KÜFÜR TÜRLERİYLE İLGİLİ DÖRT MEZHEBİN ALİMLERİNE AİT BAZI SÖZLER
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2019, 01:31:29


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: KÜFÜR TÜRLERİYLE İLGİLİ DÖRT MEZHEBİN ALİMLERİNE AİT BAZI SÖZLER  (Okunma Sayısı 3537 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 391


« : 29 Temmuz 2015, 22:05:38 »

                                             KÜFÜR TÜRLERİYLE İLGİLİ DÖRT MEZHEBİN ALİMLERİNE AİT BAZI SÖZLER


Nakledeceğim bu kelime ve bölümler, ehli sünnet ve din imamları olan dört imamın sözleridir. Bunlar Müslümanı dinden çıkaran küfri sözler ve bazı küfri fiilleri beyan etmektedir. Kişi bunları yapar ya da söylerse, Kelime-i tevhidi söyleyip, İslâm'a bağlandığını iddia etse ve bazı ibadetleri yerine getirse dahi mürted olarak kabul edilmekten ve öldürülmekten kurtulamaz.

Müslümanın itina göstermesi gereken çok önemli olan bu meseleleri bil. Bunlardan herhangi birine düşmemek, o durumu hissetmemek ve doğrudan doğruya yanlışın belli olması için, küfür ve İslâm olan şeylerin açıklığa kavuşması için bu meselelerin bilinmesi gerekir. Böylece cahillere ve şüphe ehlinin çokluğuna aldanılmasın. Sayı olarak bunlar çoğunlukta olsa bile Allah, Rasulullah ve mü'minler yanında kıymetleri yoktur. Dört mezhep imamları (Allah hepsinden razı olsun) kitaplarında bu hususa itina göstermişler, fıkıh kitaplarında mürtedin hükmü babında bunun için bölüm yapmışlardır. Bu ki-taplarda kişinin kanını ve malını mubah kılan, müslümanı dinden çıkaran pek çok nevi zikrettiler. Hidayet verip Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimseler için kâfi olan ve şifa veren şeylerden Allah'ın izniyle zikredeceğim.

Şafii'den İmam Nevevi, Müslim'in şerhinde diyor ki: Allah'dan başkasına kurban kes¬mek konusuna gelince burada kastedilen; putlar, Musa, İsa, Kâbe, haç ve bunun gibi şeyler için kurban kesmek gibi Allah'tan gayri bir isimle boğazlamaktır.
Bunların hepsi haramdır ve boğazlama, kesen gerek Müslüman gerek Hıristiyan gerekse Yahudi olsun değişmez, helal değildir. İmam Şafii bunu belirtmiş ve Şafii alimleri bunun üzerinde ittifak etmişlerdir. Eğer kesen kişi, kestiği şeylere yönelip, onları Allah'tan ayrı olarak büyüterek ve ona ibadet maksadıyla keserse bu küfür olur. Kesen kişi boğazlamadan önce Müslüman ise bu boğazlama ile mürted olmuştur.
Küfrü gerektiren haller çok değişiktir. Bunlardan başlıcaları: Allah Sübhanehu ve Teâlâ' ya ilişkin olan, Kur'an'ı Kerim ve diğer inzal olmuş kitaplara ilişkin olan ve hükümlere ilişkin olan küfür türleridir.

Allah-u Teâlâ'ya ilişkin olan küfür türlerine gelince; bu Allah-u Teâlâ'nın lâyık olmadığı şeylerle sıfatlandırılması yani, O'nu mahlûkattan bir şeye benzetmekle ya da O'nun sıfatlarını reddetmekle ya da yerleşme ve vahdeti vücut görüşünü kabul etmek ya da Allah-u Teâlâ ile beraber O'nun dışında ezeli biri olduğunu söylemek ya da kendisinden ayrı olarak O'nunla beraber müstakil bir yönetici olduğunu söylemek ya da isimlerinden biriyle alay etmek ya da emirlerinden bir emir ile alay etmek ya da Allah'ın bir cisim olduğuna ya da sonradan olduğuna inanmak ya da kâfirlere vereceği azaptan alayla söz etmek ya da Allah Sübhanehu ve Teâlâ'ya sövmek, O'na bir çocuk ya da eş isnat etmek ya da yarattıklarından bir şeyle ibadette şirk koşmak ya da Allah Sübhanehu ve Teâlâ'ya iftira edip kendisinin ilâh ya da rasul olduğunu iddia etmek ya da yaratıcının rab olduğunu reddetmek ve "benim rabbim yoktur" demek, zerrelerden bir zerre için bunlar boş ve abes yaratılmıştır demek ya da O'nu lâyık olmadığı şeylerden birine benzetmek (Allah-u Teâlâ bunların hepsinden münezzeh ve yücedir) işte bu hallerin hepsi icma ile küfürdür. Gerek bilerek gerek şaka ile yapılsın aynıdır. Bunda ısrar edilirse öldürülür. Eğer Allah'a tevbe ederse ölümden kurtulur.

Hanefilerden Şeyh Kasım, Dürerin şerhinde şöyle diyor: “Avamdan çoğunun yapmış olduğu adak, şöyle ki; bazı salih kimselerin kabirlerine gelip: "Ey filan efendim, eğer kaybettiğim şey bana dönerse veya hastam iyileşirse veya ihtiyacım giderilirse senin için altından şu kadar, yemekten ya da mumdan şu kadar vereceğim" derse alimlerin icmaı ile değişik sebeplerden dolayı ameli batıldır:
Birincisi; Allah'tan başkası için adak adamak caiz değildir. İkincisi de bunu yapmak küfürdür.”

"El-Bais, âlâ inkârı”! Bid'a ve-l-Havadis" kitabında "Şam'ın babası"lakabı ile bilinen, muhaddis, araştırmacı ve sünnetin savunucusu, Şafîilerden Şehabeddin Abdurrahman b. İsmail b. İbrahim şöyle diyor:
"Bir adam rüyasında "bunların altında salih bir kimse yattığını gördüm" dediğinden dolayı şeytan her özel yer ve şehirde insanlara duvarlar ve direkler yaparak bunu süslü göstermiştir. Bu insanlar, bu duvarlara ve direklere sahip çıktıkları gibi Allah-u Teâlâ 'ın farz ve sünnetlerine sahip çıkmıyorlar. Bu direk ve duvarları ne kadar muhafaza ederlerse Allah'a o derece yakın olduklarını zannediyorlar. Sonra kalplerinde bu yerlere tazim göstererek daha da ileri gidiyorlar. Bunlara saygı göstererek adakla ihtiyaçlarını karşılamak ve hastalarına şifa bulmak istiyorlar. Bu yerler, ağaçlar, kaynak sular, duvarlar ve taşlardır. Şam şehrindeki Humma kaynak suyu bunun gibidir. Bu kaynak suyu Tûmâ kapısı dışında yol ortasındaki Nasr kapısı dışında kuru bir ağaç ile küçük kapının içinde olan direkler... Allah-u Teâlâ onların kökten kesimini ve yıkımını kolaylaştırsın. Bu ağaç ne kadar da Zat-u Envat ağacına benziyor. Bu ağaç, Muhammed b. İshak ve Süfyan b. Uyeyne, Zühri'den, o da Sinan b. Ebi Sinan, o da, Ebu Vakid el-Leysi'den rivayet ettiği hadiste geçen "Zat-u Envat’a”çok benziyor. Leysi radıyAllahu anh şöyle dedi:
Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ile birlikte Huneyn'e çıktık. Kureyş'in büyük yeşil bir ağacı vardır. Her sene ona giderler ve ona silahlarını asarlar ve onun için kurban keserlerdi. Başka bir rivayette Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ile birlikte Huneyn'den önce çıkmıştık. Müşriklerin yöneldikleri ve silahlarını astıkları Zat-u Envat adını verdikleri bir ağaç vardı. Böyle büyük bir ağacın yanından geçtik ve dedik ki:
"Ey Allah'ın Rasulü! Onların "Zat-u Envatı"! gibi bizim için de bir Zat-u Envat yap." Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem:
"Bu Musa'nın kavminin, Musa'ya ayette: "Onların ilâhları gibi bize de bir ilah yap." (A'raf: 138) dediği gibidir. Siz de sizden öcekilerin takip ettikleri yolu takip edeceksiniz.
Tirmizi aynı manaya gelen farklı bir lafızla hadisi tahriç etmiş ve bu hadisin hasen sahih olduğunu belirtmiştir.

İmam Ebu Bekir Tartuşi kitabında şöyle diyor: "Her yerde bulduğunuz sidre ve ağaçları araştırınız. İnsanların yöneldikleri, tazim gösterip iyilik ve şifa istedikleri, silahlarını asıp üzerine çiviler çakıp bezler astıkları bu ağaç Zat-u Envat’tır. Nerede görürseniz hemen kesiniz."

Hanbelîlerin sözüne gelince; İmam Ebu Vefa b. Akıl: "Teklifler, cahillere ve ahmaklara zor geldiğinde dönüp kendi nefisleri için koydukları hükümlere bağlandılar. Bu hükümler onlara kolay geldi. Çünkü bu hükümleri kendileri için koyup başkasının hükmüne girmediler. Kabirlere saygı gösterme, ölülerle ihtiyaçlarını gidermek için konuşma ya da ihtiyaçlarını yazıp mezarlara asma fiillerinden dolayı bunlar kâfir olmuşlardır. Bu bezlere "Ey Mevlâm! Bunu benim için yap” gibi sözler yazılır veya onlar Lat ve Uzza'ya ibadet edenlerin yaptıkları gibi ağaca yırtık bir bez bağlayıp asarlar.

Hanbelî mezhebinden Şeyh Takiyyuddin İbni Teymiyye Er-Risale Es-Sünniyye kitabında Haricilerin dinden çıkıp hükme uymadıkları ve Rasulullah'ın onların öldürülmesini emrettiğine dair hadisi zikrettikten sonra şöyle dedi:
"Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ve halifeleri zamanında çok ibadet edip kendini Müslüman kabul edenin İslâm’dan mürted olarak çıkması mümkün olduğu gibi, zamanımızda da İslâm'a ve sünnete bağlı olup kendini Müslüman kabul edenin mürted olma durumu da mümkündür. Bunun sebebi; Allah-u Teâlâ'ın Kur'an'da kötülediği “dinde aşırı gitmektir."” (Nisa: 171)
Ali b. Ebu Talib radıyAllahu anh Rafîzilerden aşırı gidenler için dağ parçası gibi hendekler kazdırarak onları bunların içinde yaktırmıştır. Sahabeler, bun-ların öldürülmesi hususunda (İbn Abbas radıyAllahu anh dışında) ittifak etmişlerdir. İbn Abbas radıyAllahu anh ise ateşsiz olarak kılıçla öldürülmesi gerektiğini söylemiştir. Bu, âlimlerin çoğunun sözüdür. Onların kıssaları da âlimler indinde bilinen şeylerdir. Bunun gibi bazı; şeyhlere bağlılıkta aşırı gitme, Ali b. Ebi Talib ve Mesih hakkında aşırı gitme de böyledir. Her kim bir peygamber hakkında ya da salih kimse hakkında aşırı giderek: "Ey filan efendim, bana yardım et, bana rızık ver" yahut "ben senin himayendeyim" gibi sözler söylerse ulûhiyetten bir özelliği insanlara has kılmış olur ve bu sözlerin hepsi sahibini şirke ve dalalete götürür. Böyle söyleyen kişiye tevbe ettirilir. Tevbe ederse bırakılır, aksi takdirde öldürülür.
Şüphesiz Allah-u Teâlâ rasulleri ve kitapları, insanların ve cinlerin yalnız kendisine kulluk etmeleri ve ibadette O'na hiçbir şeyi ortak koşmamaları maksadıyla göndermiştir. Allah'la beraber Mesih, melekler, putlar ve benzeri ilahlara tapanlar, bu ilahların yaratıkları yarattığına ya da yağmur yağdırdığına veya yerden bitki bitirdiğine inanmış değillerdir. Onlar ancak onların, kabirlerine veya resimlerine ibadet ediyorlar ve şöyle diyorlar:"Bizi ancak Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye onlara ibadet ediyoruz" (Zümer: 3) ve şöyle devam ediyorlar:
"Onlar Allah indinde bizim şefaatçilerimizdir." (Yunus: 18)

Allah-u Teâlâ peygamberlerini kendisinden bir başkasına davetten nehiy için göndermiştir. Onlara ne ibadet duası ne de yardıma çağırma duası yapılır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"De ki: Allah'tan başka ilah olduğunu sandıklarınızı çağırın, sizin bir sıkıntınızı gidermeye ve onu değiştirmeye güçleri yetmez. Taptıkları putlar, rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar."    (İsra:56-57)
Sahabeden bir grup şöyle demiştir: Kavimler Mesih, Uzeyr ve melekleri çağırıyorlardı. Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:
“Andolsun ki her ümmete: “Allah’a ibadet edin ve tağuttan kaçının” diye (söylemeleri için) bir rasul gönderdik.  (Nahl: 36)                                         

Yine Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:
“Senden önce hiçbir rasul göndermiş olmayalım ki ona: “Benden başka ibadete layık ilah yoktur, yalnız bana ibadet edin” diye vahyetmiş olmayalım.”                                                      (Enbiya: 25)
Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ümmetine tevhidi gerekli kılıyor ve onu öğretiyordu. Bir gün, bir adam Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e şöyle dedi:
"Bu Allah'ın dilemesi ve senin dilemenle oldu.
" Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem: "Beni Allah'a eş mi kılıyorsun? Bilakis yalnız Allah diledi" de" buyurdu.  (Nesei, İbni Mace)

Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem Allah'tan başkasına yemin edilmesini nehyetti ve şöyle buyurdu:
"Kim Allah'tan başkasına yemin ederse Allah'a şirk koşmuş olur." (94 )
Ölüm hastalığında da şöyle buyurmuştur:
"Allah, peygamberlerinin kabirlerini mescitler edinen Hıristiyan ve Yahudilere lanet etti. Böylece onların yaptıklarından ümmetini sakındırarak şöyle devam etti:
"Allah'ım! Kabrimi tapınılacak bir yer kılma."  (Buhari, Müslim)

Bu sebeple bütün İslâm âlimleri, kabirler üzerinde mescit bina edilmemesi ve orada namaz kılınmaması hususunda ittifak etmişlerdir. Putlara ibadetin en büyük sebeplerinden biri şüphesiz kabirlere tazim göstermektir. Binaenaleyh, âlimler Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in kabri yanında O'na selam veren kimsenin, hücresine el sürmemesi ve öpmemesi gerektiğine ittifak etmişlerdir. Çünkü Allah-u Teâlâ'ın evine el sürülür ve öpülür. Fakat yaratılanın evi yaratanın evine benzemez. Bunun sebebi dinin temeli olan tevhidi sağlamlaştırmaktır. Zira tevhid dinin başıdır. Tevhidsiz hiçbir amel kabul olmaz. Allah tevhidi sağlayan, ona sahip olan kişiyi affedebilir, terk edeni ise Allah hiçbir zaman affetmez.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar."  (Nisa: 116)

Yine Allah-u Teâlâ:
"Allah'a ortak koşan kimse şüphesiz büyük bir haramla iftira etmiş olur."     (Nisa: 48)

Bu sebeple tevhid kelimesi, kelamın en faziletlisi ve en büyüğüdür. Kur’an’daki ayetlerin en büyüğü ayetel-kürsidir:
"Allah O'ndan başka ibadete lâyık ilâh olmayan, diri ve her an yarattıklarını gözetendir."  (Bakara: 255

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
"Kimin son sözü La ilahe illAllah olursa Allah onu cennete koyar"   (Müslim)

İlah; kalplerin sevdiği, ibadetin, yardım istemenin, dilemenin, korkmanın, yalnız kendisine yapıldığı varlıktır.

İmam ibn Kayyım "Menazil” Kitabı şerhinin Tevbe babında şöyle diyor:
"Büyük ve küçük şirk olmak üzere şirk iki tür-lüdür. Büyük şirki Allah ancak tevbe ile affedebilir. Bu kişinin Allah'tan başkasını ona eş koşması ve onu Allah'ı sevdiği gibi sevmesidir. İnsanların çoğunun ilahları sevmesi Allah'a olan muhabbetinden daha fazladır. Ve tapmış oldukları şeyhlerine laf atılırsa, Allah'a laf atıldığında göstermesi gereken kızgınlıktan daha çok kızgınlık gösterirler. Biz ve bizden başkaları buna aşikâr olarak şahit olmuşuzdur. Hatta bazıları, devamlı oturup kalktığında, her tökezlediğinde ve yalnız kaldığında Allah'la beraber taptıkları şeyhlerin ismini zikrederler.
Onlar bunu inkâr etmiyorlar; ama şeyhlerinin onların ihtiyacını Allah'a götüreceğini ve Allah katında şefaatçisi olduğunu zannediyorlar. Bunun gibi daha önce putlara tapanlar da böyle iddia ediyorlardı. Bu konuda onların iddi¬aları eşittir. Daha önceki puta tapanların ilâh¬ları taştan idi. Bunlar ise beşerden ilah edindiler. Allah-u Teâlâ onlar hakkında şöyle buyuruyor:
“Allah’ı bırakıp O’ndan başka dostlar edinenler: "Biz onlara ancak bizi daha çok Allah'a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz" derler.” Şüphesiz ki Allah, aralarında ihtilafa düştükleri şeylerde hüküm verecektir. Allah yalancı ve kâfir kimseyi hidayete erdirmez."   (Zümer: 3)

Bu hal, Allah'tan başka dost edinen kimsenin halidir. Bu kimse onunla Allah'a daha çok yaklaşacağını zannediyor. Bundan kurtulan kimse ne mutlu kimsedir. Hatta bu puta tapanları reddedip düşmanlık eden daha da değerlidir.
Bu müşriklerin şirke girme sebepleri ise, taptıklarının Allah katında kendilerine şefaat edeceklerini zannetmeleridir. Bu da şirkin ta kendisidir. Allah-u Teâlâ, Kur'an'da bunu reddetmiş ve geçersiz olduğunu söylemiştir. Allah-u Teâlâ her türlü şefaatin kendisine ait olduğunu haber vererek:
"De ki: "Allah'tan başka ilâh olduğunu sandıklarınızı çağırın, sizin bir sıkıntınızı gidermeye ve onu değiştirmeye güçleri yetmez."  (İsra: 56)

Allah-u Teâlâ başka bir ayette:
"(Ey Muhammed!) De ki: Allah'ı bırakıp da göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip olmadığı, her ikisinde de bir ortaklığı bulunmadığı ve hiçbiri Allah'a yardımcı olmadığı halde, ilah olduklarını ileri sürdüklerinizi yardıma çağırsanıza! Allah katında kendisine izin verilenlerden başka kimse şefaat edemez."    (Sebe: 22-23)

Kur'an'ı Kerim bu ayetlerle doludur. Fakat insanların çoğu içinde bulunduğu durumu anlamaz ve bu ayetlerin daha önceki kavimler hakkında olduğunu zannederler. Bu düşünce kişinin Kur'an'ı anlamasına engel olur.
Ömer b. Hattab radıyAllahu anh şöyle demiştir:
"İslâm'da, cahiliyeyi bilmeyen kişiler olunca İslâm'ın düğümleri tek tek çözülmeye başlar. Çünkü kişi, şirki ve Kur'an'ın kötü gördüğü ve reddettiği şeyleri bilmezse o şeylerin içine düşer ve cahiliye ehlinin içinde olduğu fikirleri bilmeden onları kabul eder. Dolayısıyla kendisinin cahiliye ehli üzere olduğunu bilmez. İşte böylece İslâm'ın düğümleri çözülür. Ve iyilik kötülük, kötülük iyilik, bid'at sünnet, sünnet de bidat olarak görülmeye başlar. Bu durumda tevhidi şirkten temizleyen ve insanı ihlaslı sağlayan kişi tekfir edilir. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in sünnetine ittiba edip, insanların fikirlerini reddeden kişi de bid'atçi olarak isimlendirilmeye başlar. Basiret sahibi olan bir kişi bu durumu apaçık bir şekilde görebilir.

"Ölülerden ihtiyaçlarını talep etmek ve yardım istemek suretiyle onlara yönelmek…" İşte bu da büyük şirklerdendir. İnsanların şirkinin temelidir. Ölünün ameli kesildiğinden nefsine ne bir fayda ne de bir zarar verebilir. Yardıma çağırdıkları şeyden iyilik ya da Allah’tan kendisi için şefaat etmesini istemek durumu şefaat edenle edilenin bilinmemesindendir. Çünkü Allah-u Teâlâ indinde, izni olmaksızın kimse şefaat edemez. Allah'ın bir kişiye şefaat etme izni vermesinin sebebi, bu kişiden şefaat istenilmesinden dolayı değildir. Onun izni için belirli sebep, kemali tevhiddir. Ölüden şefaat isteyen müşrik kişi tevhidin kemaline uygun düşmeyen bir hareket yaptığından kendisine şefaat edilme hakkı verilmesine engel olmuştur. Ölü kimse dua edenin duasına muhtaçtır. Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in bize vasiyet ettiği gibi, biz Müslümanların kabirlerini ziyaret ettiğimizde, onlara dua da bulunuruz ve onlar için Allah'tan af ve mağfiret dileriz. Müşrikler ise, bunların tam tersini yaparlar ve onların kabirlerini ibadet edilen putlar haline getirirler.
İbadete şirk karıştırıp Allah'ın dinini değiştirerek tevhid ehline düşmanlık yapmışlar ve onları ölülere karşı saygısız davrananlar olarak vasıflandırmışlardır. Hâlbuki onlar, yaratıcı olduğu halde Allah'a şirkle ve Allah'ın dostları ile tevhid ehline düşmanlık etmek ve onlara kötülemek suretiyle asıl saygısızlığı kendileri yapmıştır.
Bunlar her zaman ve her yerde rasullerin düşmanlarıdır. Bunlara tabi olanlar gerçekten ne çoktur.

Allah-u Teâlâ, İbrahim aleyhi selam'ı överek onun şöyle dediğini bildiriyor:
"Rabbim bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut. Rabbim, o putlar çok insanı saptırdı." (İbrahim: 35-36)

Bu büyük şirkten sadece tevhidi Allah'a has kılan ve şirk ehline kızmak suretiyle Allah'a yaklaşan kimse kurtulur.

Şeyh Takiyyuddin İbni Teymiyye radıyAllahu anh, İslâm'ın temellerine bağlı olduklarını ve şehadeti kabul ettiklerini iddia eden Tatarlara savaş açmanın hükmü sorulduğunda şöyle dedi:
"İslâm'ı tatbik etmek istemeyen herhangi bir taife ile İslâm'ın birtakım gereklerini yerine getirseler, kelime-i tevhidi kabul etseler bile, İslâm’ın şeriatla-rını tümüyle uygulayıncaya kadar savaşmak gerekir.
Ebu Bekr ve sahabe radıyAllahu anhuma'nın zekâtı vermeyenlerle savaşılması gerektiği hükmü... Bu hüküm onlardan sonra bütün fakihlerin kabul ettikleri bir hüküm olmuştur. Sahabe kitap ve sünnete dayanarak İslâm'ın hukukunu vermeyen kimselere karşı savaşmak üzerinde ittifak etmişlerdir. Aynı şekilde Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'den Haricilerin öldürülmesi hakkında on yoldan hadis sabit olmuştur.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem Havaric'in insanların en şerlisi olduğunu haber verdiğinde onları şöyle vasıflandırıyor:
"Siz onların namazlarına baktığınızda namazlarınızı çok az göreceksiniz, oruç tuttuklarına baktığınızda oruçlarınızı daha az göreceksiniz."

İslâm'ı kabul etmekle beraber, İslâm'ın gerektirdiği bir takım farzları yapmamaları, onlara savaş açılmasına engel değildir. Bütün din tamamen Allah'ın oluncaya ve şirk kalmayıncaya kadar savaşmak farzdır.
Herhangi bir taifenin farz olan namazı kılmaması, oruç tutmaması, haccetmemesi, Allah'ın haram kıldığı kanları haram kılmaması, Allah'ın haram kıldığı malları haram kılmaması, içkiyi haram kabul etmeyip satışını serbest kılması, zinayı veya kumarı haram kabul etmemesi, haram olan kadınlarla evlen-meyi haram kılmaması, kâfirlerle cihad yapmanın gerekli olmadığını söylemesi, kitap ehlinin cizye vermeleri gerektiğini kabul etmemesi ve bunlar gibi dinin gereklerini yapmaması veya Allah'ın haram kıldığı şeyleri reddetmesi vb. bunların her biri sebebiyle kâfir olur. Bunlardan bir tanesini yapmayıp terk ederlerse onlara savaş açılır.
Bunlar âlimler arasında ihtilaf konusu olmayan meselelerdir. Ancak âlimler, bazı sünnetleri terk etme söz konusu olduğunda yani sabah namazının sünneti veya ezan ve ikamet gibi bunları yapmayan taife konusunda ihtilafa düşmüşlerdir. Daha önce zikrettiğimiz farzlar ve kesin haram olan şeyleri terk edenlere karşı savaş açılmamasına dair bir ihtilaf yoktur.
Bu kişiler âlimler nazarında Ali b. Ebi Talib'e karşı çıkanlar hükmünde olmayıp (yani asilerden olmayıp) Ebu Bekr radıyAllahu anh zamanında zekâtı ver-meyenler ve Ali b. Ebi Talib'in savaş açıp öldürdüğü mürted olup İslâm'dan çıkan hariciler hükmündedir.
Yukarıda bahsettiğimiz İslâm'dan çıkan bu kimseler zekâtı vermeyenler ve Ali b. Ebi Talib'in savaştığı Haricilere eşittir. Bu sebeple Ali radıyAllahu anh'ın Basra ehli ile Şam ehli arasındaki savaşta takındığı tavrı (bunlar asi olup mürted olmadıkları için) kardeşle kardeşin arasındaki savaşta takındığı tavrı gibidir. Nehrevan'da Haricilere karşı olan tavrı, kardeşin kardeşe karşı olan tavrı gibi değildir. Çünkü onlar mürteddirler.
Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'den gelen sabit nasslar, Ebu Bekr radıyAllahu anh'ın zekâtı vermeyenlere karşı savaşması ve Ali b. Ebi Talib radıyAllahu anh'ın Haricilere karşı savaşması hakkında sahabenin icmaı bunu desteklemektedir.

İmam İbn Teymiyye radıyAllahu anh'ın zekâtı ver-meyenlerin küfrü üzerine söylediği sözlerinin sonunda şöyle dedi: Zekâtı vermeyen kişiye, sahabe radıyAllahu anh zekâta inanmadığından mı yoksa inanıp vermek istemediğinden dolayı mı diye bir soru sormamışlardır. Bilakis Ebu Bekr radıyAllahu anh Ömer'e şöyle dedi: "Bunlar Rasulullah'a verdikleri bir keçi yavrusunu benden esirgerlerse bundan dolayı onların boynunu vururum." İşte Ebu Bekr bu sözü ile yalnız inkâr etmekle değil, zekâtı vermemekle onlarla savaşılacağını vurgulamıştır. Hatta zekâtı vermeyenlerden bir kısmı zekâtın farziyetini inkâr etmeyip zekâtı vermediklerine dair rivayetler vardır.   Bununla beraber halifelerin bunlara karşı tavrı; ayrım yapmadan zekâtı vermeyenlerden savaşanları öldürmek, çocuklarını ve hanımlarını esir alıp mallarını ganimet edinmek ve onlardan ölenlerin ateşe gireceklerine şehadet etmek ve de onların hepsini mürted olarak isimlendirmekten ibaret olmuştur.

İmam İbn Teymiyye radıyAllahu anh "Sam el-Meslul" kitabında şöyle diyor: "İmam Şafii ve İmam Ahmed seviyesinde olan imamlardan İshak b. Râba-veyh şöyle diyor: Bir kişi Allah'a ve Rasulüne söver ya da Allah'ın indirdiği şeylerden bir şeyi reddederse Allah-u Teâlâ'nın indirmiş olduğu bütün şeyleri kabul etse bile kâfir olduğu hususunda Müslümanlar ittifak etmişlerdir."

Maliki İmamlarından Muhammed b. Sehnun şöyle diyor: "Âlimler, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e söven kimsenin kâfir olduğu hususunda birleşmişlerdir. İmamlar nezdinde onun hükmü öldürülmektir. Bunun küfründe kim şüphe ederse kâfir olur."

İbn Münzir dedi ki: "İlim ehlinin hepsi, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e söven kimsenin öldürülmesi hususunda birleşmişlerdir. İmam Ahmed’de “Rasulullah’a söven kimse hakkında öldürülür" demiştir. Kendisine bu konuda hadis var mıdır denildiğinde: "Evet, bu hadislerden bir tanesi bir kadını öldüren körün hadisidir." İbn Ömer'in kavli de şudur: "Kim Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e söverse öldürülür."
Ömer b. Abdülaziz şöyle diyor: "Söven kişi öldürülür." Abdullah'ın rivayetinde şöyle diyor: "Tevbeye çağrılmadan öldürülür." Halid b. Velid, Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'e söven bir adamı öldürdü ve tevbeye çağırmadı. İmam İshak b. Râheveyh radıyAllahu anh'ın Allah'a ve Rasulüne sövenin, Allah'ın indirdiği bütün şeyleri kabul etse bile kâfir olduğu hususundaki naklettiği icmaı dikkatle düşünüldüğünde, dili ile Allah'a ya da rasulüne sövme lafzını kullananın Allah'tan gelen bütün her şeyi kabul etse bile İslâm'dan irtidat edip kâfir olduğu hükmü açıkça anlaşılır. Kalbinde olan mananın bu lafzı kastetmediğini, bunun şaka olduğunu söylese bile yine de kâfirdir.
İmam Şafi'nin dediği gibi: "Allah'ın ayetlerinden biri ile alay eden kimse kâfir olur. Allah ve Rasulüne söverek alay eden kimse ise hayli hayli kâfir olur." Bu sebeple İmam İbn Teymiyye ve diğer Hanbelî âlimleri ve başkaları dediler ki: "Kim Allah'a söverse kâfir olur, bunun hükmü gerek ciddi olsun gerekse şakadan olsun aynıdır."
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"....Allah'la,  ayetleriyle,  peygamberleriyle mi alay ediyordunuz? Özür beyan etmeyin.' İnandıktan sonra küfre girdiniz."  (Tevbe: 65-66)
Bu, kesin doğrudur.

İbni İshak, Ebi Aliye'den zikrederek şöyle dedi: “Tester şehrini fethettiğimizde, şehrin kralı Hürmüzan'ın hazinesinde bir divan üzerinde ölü bir adam ve başının yanında da bir kitap bulduk. Kitabı Ömer’e götürdük. Hemen Ka'b'ı çağırdı ve kitabı Arapça'ya tercüme ettirdi. Ben onu okuyan Araplardan ilkiyim. Onu Kur'an'ı okuduğum gibi okudum. Onda sizin yapacağınız işler ve konuştuğunuz sözler hakkında bilgiler var. Ben dedim ki: Bu adama ne yaptınız? Dedi ki: Gündüz onüç tane farklı kabir kazdık. Gece olunca onu gömdük ve insanlar bulmasınlar diye kabirlerin hepsini eşitledik.
Dedim ki: Ondan ne istiyorlar?
"Yağmur yağmadığında bu adamı dışarı çıkarınca; yağmur yağardı" diye cevap verdi.
"Bu adamı kim zannediyordunuz? diye sorunca:
"Daniel" dedi. Bunun üzerine ben:
"Kaç senedir ölü?" dedim.
"Üçyüz sene" dedi.
"Kendisinden hiçbir şey değişmedi mi? diye sordum."
“Ensesindeki kıllar hariç bir şey değişmedi. Muhakkak nebilerin etlerini yer çürütmez ve onlara aslanlar yiyemez."
Bu kıssada Muhacir ve Ensarın fitneye düşmemek için kabri gizlemesi vardır. Ondan sonra gelenler bu adamı bulsalardı onu korumak için kılıçla müdafaa ederler ve ona ibadet ederlerdi. Çünkü onlar, seviyesi ondan daha aşağı olan kimselerin mezarlarını tapınak haline getirdiler. Sahabe radıyAllahu anhum tevhidi korumak ve şirke düşmemek için bu hususta çok titiz davranmışlardır. Ömer b. Hattab radıyAllahu anh'ın, gölgesinde Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e biat edilen ağacı kestirmesi bu konuda en bariz misaldir. Ömer radıyAllahu anh insanların bu ağaca gittiklerini görmüş ve sebebini sorduğunda şöyle denilmiştir:
"Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem orada namaz kıldı. Onun için namaz kılıyorlar." Bunun üzerine Ömer radıyAllahu anh:
"Sizden öncekilerin helakinin sebebi, nebilerinin izlerini takip edip biat edilen yerleri ibadet yerleri kılmalarıdır. Sizden kim bu mescitlerden geçerse namazı kılsın, oraya özellikle gitmesin."

 94-(Ahmed, Tirmizi, Hakim Sahih senedle}
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |