Soru 22 -Sadece Allah’a ait olan ve hiç kimseyi ortak kabul etmediği özellikleri
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Kasım 2019, 05:19:41


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Soru 22 -Sadece Allah’a ait olan ve hiç kimseyi ortak kabul etmediği özellikleri  (Okunma Sayısı 3107 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Admin
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 344


« : 01 Ağustos 2015, 16:48:08 »


Soru 22) Sadece Allah’a ait olan ve hiç kimseyi ortak kabul etmediği özellikleri nelerdir?

Cevap 22) Sadece Allah’a ait olan ve hiç kimseyi ortak kabul etmediği özelliklerinden bazıları şunlardır:
1 – Hüküm vermenin yalnızca Allah-u Teâlâ'ya ait olması uluhiyyetin en önemli özelliklerindendir. Zira yaratma da emir de O’nun hakkıdır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İyi bilinmeli ki yaratma da emir de O’nun (hakkı)dur. Âlemlerin Rabbi olan Allah yücedir.”
(A’raf:54)

“Hüküm vermek yalnız Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. Şüphesiz ki O, (kullar arasında ihtilafta) hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”(En’am: 57)

“Hüküm vermek sadece Allah’a aittir. O, ancak kendisine ibadet etmenizi emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.” (Yusuf: 40)

“İyi bilinsin ki, hüküm O’nundur ve O, hesap soranların en hızlısıdır.” (En’am: 62)                              
“O, kendi hükmünde kimseyi ortak kılmaz.” (Kehf :26)

Hükmün yalnız Allah-u Teâlâ'ya ait olduğunu gösteren bunlardan başka daha birçok ayet vardır. Bu nedenle kim, sadece Allah-u Teâlâ'ya ait olan bu özelliğin kendisinde olduğunu iddia ederse işte o, kendisini ilahlaştırmıştır. Her kim de onun bu iddiasını kabul ederek bu özelliği ona verirse, işte o da onu Allah-u Teâlâ'dan başka bir ilah olarak kabul etmiştir.

2 – Teşri koymak, helal veya haram, iyilik veya kötülük ölçülerini tayin etmek sadece Allah-u Teâlâ'ya ait olan uluhiyyetin en önemli özelliklerindendir.

Bu nedenle kim, bu özelliklerden herhangi birisinin kendisinde olduğunu iddia ederse, yani; Allah-u Teâlâ'ya muhalefet ederek teşri koyma, helal (serbest) ve haram (yasak) ölçülerini tayin etme, bir şeye iyi veya kötü deme yetkisinin kendisinde bulunduğunu iddia ederse kendisini ilah ilan etmiş ve Allah-u Teâlâ'ya denk kılmış olur. Her kim de onun bu iddiasını kabul ederek bu yetkiyi ona verir ve ona bağlanırsa onu kendisine ilah edinmiş olur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Onlar; hahamlarını, rahiblerini Allah’tan başka rabler edindiler. Meryem oğlu İsa’yı da (rab edindiler)... Oysa tek ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından yücedir.” (Tevbe: 31)

“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyi kendilerine dinden bir şeriat koyan ortakları mı vardır?” (Şura: 21)

“De ki: “Allah’ın size rızık olarak indirdiğini gördünüz mü? Ondan (bir kısmını) haram ve (bir kısmını da) helal kıldınız.” De ki: “Allah mı size (bunu) izin verdi yoksa Allah’a iftira mı atıyorsunuz?” (Yunus: 59)

“Dillerinizin yalan olarak vasıflandırması sebebiyle Allah’a yalan yere iftira ederek: “Bu helal, bu da haramdır” diye söylemeyin. Muhakkak ki Allah’a yalan yere iftira edenler kurtuluşa ermezler.” (Nahl: 116)

Sahih rivayete göre Beni Temim’den bir arabi Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e şöyle dedi:
“Ben bir şeye iyi dersem o iyi, kötü dersem o kötüdür.” Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ona şöyle dedi:
“Bu özellik sadece Allah-u Teâlâ'ya aittir.”
(Ahmed, Taberani, Tirmizi rivayet etti ve hasen-garip dedi.)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem, arabiye verdiği cevabında şunu demek istemiştir:
“Senin ileriye sürdüğün bu iddia, beşere ait bir özellik değildir. Bütün insanlar toplansa bile bu yetki onlara verilemez. Bu özellik sadece ve sadece Allah-u Teâlâ'ya aittir. Zira senin iyi gördüğün Allah-u Teâlâ katında kötü olabilir. Kötü gördüğün ise Allah-u Teâlâ katında iyi olabilir. Bu sebeple eşyaya iyi veya kötü hükmünü vermek mahlûka değil, sadece Allah-u Teâlâ'ya ait bir özelliktir ve Allah-u Teâlâ'nın yetkisindedir.”

3 – Dilediği meselede hüküm vermek ve hükmünde takipçisi olmamak Allah-u Teâlâ'nın uluhiyyetinin özelliklerindendir.

Bu özellik sadece Allah-u Teâlâ'ya aittir. Allah-u Teâlâ bir konuda hüküm verdikten sonra yaratılmışlardan hiç birisinin o konuda herhangi bir söz, anlayış, görüş veya itiraz hakkı yoktur. Zira emir sadece Allah-u Teâlâ'ya aittir. Rasul ise bu emri tebliğ edendir. Bize düşen görev; bu emre rıza göstermek, boyun eğmek ve teslim olmaktır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki Allah, dilediği hükmü verir.” (Maide: 1)

“Allah hüküm verir, O’nun hükmünün takipçisi yoktur. Ve O, hesabı çabuk görendir.” (Ra’d: 41)

“Allah ve rasulü bir konuda hüküm verdiğinde mü’min erkek ve mü’min kadınların, işlerinde artık başka seçim hakları yoktur.” (Ahzab:  36)

“Ey iman edenler! Allah ve rasulünün önüne geçmeyin!” (Hucurat: 1) (Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in önüne geçmek; onun sözüne bir şey eklemek; karşı gelmek veya zıd bir anlayış ileriye sürmektir. Bu hareket aslında Allah-û Teâlâ'ya yapılmıştır. Çünkü Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem, Allah-û Teâlâ'nın kendisine bildirdiğini tebliğ eder ve haktan başka bir şey söylemez. Allah-û Teâlâ onun hakkında şöyle buyurmuştur:
“O, hevadan konuşmaz. Muhakkak ki o, ancak vahyedilen bir vahiydir.” (Necm: 3-4)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem sağ iken söylediği söze itiraz etmek, başka anlayış ileriye sürmek küfürdür. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem öldükten sonra ise sabit olan sünnetini reddetmek, ona itiraz etmek veya başkasının sözlerini onun sözlerine  tercih etmek de aynı şekilde küfürdür.)
      
“Muhakak ki aralarında hüküm verilmesi için Allah’a ve rasulüne çağırılan mü’minlerin sözü: “İşittik ve itaat ettik” demek olmuştur. İşte bu kimseler kurtuluşa erenlerdir.” (Nur: 51)

Allah-u Teâlâ'nın dilediği şeyde hüküm vermesi ve hükmünde takipçisi olmamasıyla ilgili daha başka ayetler de vardır. Bu nedenle herhangi bir kimse bu özelliğin kendisinde olduğunu iddia eder, yani; “ben istediğim hükmü veririm, kimsenin benim hükmüme itiraz hakkı yoktur. Hükmümde takipçi yoktur, ona zıd hüküm verecek veya itiraz edecek kimse de yoktur, zira benim verdiğim hüküm herkesin üstündedir, bu hükme zıd bir anlayış, bir itiraz veya bir düşüncenin ileri sürülmesini asla kabul etmem.” derse kendisini ilahlaştırmış ve Allah-u Teâlâ'ya denk kılmıştır. Böylece aynı Firavun’un dediği gibi demiş olur. Zira Firavun şöyle demişti:
“Ben size ancak gördüğüm (kendi görüşüm)ü gösterir ve sizi ancak ben doğru yola yöneltirim.” (Mü’min: 29)

Her kim bu özelliği bir şahsa verir, söylediğine rıza gösterir veya ona bağlanırsa, işte o kimse Allah-u Teâlâ'ya ait olan bir özelliği ona vererek onu Allah-u Teâlâ'dan başka bir ilah ve bir mabut edinmiş olur.

Zamanımızdaki küfür demokrasi sistemlerinde olduğu gibi... Bu sistemlerde Allah-u Teâlâ ve rasulünün hükümlerine muhalefet ve itiraz etme, ona zıt görüş beyan etme yetkisi parlemontoya verilmiştir. İşte bu sebeple parlementoda bulunan kimseler bu sistemi kabul etmiş olduklarından dolayı İslam’dan çıkmışlardır. Çünkü demokrasi sistemindeki parlementoda yer alan kimseler, ilahlık iddiasında bulunmuşlardır.

4 – Yaptığı sebebiyle hesap sorulmama, kendisinden başka herkese hesap sorma da sadece Allah-u Teâlâ'ya ait özelliklerdendir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“(Allah) yaptığından sorulmaz, onlar ise sorulurlar.”    (Enbiya: 23)

Her kim bu özelliğin kendisinde olduğunu iddia eder, yani; “yaptığım sebebiyle kimse bana hesap soramaz, ben hesap sorulmanın üstündeyim” derse kendisini ilahlaştırmış ve Allah-u Teâlâ'ya kendini denk kılmıştır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“O’nun benzeri hiçbirşey yoktur. O, işitendir, görendir.” (Şura: 11)                   

Her kim de bu özelliği ona verir, onun iddiasına rıza gösterir ve bağlanırsa o kimseyi Allah-u Teâlâ'dan başka ilah ve mabut edinmiş olur.

5 – Zatı için sevilmek de Allah-u Teâlâ'ya ait olan özelliklerdendir. O’nun dışındakiler ise sadece Allah-u Teâlâ için sevilirler.

Her kim bu özelliği kendi nefsi için iddia eder, yani; zatı için sevilmesi, dostluk ve düşmanlık gösterilmesi gerektiğini söylerse kendisini ilah ilan etmiş ve böylece Allah-u Teâlâ'ya denk ve benzer kılmıştır.
 
Bu kimsenin bu iddiasına rıza gösteren ve bu özelliği ona veren de onu Allah-u Teâlâ'dan başka ilah, mabud edinmiştir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İnsanlardan bazıları Allah’tan başkalarını (Allah’a) denk tutarlar. Onları Allah’ı sevdikleri gibi severler. İman edenler ise en çok Allah’ı severler.” (Bakara: 165)

6 - Zatı için itaat edilmek de Allah-u Teâlâ'ya ait olan özelliklerdendir. O’nun dışındakilere ise sadece O’nun için itaat edilir. Bu sebeple Allah-u Teâlâ'ya isyan konusunda yaratılmışa itaat edilmez.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey Âdemoğlu! Ben size: “Şeytana ibadet etmeyin, muhakkak ki o sizin için apaçık bir düşmandır” diye ahid vermedim mi?” (Yasin: 60)  
                                    
Ayetteki; “şeytana ibadet etmek”ten kasıt; Allah’a karşı gelme konusunda ona itaat etmektir. Şeytan onlara şirki süslü göstermiş ve onlar da şirk işlemede ona itaat etmişlerdir. Onların şeytana ibadetleri işte bu şekilde olmuştur.(Ayrıntılı bilgi için Taberi Tefsiri ve Zad’ül Mesir’e bakılsın)

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki, kendilerine hidayet belli olduktan sonra gerisin geri eski (küfür) hallerine dönen kimseleri şeytan (böyle yapmaya) teşvik etmiş ve onları uzun emellere sürüklemiştir. İşte bu, elbette onların Allah’ın indirdiğini beğenmeyenlere: “(İleride) bazı işlerde size itaat edeceğiz” demelerindendir. Oysa Allah, onların (içlerinde) gizlediklerini biliyor.(Muhammed: 25–26)

“Üzerine Allah’ın ismi zikredilmeyen (hayvan)leri yemeyin! Muhakkak ki o bir fısktır. Ve muhakkak şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için dostlarına vahyederler. Şayet onlara itaat ederseniz muhakkak siz de müşriklersiniz.” (En’am: 121)  
                                    
Kendisine; kendi zatından dolayı itaat edilmesi gerektiğini iddia eden bir kimse, yalnızca Allah-u Teâlâ'ya ait olan bir özelliği kendisinde görmüş ve bu sebeple kendisini ilahlaştırmıştır. Bu özelliği ona veren veya bunu kabul eden kimse de böyle yapmakla onu Allah-u Teâlâ'ya denk kılmış ve Allah-u Teâlâ'dan başka bir ilah edinmiştir.

7 – Zarar ve fayda verici olmak da Allah-u Teâlâ'ya ait olan özelliklerdendir. Zarar ve fayda sadece O’nun elindedir. O, dilediğini korur, fakat kendisinden hiç kimse korunamaz.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’tan başka sana fayda da zarar da veremeyecek olana dua etme! Eğer böyle yaparsan şüphesiz zalimlerden olursun. Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, O’ndan başkası onu kaldıramaz. Ve eğer sana bir hayır dilerse, O’nun fazlını kimse geri çeviremez. Onu kullarından dilediğine verir ve O, Gafurdur, Rahim’dir.” (Yunus: 106–107)               

“De ki: “Bize zarar da fayda da vermeyen, Allah’tan başka şeyleri mi çağıralım?” (En’am: 71)

“Kendilerine zarar da fayda da vermeyecek, Allah’tan başkalarına ibadet ederler ve: “Bunlar Allah katında şefaatçilerimizdir” derler. De ki: “Göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi Allah’a haber veriyorsunuz? O onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.” (Yunus: 18)                                

“De ki: “O’ndan başka zarar sağlamaya sahip değildirler.” (Ra’d: 16)                                         
“De ki: “Ben, Allah’ın dilemesi dışında kendime bir fayda da, bir zarar da vermeye sahip değilim. Şayet gaybi bilmiş olsaydım hayırdan (yaptıklarımı daha da) artırmak isterdim ve bana (hiç) bir kötülük de dokunmazdı. Oysa ben, iman eden bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim...” (A’raf: 188)                 

Bu manayı ifade eden bunlara benzer daha bir çok ayet vardır.
İbni Abbas radıyAllahu anh şöyle demiştir:
“Ben Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in bineğinin terkisindeydim. Bana şöyle dedi:
“Ey delikanlı! Allah’ın sana fayda vereceği şeyleri sana öğreteyim mi? Allah’ı koru ki, Allah da seni korusun. Allah’ı koru ki Allah’ı önünde bulasın. Eğer bir kimseden bir şey isteyeceksen sadece Allah’ tan iste! Bil ki, bütün insanlar sana birşey yapmak için bir araya gelseler Allah dilemedikçe hiç bir şey yapamazlar. Yine bil ki, zafer sabırla beraberdir, ferahlık ise sıkıntıdan sonradır. Zorluktan sonra da kolaylık vardır.”(İbni Ebi Asım Sünne kitabında sahih senedle rivayet etti)
Kayıtlı

حسبي الله
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |