken-dilerinde erkeklik ve dişilik olmayan" varlık-lar olduklarını tasdik etmektir.
Kur’an’ı Kerim’de ve sahih sünnette (Cebrail, Mikail, İsrafil, Rıdvan, Malik gibi...) ismi zikredilenlere isimleriyle ve her biri kendisine has; arşı taşıma, koruma, yazma gibi özelliğe sahip olanlara ayrıntılı olarak iman gereklidir.
İsimleri zikredilmeyenlere ise; genel olarak iman etmek gerekir. Onların gerçek sayılarını Allah-u Teâlâ bilir. O’ndan başka hiç kimse onları saymaya güç yetiremez.

3-Allah-u Teâlâ'nın Kitaplarına İman:
Allah-u Teâlâ'nın nebi ve rasûllerine in-dirdiği kitaplara, bu kitaplardan bir kısmının ismini Allah-u Teâlâ'nın Kur’an’da isimlen-dirdiğine, bir kısmını ise isimlendirmediğine; yine Allah-u Teâlâ'nın Tevrat’ı, İncil’i, Ze-bur’u ve İbrahim ve Musa Aleyhisselam’a indirdiği sahifeleri Kur’an’la haber verdiğine; kendilerine başka kitaplar indirilip de bu konuda bize isimleri hakkında bilgi verilme-yen rasûller ve kitaplar olduğuna; Allah-u Teâlâ'nın bütün rasûlleri kavimlerine o kitap-ları tebliğ etmeleri için gönderdiğini haber verdiğine inanmamızdır.
Aynı şekilde Allah-u Teâlâ'nın bütün ki-tapları bir hak, bir nur, bir hidayet edici, Rububiyetinde, uluhiyetinde, isim ve sıfatla-rında Allah-u Teâlâ’yı tevhid edici olarak indirdiğine, bunlara ters düşen hallerin insan-ların tahrifi ve yaptığı şeyler olduğuna inan-mamız gerekmektedir.
Kur’an dışında bütün kitapların tahrif edildiğine, Kur’an’ın ise değiştirme, tahrif edilme ve bozulmak gibi hallerden Allah-u Teâlâ tarafından korunduğuna; Kur’anın Al-lah-u Teâlâ'nın indirdiği son kitap olduğuna, hükmünün kıyamete kadar tahrif edilmeksi-zin, değiştirilmeksizin ve bozulmaksızın ka-lacağına; Allah-u Teâlâ'nın onu, bütün insan-lara ve cinlere indirdiğine; onun emrettiğine tabi olunması, yasakladığından kaçınılması, haber verdiğinin tasdik olunması ve küçük, büyük her meselede sadece ona muhakeme olunması gerektiğine inanmamızdır.
Kur’an’dan önce indirilen kitaplara iman ise ancak onların Allah-u Teâlâ katından indirildikleri tahrifsiz hallerine iman etmektir. Yoksa tahrif edildikten sonraki ortaya konulan hallerine iman etmek değildir. Son ortaya konulan hallerinde bulunan mesele-lerden hiçbir şeyin Allah-u Teâlâ katından olduğuna inanmayız. Bu konularda ancak Kur’an’ın ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem  'in açıkladıklarına iman ederiz.

4 - Allah-u Teâlâ'nın Nebi ve

     Rasûllerine İman Etmek:
Allah-u Teâlâ'nın, insanları  yaşamlarında ve gidişatlarında doğruya iletmek için onlara rasûller gönderdiğini kesin bir şekilde tasdik etmektir.
Bu sebeple Allah-u Teâlâ'nın Kur’an’da ve Rasûlü’nün SallAllahu Aleyhi ve Sellem   sünnetinde kendilerini isimlendirdiklerine ayrıntılı olarak inanmamız gerekmektedir.
Aynı şekilde Allah-u Teâlâ'nın onlardan başka nebi ve rasûller de gönderdiğine inan-malıyız. Onların gerçek sayılarını ve isimlerini ancak Allah-u Teâlâ bilir.

5 - Ahiret Gününe İman:
Allah-u Teâlâ'nın ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem  'in kendisinden haber verdi-ği; ölümden sonra olan kabir sorgusu, azabı ve mükâfatı, yeniden dirilme, haşr, iyiliklerin ve kötülüklerin yazıldığı sahifeler, hesap, mizan, sırat köprüsü, şefaat, cennet, cehen-nem gibi her şeye ve bunların hepsini Allah-u Teâlâ'nın oranın halkı için hazırladığına dair iman etmektir.

6 - Allah-u Teâlâ'nın Kazasına ve Hayrıyla ve Şerriyle Kaderine İman:
Allah-u Teâlâ, kulun kaza ve kader konu-sundaki imanını ancak şu dört şeye iman etmesi halinde kabul eder:
Birincisi: Allah-u Teâlâ'nın ezeli-kadim ilmine iman etmek. Zira Allah-u Teâlâ kulla-rının amellerini, o amelleri yapmalarından önce bildi ve onları Levh’il mahfuzda yazdı.
İkincisi: Allah-u Teâlâ'nın olmasını dile-diği şeyin mutlaka olacağına, olmamasını dilediği şeyin ise mutlaka olmayacağına, göklerde ve yerdeki hareketlerin ve sessizlik-lerin Allah-u Teâlâ'nın dilemesiyle olduğuna iman etmek.
Üçüncüsü: Bütün yaratıkları Allah-u Teâ-lâ'nın yoktan var ettiğine, kulların yaptıkları fiillerin hepsini Allah-u Teâlâ'nın yarattığına, Allah-u Teâlâ haricindeki her şeyin yaratılmış olduğuna, kâinattaki her şeyin Allah-u Teâlâ'nın takdiri ve yoktan var etmesiyle meydana geldiğine iman etmektir.
Dördüncüsü: Hayır ve şerrin Allah-u Te-âlâ'nın takdiriyle meydana geldiğine, bu se-beple bir kula isabet eden bir şerrin başkasına isabet edeceği halde bir hata sonucu ona isabet ettiğini zannetmeyerek veya ona isabet eden bir hayrın bir rastlantı ya da tesadüf sonucu ona isabet ettiğine inanmayarak  kesin olarak iman etmektir.

Allah-u Teâlâ kader hakkında şöyle buyuruyor:

إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ

"Muhakkak ki biz, her şeyi bir kaderle yarattık. (Yarattığımız her şey; daha önce takdir edilip levh'il mahfuzda yazılmıştır.)"
(Kamer: 49)


Muhakkak ki her şey Allah-u Teâlâ'nın kaza ve kaderiyledir. Kulların bütün fiillerini Allah-u Teâlâ yaratmıştır. Fakat insan yaptı-ğını tamamen kendi isteğiyle ve serbest ira-desiyle yapmaktadır. Bu sebeple Allah-u Teâlâ insanı yaptığı fiile göre hesaba çeke-cektir. Her kimin fiili hayır olursa onun için hayır, her kimin fiili şer olursa onun için şer olacaktır.
Zira Allah-u Teâlâ insanda hayrı şerden, hakkı bâtıldan ayırt edebilme özelliği yarattı ve ona bunlardan birini seçme hürriyetini verdi.
Allah-u Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor:

إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا

"Muhakkak ki biz ona, (hak ve batıl) yolu gösterdik. Ya şükreder (mümin olur) ya da kafir olur."                          (İnsan: 3)
Allah-u Teâlâ'nın mülkünde meydana ge-len her şey Allah-u Teâlâ'nın dilemesiyle ve iradesiyledir. Fakat Allah-u Teâlâ kulları için küfürden razı olmamış, onlara küfrü emret-memiş, bilakis onu kendilerine yasaklamıştır. Onlara sadece imanı emretmiş ve sadece imandan razı olmuştur.
Muhakkak ki Allah-u Teâlâ, yeryüzünde ne olduğunu ve ne olacağını bildi. O’nun ilminde bir değiştirme ve bir değiştirilme kesinlikle olmaz. Şüphesiz ki O her şeyi bi-lendir. Bir şey daha olmadan önce nasıl ola-cağını ve ne zaman olacağını bilir.
Allah-u Teâlâ'nın ilmi için geçmiş zaman, şimdiki zaman ve gelecek zaman diye bir zaman kavramı yoktur. Zira her şeyin ilmi O’nun katındadır. Bu nedenle daha insanı yaratmadan önce onu yaratmasından sonra onun nasıl olacağını; iman mı edecek yoksa küfre mi girecek, iman üzere mi yoksa küfür üzere mi ölecek, bilir. Öyle ki Allah-u Teâlâ bu ilmini korunmuş kitabında (Levhi’l Mah-fuz’da) yazmıştır. Bu yazdığında ise asla değişme olmayacak ve her şey yazmış olduğu şekilde gerçekleşecektir.
Fakat Allah-u Teâlâ'nın Levh’il Mahfuzda yazması, kulu iman üzere  ya da küfür üzere olmaya zorlaması manasında değildir.  Çünkü Allah-u Teâlâ kula imanı seçme veya küfrü seçme hürriyeti vermiştir. Böylece onun bu seçimine göre onu hesaba çekecek ve onu ya cezalandıracak  ya mükâfatlandıracaktır.
İnsan imanı veya küfrü ancak Allah-u Te-âlâ'nın ona vermiş olduğu serbest iradesiyle seçer. Allah-u Teâlâ'nın kulların yaratılmala-rından ölümlerine kadar olan fiillerini onları yaratmadan önce ve o fiilleri yapmalarından önce yazmış olması bu fiilleri yapmaya onları zorlamış olması manasına gelmez. Zira Allah-u Teâlâ her şeyi bilmektedir. Onun ilmi yeni bir ilim değildir. Allah-u Teâlâ'nın ilminde geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman kavramı söz konusu değildir.
Allah-u Teâlâ'nın kulların amellerini onlar yapmadan önce bilmesi onları zorlayıcı bir ilim değildir. Levh’il Mahfuz’da yazması ise zamanı yaratan Allah-u Teâlâ’nın kullarıyla ilgili bildiğini yazması olup onları zorlayıcı bir yazı değildir.
Allah-u Teâlâ'nın istediği İslam ve imanı, hiç bir karışıklık, hiç bir kapalılık ve hiç bir çarptırma olmaksızın açık bir şekilde açıkla-dıktan ve bunun için gerekli şartları belirttik-ten sonra bir önceki gibi gerçekten çok önemli olan bir başka mevzuya geçiyoruz.

   Bu ise; mü’min bir kimsenin, Allah-u Teâlâ'ya mü’min ve Müslüman olarak kavu-şabilmesi için bu imanı ve İslam’ı nasıl mu-hafaza edeceğidir.
Kayıtlı

حسبي الله
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |