Allahın kanunlarını uygulamamanın hükmü
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Eylül 2019, 00:04:41


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Allahın kanunlarını uygulamamanın hükmü  (Okunma Sayısı 4172 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« : 22 Temmuz 2015, 20:13:50 »

                                                                             Allah (C.C)'IN KANUNLARINI UYGULAMAMANIN HÜKMÜ

A - HÜKÜM KİMİN VE MUHAKEME OLMA KİME?

İslâm'ın nazarında yeryüzünde ve gökte hakimiyet sultası Allah'tan başka hiç kimsenin değildir. Ve bu hakimiyette başka hiç bir kimseye de pay yoktur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Allah O'dur ki; O'ndan başka ibadete lâyık ilâh yoktur. Dünyada ve Ahirette hamd O'nundur. Hüküm de O'nundur. Ve O'na döndürüleceksiniz."                                                         (Kasas: 70)

"Hüküm vermek yalnız Allah'a aittir. Kendisinden başkasına değil yalnız O'na ibadet etmenizi emretmiştir. İşte dosdoğru olan din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler."   (Yusuf: 40)

"Evvelde de ahirde de emir Allah'ındır."  (Rum: 4)

Hüküm ve yasamanın yalnız Allah'a ait olması tevhidin bir gereğidir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Allah hüküm koymada kendisine ortak kabul etmez."  (Kehf: 26)

Edva-ül Beyan'da bu ayetin tefsiri şöyledir:
"Allah yasama içinde hiçbir ortaklık kabul etmez. Helâl Allah'ın helâl kıldığı, haram da Allah'ın haram kıldığıdır. Hiç kimse bu sınırları karıştıramaz. Bu ölçülerin aksini iddia ederek, Allah’a hüküm vazetmede ortaklık taslayamaz. Kanun ancak Allah'ın koyduğu kanundur. Bunun dışında ölçü koymak Allah'a isyandır. Şirkin ta kendisidir. Allah'ın bu ayetinde hüküm kavramı her türlü iş ve insanlar arasında cereyan eden münasebetleri kapsamaktadır. Yani hüküm hayatın her yönünü içine alır. Bu manayı destekleyen diğer ayetlere gelince:

"İhtilafa düştüğünüz her meselede hüküm verecek olan Allah'tır."  (Şura: 10)

"Yalnız Allah'ın hükmüne davet edildiğiniz zaman kabul etmiyorsunuz. Fakat şirk unsuru olan başka hükümler bahis konusu olunca kabul ediyorsunuz.

Oysaki hüküm yalnız her şeye gücü yeten Allah'ındır."   (Mü'min: 12)

“Cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar. Şeksiz ve şüphesiz inanan bir kavim için Allah’tan daha iyi hüküm veren kim vardır?”      (Maide: 50)

“De ki: “Size hak ile batılı apaçık beyan eden kitabı indirdiği halde (aramızdaki ihtilafı çözmek için) Allah’tan başka hakem mi arayacağım?”  (En’am: 114)
İslâm devleti bu esaslara dayanır.
İslâm, ferdi veya zümre olsun hiçbir beşeri güce yasama hakkı ile egemenliği tanıyarak insanları kendilerine kul ettirmek suretiyle itaate zorlamalarına izin vermez. Bu hak yalnız tüm alemlerin yaratıcısı olan Allah'a aittir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Diyorlar ki: "Hüküm vaaz etme işinde bize bir pay var mı?" De ki: "Emir ve hüküm yalnız Allah'a mahsustur."  (Al-i İmran: 154)
"Diliniz yalana alışmış olduğu için her şeye bu haram bu helal demeyin. Zira Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise şüphesiz kurtuluşa erişemezler."  (Nahl: 116)

Kanun koyma hakkı yalnızca Allah'a aittir. Bunda peygamber dâhil hiç kimseye en ufak bir pay yoktur. Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem ancak kendisine Allah tarafından vahyedileni bildirmiştir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
Ben ancak bana vahyolunana tabi oluyorum. (Yunus: 15)
Allah'ın rasulü bize Allah'ın emirlerini getirdiği için kendisine itaat ediyoruz. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Biz rasullerden hiç kimseyi, ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir gaye ile göndermedik" (Nisa: 64)

“Allah'ın kendisine kitap, hüküm ve nübüvvet verdiği insanoğlunun: "Allah'ı bırakıp da bana kul olun" demesi düşünülemez. Fakat kitabı öğrettiğinize ve okuduğunuza göre: "Rabbaniler olun" der.” (A-li İmran: 79)

Kişinin Müslüman sayılabilmesi için şöyle iman etmesi gerekir:
Allah vardır ve kemal sıfatlara sahiptir. Yarattıklarının hiçbirine benzemez. Hiçbir şey O'nun dengi ve benzeri değildir. Âlemlerde, yerde ve gökteyalnız O, yasama hakkına sahiptir. Buna göre kim kendinde teşride bulunma (kanun koyma) hakkını görürse o, Allah'a şirk koşmuştur. Ve inkâra girmiştir. Heva ve hevesini ilâh edinmiştir. Allah'a ve Rasulüne inandığını iddia etse bile...

Kâfir oluşunun sebebi: Allah'ın evet yalnız ve yalnız Allah'ın olan kanun ve nizam koyma hakkına kendisini yetkili gördüğü içindir.
Firavun kavmine: "Size benden başka ilâh tanımıyorum."(Kasas:28) derken kendisinin kâinatı yarattığını söylemek istemiyordu. Veya güneş, ay, rüzgâr, Nil'in taşması gibi varlık ve olayları kendisinin yaratıp üzerlerinde tasarrufu (hakimiyeti) olduğunu vurgulamak istemiyordu. Ve insanların tapması bu manada ve bu çerçevede değildi. İlâhlık iddiasında bulunurken yalnız kendisine itaat edilmesini istiyordu. İşte Firavun’un ilâhlık taslaması bu noktada aranmalıdır. Çünkü tüm mısırlılar biliyorlardı ki Firavun’un kâinatta herhangi bir hakimiyeti söz konusu değildir. Çünkü o da diğer insanlar gibi doğmuş ve onlar gibi büyümüştü. Güneş, ay, rüzgâr gibi unsurların üzerinde hiçbir hakimiyeti söz konusu değildi. Bütün bunları o günkü Mısır halkı da biliyordu. Ama Firavun’un emirlerine itaat ettikleri için ilâhlığı ona tanımış oldular. İşte böylece kim insanlar için kanun koymaya yeltenirse Firavun gibi ilâhlığa kalkışmış olur ve kim de böyle birine itaat ederse ona ibadet etmiş sayılır.

B – Allah (C.C)'IN KANUNLARINDAN BAŞKA KANUNLARA MUHAKEME OLMANIN HÜKMÜ:

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Hayır, Rabbine ant olsun ki; aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar.”   (Nisa: 65)

İbn Cerir et-Taberi bu ayeti şöyle tefsir ediyor:
"Allah-u Teâlâ kendi adına yemin ederek Rasulune diyor ki: "Aralarında ihtilafa düştükleri bütün meselelerde seni hakem tayin etmedikçe sonrada senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe, bana ve sana, indirdiğim kitaba inanmış olmazlar.(67 )

İbni Kesir bu ayeti şöyle tefsir ediyor:
"Allah-u Teâlâ Kerim ve Mukaddes nefsine yeminle; bütün işlerde Rasulullah'ın hükmüne başvurmadıkça kimsenin iman etmiş olamayacağını bildiriyor. Çünkü O'nun hükmü hakkın ta kendisi olup buna zahiren ve batinen uyulması gerekir. (68 )
Seyyid Kutub bu ayetin tefsirinde şöyle diyor:
"İnsanlar Allah'ın kanunlarına muhakeme olma-dan iman etmiş olmazlar. Bu hükümler daha sonra Kur'an ve sünnet ile kıyamete kadar devam edecektir. Hatta sadece Allah'ın ve Rasulullah'ın hükmü ile hükmetmeleri de Müslüman olabilmeleri için yetmiyor. Allah'ın ve Rasulullah'ın verdiği hükümleri gönül hoşnutluğu ve rızası ile kabul etmeleri ve boyun eğmeleri de gerekir.
İşte imanın şartı ve İslâm’ın sınırı budur...
Yine Allah-u Teâlâ onlara diyor ki:
Tağuta(69) muhakeme olmak isteyenlerin Allah'a ve Rasulullah'a iman hususundaki bütün iddiaları boş bir laf olmaktan ileriye geçmez. Doğrudan doğruya yalan bir iddiadır bu... Bu iddianın yalan oluşunun delili tağuta muhakeme olmayı kabul etmeleridir.(70 )

Başka bir ayeti kerimede Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"(Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur'an'a ve Sen'den önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tağuta (İslâm’ın dışındaki bütün sistemler ve kanunlar) muhakeme olmayı istiyorlar. Oysa onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister."  (Nisa: 60)                                          

İbni Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle diyor:
"Bu ayeti kerime, Kur'an'a ve Kur'an'dan önce indirilenlere iman ettiğini iddia ettiği halde aynı zamanda tağuta muhakeme olmak isteyenlerin iman iddialarını reddedip bu kişilerin iman iddialarında yalancı olduklarını bildiriyor."(71 )
Seyyid Kutub bu ayeti şöyle tefsir ediyor:
"Bu acayip hale bakmaz mısınız? Bir kavim... İmanlı olduğunu iddia ediyor... Sonra bu iddialarını bir anda yıkıveriyorlar.
"Sana ve senden önce indirilenlere inandığını iddia ediyor. Sonra da sana ve senden önce indirilenlerle hükmetmiyorlar. Başka nizamlara, başka sis-temlere başka tağutlara muhakeme olmak istiyorlar. Sana ve senden öncekilere indirilenlere inanmayan, tanımayan tağuta muhakeme olmak istiyorlar. Sana ve senden öncekilere inenlerle ilgisi bulunmayan, bilakis düşman olan tağuta muhakeme olmak istiyorlar. Sana ve senden öncekilere inenlere hiçbir ölçü ve kaideye sahip olmayan tağuta... Bu sebepten dolayı o tağuttur. Uluhiyyet iddiasında bulunduğu için. Aynı zamanda O ele alınacak bir ölçüye de sahip değildir. Onlar bunu bilmeyerek veya iyi zannıyla değil yakinen ve tamamen onunla hükmedilmesinin yasak olduğunu bildikleri halde istiyorlar. "Oysa onu reddetmekle emrolunmuşlardı."

Bu durumda zan ve cehalet yok... Kasten ve bilerek yapıyorlar... Bunun için sana ve senden öncekilere indirilenlere iman etmiş (!) olma iddiaları doğru değildir! Evet, şeytan onları delalet çukuruna yuvarlamak istiyor. Kurtuluş ümidi olmayan delalete…
"Şeytan onları uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor." İşte tağutla hükmetmek isteyişlerinin gerisindeki gizli sebep... Bu isteklerinden dolayı onlar imanın sınırından kapı dışarı eden gizli etken!... Belki uyanır da geri dönerler diye Allah bu sebebi onlara açıklıyor... Müslümanlara da açıklıyor. Bu isteğin gerisinde nelerin ve kimlerin saklandığını anlasınlar diye... (72 )

C-Allah (C.C)'IN İNDİRDİKLERİYLE HÜKMETMEYENLERİN HÜKMÜ:

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir."             (Maide: 44)

"Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir."           (Maide: 45)

"Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir."            (Maide: 47)

Bu ayetlerin nüzul sebebi hakkında alimler arasında bir kaç görüş vardır: Bazı alimler bu ayetlerin Yahudiler hakkında nazil olduğunu söylemişler, bazıları ise "kâfirler" sözünün Müslümanlar, "zalimler" sözünün Yahudiler "fasıklar" sözünün Hıristiyanlar hakkında nazil olduğu görüşündedirler. Bir kısım alimler ayetlerin Müslümanlar hakkında nazil olduğunu söylerken, diğer bir kısmı da tüm kâfirler hakkında nazil olduğunu" söylemişlerdir.
Fakat bütün alimler şunda ittifak etmişlerdir ki: Ayetlerin nüzul sebebi ne olursa olsun hükümleri Müslümanları da kapsamına alır. Çünkü ayetlerin kapsadığı genel manaya bakılır, nüzul sebebine değil...

İbn Kesir şöyle diyor:
"Hasan el-Basri: Bu ayetler ehli kitap hakkında nazil oldu. Ama bize de uygulanır.
Abdürrezzak Süfyan-ı Sevri'de o da Mansur'dan o da İbrahim en-Nehai'den naklen:
"Bu ayetler beni israil hakkında nazil oldu ve Al-lah bu ümmeti de kapsamına aldı." (73 )

Şeyh Sadık Hasan Han sahih bir senetle Huzeyfe'den diyor ki:
"Bu ayetler zikredildiği zaman, bir adam: "Bunlar Beni İsrail hakkındadır." dedi. Huzeyfe’de: "Beni İsrail size ne güzel kardeş oldu. Tatlı olan her şey size, ama acı olduğunda onlara... Hayır, vAllahi siz de onların yollarını adım adım takip edeceksiniz." İbn-i Abbas'ta da aynı şey geçer, (74 )

Şeyh Cemaleddin Kasımıy tefsirinde şöyle diyor:
"İsmail el-Kadiy Ahkâm-ul Kur'an'da diyor ki:
"Ayetlerin zahiri, Yahudilerin yaptığını yapan dolayısıyla Allah'ın hükmü dışında hüküm koyan, bunu kanun edinerek bununla amel eden kişinin Yahudiler hakkında inen hükme tabi olduğunu belirtiyor. Bu kişi ister hükmeden ister bir başkası olsun."(75 )
Şankitıy(76 ) şöyle diyor: Mukeyyide (Allah ondan razı olsun): "Ayetlerin dizilişi "Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir." Ayetinin Müslümanlar hakkında indiğini gösteriyor. Çünkü Allah-u Teâlâ ondan önce Müslümanları muhatap alarak: “İnsanlardan değil benden korkunuz ve ayetlerimi az bir ücret karşılığında değiştirmeyin” diye buyuruyor."(77 )

Şeyh Sadık Hasan Han şöyle demektedir:
"Kim Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse" sözündeki "kim" genel bir sözdür. Bu nedenle bu ayetin hükmünü bir toplulukla sınırlandıramayız. Kim olursa olsun, İslâm’ın dışında bir şey ile hükmederse kâfirdir. Bu tefsir en uygun olanıdır. Suddi radıyAllahu anh de böyle diyor. Ve devamla, İbn Mesud, Hasan ve Nah'i:
“Bu ayetler geneldir. Yahudilerden olsun bu ümmetten olsun her kim rüşvet yiyip Allah'ın hükmü haricinde bir hükümle hükmederse muhakkak kâfir olmuştur, zalim olmuştur, fasık olmuştur.” dediler.
Böyle anlaşılması daha uygundur. Çünkü sözün genelleştirilmesine itibar edilir, özel sebeplere değil." (78 )
Bu ayetler Yahudiler hakkında nazil olmuştur ama onlarla sınırlı değildir. Çünkü sözlerin geneline itibar edilir, nüzul sebebine değil... Zira "kim" kelimesi şart edatı olması nedeniyle umumu kapsamaktadır. Dolayısıyla bu yüce ayetler, Allah'ın hükmü olan kitap ve sünnet ile hükmetmeyen herkesi kapsar. (79 )

Mücahid radıyAllahu anh şöyle diyor: "Ayet bu noktada genelleştirilir."
İbni Mesud ve Hasan da:
"Bu ayetler genel olarak Allah'ın hükmü ile hükmetmeyen herkes içindir. İster Yahudi, ister kâfir, ister Müslüman olsun" demektedir. (80 )
Allame Kasımi, "Tenbihat" başlığı altında dördüncü maddede şöyle diyor: "Müslim Berra'dan nakletti: Allah-u Teâlâ'nın buyurduğu: "Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse" şeklindeki üç ayet tüm kâfirleredir. Ebu Davud’da İbn Abbas'dan şu şekilde rivayet etmiştir: "Bu ayetler Yahudiler (Kurayza ve Nadir) hakkındadır... Ama bu, başkalarının bu ayetin kapsamı dışında olduğu anlamına gelmez. Çünkü sözlerin genelleştirilmesine itibar edilir, özel sebeplere değil... "Kim" kelimesi de bir şart edatıdır, dolayısıyla umumu muhatap alır. Kim olursa olsun Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler bu hükme dahildir." (81 )

Hükmedenlerin Sınıflandırılması:
Alimlerin görüşlerinden dört kısım hakim çıkarabiliriz:
1) Allah'ın şeriatıyla hükmedip, hükümlerini tam olarak infaz eden ve hiçbir şeyde İslâm şeriatının dışına çıkmayan hakim.
2 ) Allah'ın şeriatıyla hükmedip bazı konularda yanlış içtihaddan dolayı hataya düşen hakim.
3 ) Allah'ın şeriatıyla hükmetmesine rağmen, bazı meselelerde nefsine ve hevasına uyduğundan, Allah'ın hükmünü tatbik etmeyen hakim.
4 ) Allah'ın şeriatıyla hükmetmeyen hakim iki kısımdır:
I) Allah'ın şeriatı olmayan hükümleri “İslâm şeriatıdır” diye iddia eden hakim.
II) Tatbik ettiği hükümlerin İslâm olmadığını, beşeri ve nefsi olduğunu itiraf eden hakim.
Alimlere göre bu sınıflardaki hakimlerin İslam’a göre hükümleri şöyledir:
1 - Birinci gruptaki hüküm sahibinin müslüman olduğu üzerinde hiç bir ihtilaf yoktur, olamaz da.
2 -İkinci gruptaki hüküm sahibi de ittifakla Müslümandır. Hatalı içtihat yaptığı için bir ecir alır. Yalnız burada şu şartlar söz konusudur: İçtihadı fer'i meselelerde olmalı, usulde ve herkesin bilmesi gereken dini meselelerde olmamalı ve bu konuda yeterli araştırma yaparak iyi düşünmüş olmalıdır.
3 - Üçüncü gruba dahil olan hüküm sahiplerine gelince selefi salihinin (sahabeler) radıyAllahu anhum bunlara dair bir çok sözü vardır. Buna göre bu gruptaki hakimler kâfirdir. Ama bu küfür onları İslâm milletinden çıkarmaz. (Ehli sünnete göre) bu gruptaki hakim asidir, haramkârdır.

Alimlerin buna dair görüşleri:

Tavus ve diğerleri: "Bu, islam milletinden çıkartan küfür değil, ancak bu küfür başka bir küfürdür."
İbni Cerir: "Alim Ata diyor ki: Bu küfür başka küfür, bu zulüm başka zulüm, bu fısk başka fisktır" diyor.
İbni Abbas: "Kim Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse kâfirlerin tâ kendileridir" bu düşündüğünüz gibi insanı İslam milletinden çıkartan küfür değildir." (82 )
Kurtubi: "Heva ve hevesine uyup, isyan ederek Allah'ın hükmü dışında bir hüküm verirse  haramdır. Ehli sünnet itikadına göre mağfiret umulur." (83 )
Sankıtiy: "Haram ve kötü bir şey istediğinin inancını taşıyarak Allah'ın hükmü dışında bir hüküm verirse, bunun küfrü, zulmü, fıskı onu İslâm milletinden çıkarmaz."( 84)

İbnu Ebu el İz: "Kişi bir meselede inanır, buna rağmen olaya başka bir hükümle hükmederse asi olur, buna mecazi küfür veya küçük küfür denir. Yalnız bu kimsenin haramından dolayı Allah katında azabı hak ettiğine inanması gerekir."(85 )

İbn’ül Kayyım: Eğer bir meselede Allah'ın hükmünün uygulanması gerektiğine inanır ve buna rağmen başka bir hüküm verirse bu küçük küfürdür." (86 )
Selefin (sahabelerin) radıyAllahu anhum sözlerini iyi inceleyen bir araştırmacı, Selefin yalnız tek bir meselede Allah'ın hükmünü tatbik etmeyen kişiyi sözlerine muhatap kıldıklarını görür. Bu meselede Allah'ın hükmünü değiştirmek değil uygulamamak söz konusudur. Selefin tüm sözleri de, bu durumdaki bir hakimin İslâm milletinden çıkmayacağı noktasındadır. Yalnız dikkat edilmesi gereken husus şudur ki; burada hakim Allah'ın hükmünü değiştirmemekte, sadece olaya tatbik etmektedir. (Yoksa heva ve hevesinden kaynaklanan beşeri bir takım kanunları hayat nizamı olarak toplum hayatına tatbik eden bir hakime şimdiye kadar İslâm tarihinde rastlanmamıştır.)

Örneğin; bir hırsızlık hadisesini düşünelim. Burada hakim Allah'ın hükmünü değiştirip "Hırsızlığın cezası şu değil bu" demiyor, suçluyu kayırarak onun hırsızlık değil hile yaptığını karara bağlıyor. Oysa ki, hakim suçlunun hırsızlık yaptığının farkındadır. Ve gereken şer'i cezayı vermesi gerekmektedir. Hakim yeni bir ölçü getirmiyor. Buna rağmen İslâm milletinden çıkması için bazı şartlar gerekir.

Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi diyor ki: "Sahabe (Allah kendilerinden razı olsun) devrinden şu kötü günlerimize kadar, İslâmi hükümetler halka hükmediyorlardı. Onlar da Allah'ın hükümlerine bağlı idiler. Bu çerçevede hükümetlerden biri İslâm şeriatına aykırı bir davranışta bulunursa, bu söz konusu hükümet için hata işleyen müslüman bir fert gibi Allah'tan korkarak ve halktan çekinerek, utanarak vuku bulurdu. Ama İslâm’ın kontrolünden çık-mayı ilân etme, dini devlet işlerinden soyutlama (tecrit etme) İslami siyasetten, idareden koparıp atma, yeni bir sosyal düzen arama, ecnebileri taklit etme fikri, ne kadar fasık olursa olsun hareketlerinde ne kadar haram işlerse işlesin hiç bir Müslüman hükümetin kafasına takacağı, düşüneceği bir şey değildi."(87 )
Üçüncü gruba dahil olan hakimlerin Müslüman sayılabilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekir. Bunlardan biri eksik olursa mürted olur...
1 - Allah'ın hükmünü uygulamamak muayyen tek bir meselede olmalı ve bu meselede verilen İslâm dışı hüküm hayatın pratiğine bir değer yargısı olarak yerleştirilmemelidir.
2 - O meselede asıl verilmesi gereken hükmün Allah'ın hükmü olduğuna dair imanın tam olması.
3 -Kişinin Yaptığı şeyin haram ve kötü olduğuna inanması.
4 - Hüküm verme veya Allah'ın hükmünü uygulama hususunda serbest olduğuna itikat etmemesi.
5 -Allah'ın hükmünü küçümsememesi gerekir.

Hakimlerin dördüncü kısmı: Allah'ın şeriatini bir yana bırakıp, beşeri kanunlarla hükmedenler. Bunlar iki kısımdır.
1) Allah'ın şeriatı olmayan hükümleri O’nun şeriatından olduğunu iddia eden, Allah'ın şeriatını değiştirdiği için kâfirdir.
Kurtubi diyor ki: "Kendi getirdiği hükümlere Allah'ın hükümleridir diyen kimse Allah’ın hükmünü değiştirdiğinden küfre girer." (88 )
2 ) Bir araya getirip uygulamaya koydukları Allah'ın şeriatına muhalif kanunların kendi heva ve heveslerinden veya insanların heva ve heveslerinden kaynaklandığını ve toplumları için bunu uygun gördüklerini itiraf eden hakimler. Bunlar şüphesiz kâfirdir. Asıl günümüzde söz konusu olan bu güçler tüm islâm alimlerinin ittifakıyla İslâm milletinden değildir.

Çünkü birinci olarak: Kitap ve sünnetin dışında bir hüküm istediği veya bunların dışında bir şeye muhakeme olmak istediği için şeksiz şüphesiz kâfirdir.
İkinci olarak: Allah'ın indirdiği ile hükmetmenin gerekliliğine inanan kişi ile Allah'ın indirdiklerini inkâr eden arasında fark vardır ama ikisinin hükmü de küfürdür. Biri Allah'ın hükmünü kabul etmekle beraber, onunla hükmetmenin gerekliliğine inanmamakta, başka kanunlarla da hükmetmenin caiz olduğunu savunmaktadır.
Örneğin; “Cahiliyle hükmünün Allah'ın hükmü gibi insanlara uygulanmasının caiz olabileceğine” inanan kimse; velev ki yürürlüğe koyduğu kanunlar Allah'ın hükmüne uygun olsa bile, böyle düşündüğü için, kâfirdir… İnkâra gelince bu bizzat küfürdür. Bu kişi Allah'ın hükmüyle hükmetse bile kâfirdir.
İbni Kayyım diyor ki: "Bazıları ayeti, Allah'ın indirdiklerini inkârlarından ötürü uygulamayanlara te'vil ediyorlar, İkrime gibi. Zaten inkârın kendisi küfürdür, Allah'ın indirdikleriyle hükmetse de." (89 )

Üçüncüsü: Allah'ın kanunundan başka bir kanun koymuş ve bununla amel etmeyi meşru saymıştır. Kitap ve sünnet dışında bir şeye muhakeme olanlara ilişkin alimlerin görüşlerini zikrettik. Şimdi ise Allah'ın hükümlerini uygulamadan kaldırmanın gerekliliğine inanan veya toplumuna nefsinden kaynaklanan düsturlar vazeden veya başkalarının vazettikleri hükümleri caiz görenlere ilişkin, alimlerin naslara dayalı görüşlerini sunuyoruz.

İbni Kayyım: "Allah'ın hükmü olduğunu bilmekle beraber, eğer, bununla hükmetmenin gerekmediğine veya bununla hükmedip hükmetmemede serbest olduğuna inanıyorsa bu büyük küfürdür." (90 )

Tahavi Akidesi Şerhinde İbn Ebul İz diyor ki: "Burada hatırlatılması gereken bir durum vardır ki Allah'ın indirdikleri ile hükmetmemek İslâm milletinden çıkartan bir küfürdür. Hakim, Allah'ın hükmünü bilmekle beraber, bununla hükmetmenin gerekmediğine veya bununla hükmedip hükmetmemede serbest olduğuna inanıyorsa ya da küçümsüyorsa yaptığı büyük bir küfürdür." (91 )

Ahkâmül Kur'an'da İsmail Kadı şöyle diyor:
"Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir" ayetinin zahiri, Yahudilerin yaptıklarını yapan ve Allah'ın hükmüne muhalif bir hüküm çıkarıp, onu din (kanun) edinenin, Yahudiler için geçerli hükme tabi olduğunu gösteriyor. Bu kişi hakim veya başkan olsun fark etmez." (92 )
İbn-i Kesir: "Onlar cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar? İnanan bir kavim için Allah'ın hükmünden daha güzeli hangisidir?" ayetinin tefsirinde diyor ki:
"Allah-u Teâlâ, her hayrı kapsayıcı, her şerri yasaklayıcı hükmünden yüz çevirip bunun dışında cahiliyede olduğu gibi, kişilerin görüşlerine dayanan hevalarını ve delalet ve sapıklığı ifade eden değer yargılarına ya da taraftarların siyasi hayatında olduğu gibi çeşitli din karışımı ve beşeri görüşlerden meydana gelen Cengiz Han'ın vazettiği "Ye'sak" gibi İslâm dışı hükümlere yönelenin imanını kabul etmi-yor. Böyle davranan kâfirdir. Onunla, büyük küçük her meselede Allah'ın hükmüne dönünceye kadar savaşmak lâzımdır."(93 )
 
67-(Taberi Tefsiri 15/158)
68-(İbni Kesir Tefsiri 5/502)
69-(Tağut; İslâm’ın dışındaki bütün sistemler ve kanunlardır.)
70-(Fi zilâli’l Kur'an 5/115)
71- İbni Kesir Tefsiri 5/304)
72- (Fizilali’l Kur'an 5/126)
73- (İbni Kesir Tefsiri 1/60)
74- (Fethu’l Beyan 3/30 ayrıca bkz. Tefsiri Kurtubi)
75-(Mehasinu’t Te'vil Tefsiri s: 200)
76-(Tevhid ehli değil)
77-(Edvau’l Beyan 2/92)
78-(Fethu’l Beyan 3/30)
79-(Fethu’l Beyan 3/30)
80-(Kurtubi Tefsiri s:2187)
81-(Mehasinu’t Te’vil Tefsiri s:1999)
82-(İbni Kesir Tefsiri 1/61)
83-(Kurtubi Tefsiri S:02187)
84-(Edvau’l Beyan 2/97)
85-(Tahavi Akidesinin Şerhi s:363)
86-(Medaricu’s-Salikin 1/336)
87-(Âlem, ilim, akıl ve Allah 4/292)
88-(Kurtubi Tefsiri S : 02188)
89-(Medaricu’s Salikin 1/336)
90-(Medaricu’s Salikin 1/337)
91-(Akidetu’t Tahaviye şerhi-İbni Ebul İzz8:363)
92-(Mehasinu’t Te'vil s: 200)
93-(İbni Kesir Tefsiri 2/67)






Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |