4. İslamn Koruduğu Hayat İçin Gerkli Olan Değerleri Asrımızın Yesakı Yok Etmiştr
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Eylül 2019, 23:19:13


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: 4. İslamn Koruduğu Hayat İçin Gerkli Olan Değerleri Asrımızın Yesakı Yok Etmiştr  (Okunma Sayısı 5502 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 815


« : 15 Temmuz 2015, 19:57:59 »


Zamanımızda Tatbik Edilen Asrımızın Yesakından (Beşeri Kanunlardan) Bazı Örnekler

Dördüncüsü: İslam’ın Koruduğu Hayat İçin Gerekli Olan Değerleri Asrımızın Yesakı Korumayıp Yok Etmiştir


Allah-u Teâlâ, rahmeti gereği bizlere, insanlar için zararlı olabilecek her şeyi ortadan kaldıran ve insanların maslahatına olan şeyleri koruma altına alan bir şeriat (kanun) indirmiştir. İşte bu, İslam şeriati (kanunları) dir.

İslam alimleri, İslam şeriatinin koruma altına aldığı, hayat için gerekli değerlerin sayısını altı olarak belirle-mişlerdir. Bu altı değer korunmadan insan hayatının düzenli bir şekilde devam etmesi mümkün değildir, hayatın düzeni bozulur, fesat çoğalır, böylece düzensizlik ve boz-gunculuk hakim olur.

İslam’ın koruma altına aldığı değerler sırasıyla şöyledir: Din, Can, Akıl, Irz (namus), Mal, Neseb (soy).

Bunları öğrendikten sonra asrımızın yesağı olan zamanımızdaki beşer kanunlarının, hayat için gerekli olan bu değerleri gece gündüz yok etmeye ve bozmaya çalışan kanunlar olduğunu da bil! Fakat ben yine de beşer anayasasının kokuşmuş bazı kanunlarından örnekler vererek bu konudaki hakkı sana açık ve net bir şekilde ortaya koyacağım. Böylece bu kanunların ne kadar habis, ne kadar alçak ve ne kadar saçma kanunlar olduğunu inşeAllah daha iyi göreceksin.

Kayıtlı
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 815


« Yanıtla #1 : 15 Temmuz 2015, 19:59:55 »

a - Beşeri Kanunlar (Asrımızın Yesakı) İslam Dinine Değer Vermez. Tevhid Milletiyle Alay Eder. Şirk ve Şirk Ehlini Korur:

Tevhid inancı üzerine bina edilen İslam dini, İslam şeriatinin koruduğu, hayat için gerekli değerlerin ilki ve en önemlisidir. İslam şeriati (kanunları), bu dini korumak ve onu bozan her şeyden uzak tutmak için gelmiştir. Bu sebeple, insanların dinleri konusunda fitneye yani; şirke düşmemeleri için şirk ve şirk çeşitlerinden insanları sakındıran birçok ayet inmiş ve hadisler rivayet edilmiştir.

İslam’da durum böyle olmasına rağmen acaba beşeri anayasanın, hayat için çok önemli olan tevhide karşı tavrı nasıldır?

Beşeri anayasa (asrımızın yesakı) şöyle demektedir:

“İnanç hürriyeti serbesttir.”

Asrımızın yesağındaki bu kanuna göre; bir müslüman, dilerse dininden irtidat ederek yahudi, hristiyan, putperest, laik veya komunist olabilir. Bu, o kişiye verilmiş şahsi bir hürriyettir ve anayasa (asrımızın yesağı) bu hürriyeti korur.

İnsanların hayatına ve ortama bakarak, beşeri anayasanın bu hürriyeti koruduğunu açıkça görmek mümkündür.

Öyleki her zaman ve her yerde, hüviyetlerinde islam yazılı, kendilerine müslüman ismini vermiş zındıklar görmekteyiz... Bunlar gece ve gündüz İslam şeriatiyle alay etmekte, Allah-u Teâlâ'nın emir ve yasaklarını hafife almakta ve hatta bunların değerini düşürmektedirler. Beşeri kanunlarda (asrımızın yesağında) bunları cezalandıracak bir kanuna rastlamak mümkün müdür acaba? Bunları cezalandıracak bir kanunun olması bir yana beşeri kanunlar böyle zındıkları korumakta, onların hürriyetlerini sağlamakta, onların kanlarını korumakta ve hatta onların kanını helal kılan kimselerin kanlarını helal kılmaktadır. Her fırsatta İslam aleyhine yayınlar yapan dergi, gazete, kitap, televizyon vs.ye izin veren, yaptıkları sebebiyle onları tebrik eden acaba kimdir? Onlar, beşeri kanunları (anayasayı) koyanlar değil midir?

Şu bir gerçektir ki, beşeri kanunları koyanlar, kanunlarında İslam dinine kesinlikle itibar etmezler. Onların kanunları İslam dinini ve tevhid milletini yok eden, irtidat cezasını iptal eden, küfür kapılarını ardına kadar açan kanunlardır. Bu kanunların bütün maddeleri baştan sona kadar gözden geçirilse yine de İslam dininden dönüp irtidat etmenin küfür olduğuna veya İslam dininden dönenlere verilecek çok küçük de olsa bir cezai maddeye rastlamak mümkün değildir. Çünkü beşeri kanunlara göre, İslam’dan dönüp irtidat etmek suç değil, bilakis şahsi bir hürriyettir. Asrımızın yesağının mürtedleri koruyan bu tür kanunlarının yanında, şekilleri ne olursa olsun şirki ve müşriklere dostluğu önerip destekleyen, onların batıl inançlarını muhafaza altına alan, bu batıl inançlarını açıklamalarına, onlara davet etmelerine ve sapık inançları hakkında kitaplar yazıp yaymalarına izin veren kanunları da vardır. Üstelik bu kanunlar sadece hristiyanlık ve yahudilik dinleri için değil bütün dinler için geçerlidir. Dolayısıyla bu beşeri kanunlar, tevhid inancına ters, bu inanca savaş açan bütün kâfir, müşrik ve putperestlerin değişik inanç ve fikirlerini, şirk törenlerini, tevhid inancı aleyhine yazılmış kitaplarını korumakta, müslümanlarla müşrik ve putperestleri eşit tutmakta ve irtidat kapısını sonuna kadar açmakta fakat bu kapıyı kapatmaya çalışanları ise cezalandırmaktadır. 

Tevhidin rükunları yıkılarak yerine inşa edilen, şirk ve putperest kanunlarıyla dolu asrımızın yesağı; beşeri anayasayı, kanunlarını, bu kanunları koyan tagutları ve bu kanunları zorlama olmaksızın hayatlarına aktaran kâfirleri tekfir eden, onlarla dost olmayı red eden hak tevhide, mümin ve muvahhidlere karşı savaş açmıştır. Zaten bundan başka bir şeyin olması da düşünülemez.

Beşeri kanunları toplumlarına hakim kılan ve onları benimseyenlerin; bu kanunları yok etmeye çalışan, onlara buğzeden, onları destekleyenleri tekfir eden tevhid davetini kabul etmeleri hiç düşünülebilir mi?

Elbette düşünülemez. Çünkü bu kanunlar ancak tek gözlü ve topal bir tevhidi, yani; bu asrımızın yesaklarının batıllığına karşı çıkmayan, onları tekfir etmeyen, onlara itaat edenleri reddetmeyen, onların tağut olduğunu söyleyerek reddedilmeleri gerektiğini söylemeyen bir tevhidi kabul eder ve ondan razı olur. Razı oldukları eksik, tek gözlü ve topal tevhide göre tağut; İblis, cinler, şeytanlar, taşlar ve mezarlıklardan başka bir şey değildir. Tağutların, beşeri kanun koyucularının ve bu beşeri kanunlarla hüküm veren hükümetlerin razı oldukları tevhid, işte budur! Onlar bu şekildeki bir tevhide inananlara karşı gelmez, zarar vermez ve savaş açmazlar. Zaten onların da istediği böyle bir tevhiddir ve böyle yalancı bir tevhidi desteklerler.


Kayıtlı
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 815


« Yanıtla #2 : 15 Temmuz 2015, 20:05:39 »


b – Asrımızın Yesakı: Cana ve Kana Önem Vermeyen, Cana Karşı Yapılan Suçları Küçümseyen Kanunlardır:

İslam şeriati müslümanın kanını korumuş ve müslümanın kanını mübah kılan şartları Kur’an ve sünnette bildirmiştir. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Müslümanın kanı şu üç şey dışında helal olmaz: Zina yapan (evli kadın ve erkek), cana karşılık can ve İslam cemaatinden ayrılarak irtidat edip dinini terkeden.” (Buhari, Müslim Ve Başkaları)

Bu hadise göre müslümanın kanı ancak şu durumlarda mübah olur:

1 – Evli iken zina yapan erkek ve kadın:

Allah-u Teâlâ’nın şeriati zina yapan evli kadın ve erkeğin öldürülmesini emrettiği halde, asrımızın yesağı onları korumakta ve öldürülmemesi gerektiğini söylemektedir. Beşeri kanunlarda zina ve fuhşun nasıl yayıldığını, serbest bırakıldığını ve korunduğunu daha sonra inşeAllah anlatacağız.

2 – İslam’dan dönerek mürted olan:

Beşeri kanununlarda irtidat kapısının sonuna kadar açık olduğunu, irtidat eden kişilerin korunduğunu daha önce belirtmiştik. Bu pis ve kokuşmuş kanunlar sebebiyle bir zamanlar İslam diyarı olan ülkelerde yaşayan insanlarda gerek la ilahe illAllah’ı bozan amel ve sözleri gerçekleştirmek gerek dinin emirleriyle alay etmek şeklinde olsun, irtidat ve İslam dininden dönme olaylarının her çeşidi çoğalmıştır. Bu dinden dönmeler çoğalmasına rağmen beşeri anayasalar ve onların kulları mürtedleri koruyup desteklemektedir. Hatta tam tersine, İslam gereği mürtedlerin kanını mübah kılan kişilerin kanını mübah kılmaktadır.

İslam şeriatine göre sihirbaz da öldürülür. Çünkü o kafirdir. Bu hüküm sünnetle sabittir. Fakat asrımızın yesağının kanunlarına göre sihirbazlık bir ilim ve bir sanat olarak görülmekte, bu işi yapan soytarılar da koruma altına alınıp faaliyetleri desteklenmektedir.

İslam şeriatine göre yeryüzünde bozgunculuk çıkartan ve yol kesen kişi de öldülür. Allah-u Teâlâ bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

"Muhakkak ki (İslam dinini gerçek manada hâkim kılmak için çalışan muvahhidlerle savaşarak) Allah'a ve Rasulü'ne savaş açanların ve yeryüzünde (şirki yayıp, Müslümanların yollarını kesip, mallarını çalıp, canlarını alarak) bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ya öldürülmeleri ya asılmaları ya çapraz olarak el ve ayaklarının kesilmesi ya da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. İşte bu (ceza), onlar için dünyada bir rezilliktir. Ahirette ise onlar için büyük bir azap vardır.” (el-Maide: 33)


Bu ayet Hırabe ayeti olarak isimlendirilir. Asrımızın yesağının kulları, bu ayetin hükmünü sanki bilmemekte ve bu hükmü ancak kendi koltuklarını korumak için kullanmaktadır. Yani bu ayetin hükmünü, kendilerini yok etmeye kalkışanlara karşı kullanırlar. İsterse bu kişiler yeryüzünün en takvalı insanları olsunlar, asrımızın yesağına ve tagutlara karşı çıktıkları için bir anda yeryüzündeki en bozguncu kimseler olarak ilan edilirler.

3 – Nefse karşılık nefis:

Bir müslümanı taammüden (bilerek, kasıtlı olarak) öldüren kimse hakkında Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı.” (el-Bakara: 178)

“Biz, zulmen öldürülen kimsenin velisine bir yetki verdik.” (el-İsra:33)


Allah-u Teâlâ'nın şeriatine göre; bir müslümanı bilerek öldüren, büluğ çağına gelmiş kimse öldürülür. Hataen bir müslümanı öldüren kimse ise sadece diyet öder. Çünkü İslam şeriatine göre, büluğ çağına gelen bir kimse Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in şu hadisinde buyurduğu gibi sorumludur.
“Üç kişiden kalem kaldırıldı: Büluğ çağına gelene kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uykuda olandan, iyileşinceye kadar deliden.”   (21)
                                            
Fakat asrımızın yesağının kanunlarında hüküm değişiktir. Bu kanunlara göre; büluğ çağına gelmiş ve aklı başında olmuş olsa bile 18 yaşını (tamamlamasına bir kaç gün kalsa bile) tamamlamayan bir kişi bilerek bir müslümanı öldürürse, öldürülmez.

İşte asrımızın yesaklarındaki böyle İslam’a muhalif kanunlar hem İslam kanunlarını değersiz kılmakta hem de 18 yaşına gelmemiş fakat büluğa ermiş gençlere insanların kanlarını helal görme, öldürme ve yaralama kapılarını açmaktadır.

Asrımızın yesağının kanunlarına göre hamile bir kadın bilerek öldürme suçunu işler ve şayet canlı çocuk doğurursa öldürülmez.

Fakat İslam şeriatine göre; hamile kadın bilerek bir kişiyi öldürürse, canlı çocuk doğursa bile öldürme cezasından kurtulamaz. Çocuğunu doğurup emzikten kesinceye ve yemek yiyebilecek bir duruma getirinceye kadar beklenir. Çocuk yemek yiyebilecek yaşa geldikten sonra kadın, işlediği öldürme cürümüne karşılık ceza olarak öldürülür. Aynı, evli iken yaptığı zina sonunda hamile kalan “el Gamidiye” hadisinde geçtiği gibi...

Allah-u Teâlâ öldürme suçunu işleyen hamile kadın için ölüm cezası vermiştir. Fakat asrımızın yesağının kanunları ve kulları, bu öldürme cezasını hamile kadın için iptal etmişlerdir. Bu hükmün Allah-u Teâlâ'nın verdiği hükme ne kadar da ters olduğunu bir düşün!

Ayrıca çağdaş yesağın kanunlarında hakimler, idam cezasını müebbet hapse çevirme yetkisine sahiptirler. Onların kanunlarında şöyle geçer:

“Mahkeme, öldürme suçunu işleyen katilin bu suçu işleme sebebine, geçmişine, ahlakına ve yaşına bakarak bunları hükmü hafifletici birer sebep olarak görüp katilin merhamet edilmeyi hakettiğine kanaat getirirse, idam cezasını müebbet veya on seneden az olmamak şartıyla hapis hükmüne çevirebilir.”
Asrımızın yesağının kanunları, öldürme fiilini bilerek işleyen kişiyi idam cezasından kurtarma kolaylığını da gösterir, hatta hakettiği cezalardan tamamen kurtulmasının yollarını açar. Asrımızın yesağının kanunlarında şöyle geçer:

“İşlenen suç sebebiyle suçluya yedi seneden fazla hapis veya ondan daha şiddetli bir ceza uygulanacaksa, bu suç birden fazla kişi tarafından işlenmiş ve bu suçu işlediklerini ispat etmek için delillere ihtiyaç varsa, bu durumda mahkeme, bu suçu işleyen kişilerden bir tanesi hakkında, diğer arkadaşlarını ihbar etmesi ve söz konusu suçu işlediklerine dair kesin deliller getirmesi şartıyla af hükmü verebilir. Böylece bu kişi, suçlu iken şahit konumuna gelir, fakat yemin etmez. İşlenen suç hakkında kesin hüküm verilinceye kadar ya hapiste tutulur veya suç arkadaşlarının yerini gösterdiği, onlar aleyhine delil göstererek şahitlik yaptığından ve hüküm vermesi için mahkemeye iyi niyetle yardım ettiğinden dolayı affedilir ve aleyhine dava açılmaz.”

Bilerek (teammuden) bir kişiyi bir kaç kişiyle öldüren veya idam cezasını hak eden ya da suçsuz insanları öldürme fiilini işleyen kişiye, suç arkadaşlarını ihbar ederek kurtulma imkânı tanıyan işte bu kanun, suçsuz insanları öldüren katilleri koruyan, suçsuz insanların öldürülmesine yol açan, onların canını hiçe sayan, öldürme cürümünü işlemek için geniş bir kapı açan orman kanunu değil midir?

Yine asrımızın yesağının kanunları krala, cumhurbaşkanına veya başbakana, bilerek bir kimseyi öldüren katili affetme veya cezasını hafifletme yetkisi vermiştir. Çağdaş yesağın kanunlarına göre; ancak devletin başındaki yönetici onaylarsa idam cezası gerçekleşir.

İşte bu kanun, suçsuz insanların ruhunu, canını ve kanlarını bir küçümseme değil midir?

Yesak düzeninin kral, cumhurbaşkanı veya başbakanlarının Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in çok sevdiği sahabisi Usame b. Zeyd radiyAllahu anh'ın ayakkabısının bağı kadar değerleri var mıdır acaba?

Aişe radiyAllahu anhâ’dan rivayet edilen bir hadiste Rasululllah sallAllahu aleyhi ve sellem Usame radiyAllahu anh'a şöyle buyurmuştur:

“Allah-u Teâlâ'nın hadlerinden bir had konusunda mı şefaatçi oluyorsun? VAllahi Muhammed’in kızı Fatıma bile hırzıslık yapsa onun da elini keserdim.” (Buhari, Müslim)

İslam şeriatinde cezalar had cezası ve kısas cezası olmak üzere iki türlüdür. Haddi gerektiren bir suç eğer sabit olursa, bu haddi ne kral ne cumhurbaşkanı ne başbakan ve ne de bir başkası kaldırabilir. Çünkü bu, Allah-u Teâlâ'nın haklarından bir haktır ve dünyada insanları ıslah etmek, ahirette ise onları temizlemek için Allah-u Teâlâ’nın emrettiği bir cezadır.

Kısas cezasında ise durum böyle değildir. Kısası gerektiren bir suç sabit olduğunda, kısası uygulama veya diyet alma ya da affetme yetkisi öldürülenin velisine aittir. Çünkü bu hakkı onlara Allah-u Teâlâ vermiştir. Bu konuda, devlet yöneticisi bile olsa, maktulün velisinden başka hiç kimsenin affetme yetkisi yoktur. İşte bu, Allah’ın şeriatidir!

Fakat asrımızın yesağının kullarının şeriati ve dini böyle değildir. Asrımızın yesağının kanunları, Allah-u Teâlâ'nın öldürmeyi haram kıldığı nefisleri hiçe saymaktadır. Allah’ın ve insanların haklarıyla alakalı böyle konulardaki kanunlar, kanun koyucu tagutların heva ve hevesine göre her an kendi maslahatları doğrultusunda değiştirilebilir. Fakat ülke yöneticilerinin tahtlarını koruyan kanunlar asla ve asla değişmez!

Asrımızın yesağının kanunlarının müslümanların kanını hiçe sayan, hafife alan fakat bunun aksine mücrim, müşrik ve mürtedlerin kanlarını koruyan kanunlar olduğunu işte böylece görmüş oldun!




(21) (Ahmed, Ebu Davud, Nesei, İbni Mace ve başkaları sahih senedle)

Kayıtlı
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 815


« Yanıtla #3 : 15 Temmuz 2015, 20:08:46 »


c) Asrımızın Yesakının Kanunları Akılların Giderilmesini Önemsemez:


Akıl, İslam şeriatinin koruduğu bir değerdir. Ona değer verir ve korur. Allah-u Teâlâ'nın içkiyi haram kılmasının sebebi de akla zarar verdiği içindir.

“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları, şeytan işi birer pisliktir. Ondan sakının ki kurtuluşa ereseniz. Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ın zikrinden ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz (bunlardan) vazgeçtiniz mi?” (el-Maide: 90-91)


Allah-u Teâlâ, aklı korumak ve ona gelebilecek zararları engellemek için içkiyi yasaklamakla birlikte içenlere had cezasını farz kılmıştır.

İslam’ın hakim olduğu dönemlerde içki içenler, bir daha içki içmesinler diye hurma dallarıyla veya ayakkabılarla dövülürdü.

Fakat asrımızın yesağının kanunlarına göre içki içmek haram değildir. Kimseye zarar vermemek ve umuma açık yerlerde içmemek şartıyla, dileyen kimse istediği zaman istediği yerde içki içebilir. Hatta umuma açık yerlerde içki içse ve binlerce kişi, o kimsenin içki içtiğine şahitlik etse bile o kişiye had cezası tatbik edilmez. Ancak bu kimseyi tekrar bu ameli işletmeye cesaret ettirecek çok basit bir ceza uygulanır.

Sadece bu örnek dahi, yesak (beşer) kanunlarının böyle suçlara teşvik ettiğini, insanların akıllarını hafife aldığını açıkca göstermektedir. Oysa başta da belirttiğimiz gibi, İslam şeriati akıllara değer vermekte ve onu korumak için kanunlar koymaktadır.

Bu beşeri kanunları koyanların sahip olamadıkları İslam ve akıl nimetini bizlere verdiği için Allah-u Teâlâ'ya hamd olsun!

Kayıtlı
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 815


« Yanıtla #4 : 15 Temmuz 2015, 20:12:10 »


d) Asrımızın Yesakı Irzları Oyuncak Haline Getirmiştir:

İslam şeriati ırzı koruma ve muhafaza altına almıştır. Bu sebeple müslümanların ırzına tecavüz eden ve zarar veren herşeyi yasaklamıştır. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Birbiriniz hakkında gıybet etmeyin (hoşlanmadığınız şeyleri birbirinizin gıyabında söylemeyin)!” (el-Hucurat: 12)

“Bir takım işaretlerle kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın!” (el-Hucurat: 11)


Bunlara benzer ayetler ve Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in hadisleri çoktur. Allah-u Teâlâ, ırzı korumak ve muhafaza etmek için en başta iftirayı haram kılmıştır. Bu sebeple zina iftirasını büyük günahlardan saymış ve yalan yere zina iftirasında bulunanlara 80 sopa had cezası tatbik edilmesini emretmiştir.

Allah-u Teâlâ
şöyle buyuruyor:

“İffetli kadınlara zina isnad eden, sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun ve bir daha onların şahidliklerini kabul etmeyin! İşte onlar fasık kimselerdir. Ancak bundan sonra tevbe edenler ve hallerini düzeltenler bunun dışındadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (en-Nur: 4-5)

İslam şeriati bu ayete göre; yalan yere zina iftirasında bulunan ve bu iddiasını ispatlayamayanlara şu üç cezayı uygun görmüştür:

1)
Seksen sopa.

2) Tevbe etmediği müddetçe şahitliğinin asla kabul edilmemesi.

3)
Adil sıfatının kaldırılıp fasık sıfatının verilmesi.

Ayetteki “Allah, çok bağışlayıcıdır” lafzından kasıt; “tevbe eden kimseden had cezası kalkar” demek değildir. Çünkü, iftiracının had cezası asla kalkmaz. Bundan kasıt; fasık sıfatı kaldırılır ve şehadeti kabul edilir demektir.

Allah-u Teâlâ iftira atanlar hakkında şöyle buyuruyor:

“Namuslu, hiçbir şeyden haberi olmayan mümin kadınlara (zina ile) iftira edenler, dünya ve ahirette lanet-lenirler. Onlar için büyük bir azap vardır.” (en-Nur: 23)

İşte, İslam şeriatine göre İftiracıların cezası budur!

Fakat asrımızın yesağının şeriatinde (kanunlarında) ise hüküm başkadır. Çünkü asrımızın yesağının kullarının çıkarmış olduğu medeni kanunlar, İslam şeriatinin Kur’an ve sünnette belirtilmiş olduğu gerek zina iftirası ve gerekse başka konularla ilgili hükümlerine asla önem vermez.
Asrımızın yesağının kanunlarına göre; iffetli ve temiz kadınlara zina iftirası atanlara bir aydan fazla olmayacak şekilde hapis veya çok hafif olacak şekilde gülünç bir para cezası verilir.

Allah-u Teâlâ, zina iftirasında bulunanlar için şeriatinde; 80 sopa, bir daha şahitliğini kabul etmeme ve adelet sıfatını kaldırma gibi gerçekten ciddi ve yapılan cürüme denk, adil bir ceza bildirmesine rağmen asrımızın yesağının kulları bu hükme muhalefet ederek: “Zina iftirasında bulunanlara bu cezaları kesinlikle uygulayamayız. Bu kimselere ancak hapis veya para cezası uygulayabiliriz” diyerek bunu kanunlaştırma cüretinde bulunmuşlardır. İşte onların bu kanunları ancak; alçak, deyyus, çirkef, fahişe ve her türlü maddi manevi hastalık ve pisliğe bulaşmış olanları korumak fakat doğru, temiz, iffetli, namuslu, saçının bir telinin bile görünmesinden korkan mümin ve müslümanların ırzlarını hiçe saymak, onların ırzlarıyla alay etmek ve onları da hayâsızlık, namussuzluk lağımına yuvarlamak için konmuştur.

Kayıtlı
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 815


« Yanıtla #5 : 16 Temmuz 2015, 21:26:18 »


e) Asrımızın Yesağının Kanunları HakHukuk Meselelerine Riayet Etmez, İnsanların Malını Batıl Yolla Yer, Faizi Meşru sayar, Hırzısı Korur:

İslam şeriati malı koruma altına almış bu sebeple başkasına ait malı haksız yere almayı yasaklamıştır. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret hariç, mallarınızı, aranızda (fasit akidler, hırsızlık, gasp ve faiz gibi) haram yoldan yemeyin!" (en-Nisa: 29)

İslam şeriati, malı korumak için faizi ve hırsızlığı haram kıldığı gibi fasit olan alış verişi de haram kılmıştır. Üstelik hırsızlık yapanın had cezası olarak elinin kesilmesini emretmiştir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Hırsızlık yapan erkek ve kadının, Allah’tan bir ceza olmak üzere yaptıklarına karşılık ellerini kesin." (el-Maide: 38)

Asrımızın yesağının şeriatinde (kanunlarında) ise durum tamamiyle farklıdır. İnsanların malını yemek için batıl yolların kapıları sonuna kadar açılmıştır. Şöyleki:

1 – Allah-u Teâlâ, zenginlerin malından alınıp fakirlere verilmek üzere zekâtı farz kılmış ve bu zekâtı fakirlerin hakkı olarak vasfetmiştir. İslam’a göre; zengin olduğu halde zekât vermeyenlerden zekât zorla alınır. Çünkü zekât İslam’da zenginlerin malındaki fakirlerin hakkıdır, zenginlerin değil. Bu sebeple Ebu Bekir radiyAllahu anh, kendi zamanında zekât vermeyenlere mürted hükmünü vererek onlarla savaşmıştır.
İşte İslam’ın bu konudaki hükmü!

Asrımızın yesağının kanunları ise zekâtın farziyetini iptal etmiş, zekâtı şahsi bir hürriyet olarak vasfederek zenginlerin arzusuna bırakmıştır. Buna göre zengin, dilerse zekât verir dilerse vermez. Böylece zenginlerin malındaki fakirlerin hakkı ortadan kaldırılarak fakirlerin malı haksızlıkla yenilmektedir.

2 – İslam şeriati mala bir değer vermiş ve onu korumak için önlemler almıştır.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim bir müslümanın malını haksız yere alırsa, bu velevki bir misvak değerinde olsun, Allah-u Teâlâ ona cehennemi gerekli, cenneti ise haram kılar.” (Müslim, Ahmed, Nesei)

İslam şeriatinde müslümanın malını koruyan buna benzer birçok ayet ve hadis vardır. İslam şeriatinde mala karşı durum işte böyledir!
Asrımızın yesağında ise insanların mallarını adeta haksız yere gasbetmek için konulmuş birçok maddi ceza vardır. Ceza kanunlarının çoğunda ya hapisle birlikte veya tek başına maddi cezalar belirlenmiştir. Yesakların yürürlükte olduğu bütün devletler, sinsi amaçlı bir politika gereği halklarının elinde avucunda bulunan ne varsa sömürmek için her fırsatta fertlerini gereksiz maddi yaptırımlarla karşı karşıya bırakırlar. Asrımızın yesağının şeriatinde ise ceza kanunlarındaki cezaların hemen hemen çoğunda para cezası gerek sıradan bir ceza olarak ve gerekse kanunlara muhalif bir ceza olarak vardır. Trafik kanunlarına muhalefet edenlerden alınan para cezaları, ismi ne olursa olsun yenilen, içilen, kullanılan, alınan, satılan vs. mallardan alınan her türlü vergi ve bunlara uygulanan gecikme zamları, gümrük parası, ayakbastı paraları, böyle meselelerde cezalı duruma düşenlerden zorla alınan cezalar ve bunlar gibi birçok meselelerde zorla tahsil edilen paralar, bu meseleye örnek gösterilebilir. Bu ise insanların malını haksız yere yemekten başka birşey değildir.

Oysa İslam şeriatine göre vergi ve gümrük parası almak, zina suçundan daha büyük olmasa bile ona denk bir suçtur.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem, zina sebebiyle recmedilen Gamidi’ye hakkında şöyle dedi:

“Bu kadın öyle bir tevbe yapmıştır ki, vergi verdiren de böyle tevbe etse, Allah onu da affeder.”   (Müslim, Ahmed)

Bu hadis vergi verdiren kişinin suçunun zinadan daha büyük veya zina gibi olduğunu göstermektedir.

3 – Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kâfir, müslümana mirasçı olamaz.” (Buhari, Müslim)

Yesağın kanunlarında, Allah-u Teâlâ'nın ayetlerine ve rasulünün hadislerine hiç bir değer verilmediği için şöyle ibareler vardır: “Din ayrımı yapılmaksızın herkes hak hukuk bakımından eşittir.”

Yesağın kulları miras, diyet ve benzeri konularda koymuş oldukları kanunlarla işte bu şekilde muvahhidlerin haklarını mürted, mülhid ve zındık akrabalarına vererek yerler. Çünkü daha önce söylediğimiz gibi asrımızın yesağının kanunları İslam dinine, tevhid milletine değer ve önem vermez. Bu nedenle kanunlarında mürtede verilecek bir ceza olmadığı gibi İslam’dan irtidat etmek, zındık olmak şahsi bir hürriyet olarak değerlendirilmiştir. Bu sebeple onlara göre, din ayrımı yapılmaksızın herkes hukuk bakımından eşittir. Muvahhid müslüman olsun müşrik olsun aralarında hiç bir fark yoktur. Mirasta, diyette ve benzeri konularda aynı mali haklara sahiptirler. Mürted, müslüman babasının veya kardeşinin malından miras almada hak sahibidir.

4 – Allah -u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Oysa Allah, alışverişi helal, ribayı (faizi) haram kılmıştır." (el-Bakara: 275)

Cabir b. Abdullah radiyAllahu anh şöyle dedi:

“Rasulullah faizi yiyene, vekil olana, yazana ve iki şahide lanet etmiştir. Bunlar günahta ortaktırlar.” (Müslim, Ahmed)

Bu ayet ve hadislere rağmen asrımızın yesağının kanunları hiç utanmadan faizi açıkça helal kılmış ve faizi yemek için caizliğine hüküm vermiştir. Yesak kanunlarının uygulandığı tüm ülkelerde faiz her çeşidiyle meşru ve mübahtır. Bu nedenle faiz alıp vermek açıktan ve serbestçe yapılır. Hatta bazı durumlarda zulmen faiz zorunlu kılınmıştır. Acaba bu, Allah-u Teâlâ'nın dinine karşı gelmek değilse Allah-u Teâlâ'nın dinine karşı gelmek nasıl olur? Ne yazıkki günümüzdeki insanların çoğu gafil ve derin bir uyku içerisindedirler. Zira ölüyü yaralamak ona acı vermez.

Bunu daha iyi anlayabilmek için ticari kanunlarına bakmak yeterlidir. Yesakların yürürlükte olduğu taguti ülkelerin ticari kanunlarında, Allah-u Teâlâ'nın haram kıldığı faiz, borç verenin hakkı olarak belirtilmiş ve şayet taraflar aralarında belli bir rakamda anlaşmamış iseler, faiz oranı % 7 olarak belirlenmiştir. Bununla ilgili olarak kanunlarında şuna benzer ibareler vardır:

 “Ticarette borç veren kimse, borcu verdiği kimseyle belli bir faiz oranı belirlememişlerse borç alan kimse borç verene % 7 faiz ödemek zorundadır.”

Kuveyt ticari kanunları madde 111’de şöyle geçer:

“Akit yapan kimseler, merkez bankasının belirlediği orandan fazla olmamak şartıyla aralarında bir faiz oranı tayin edebilirler.”

Yine madde 297/1’de şöyle geçer:

“Bankadaki cari hesaba, hesap açık tutulduğu müddetçe faiz uygulanabilir.”

Arap memleketlerinde böyle kanunlar çoktur. Banka muameleleri ve ticari hesaplar buna bir kaç örnektir. Faizle işleyen banka mumameleleri, yesağın kanunlarına göre mübah olan ticari muamelelerin başında gelir ve devlet de gerek koyduğu kanunlarla gerek ordusu ve güvenlik güçleriyle bu bankaların korumalığını yapar.

Allah-u Teâlâ, Bakara suresinde kullarına faizi haram kıldıktan ve “eğer gerçek mümin iseler” faizle alışveriş yapmamaları gerektiğini bildirdikten sonra şöyle buyurmuştur:

“Eğer bunu (faiz hakkında söylenenleri) yapmazsanız, Allah ve Rasulü tarafından size bir savaş açılmış olduğunu bilin!" (el-Bakara: 279)

İbni Abbas radiyAllahu anh bu ayet hakkında şöyle demiştir:

“Müslüman imam, faizden vazgeçmeyen kimseyi tevbeye çağırır. Şayet tevbe etmezse boynunu vurur.” (Taberi hasen senedle rivayet etti.)

Borç alıp verme konusunda ise Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Eğer (borçlu) darda ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin! Hâlbuki bilmiş olsanız (alacağınızı) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.” (el-Bakara: 280)

Allah-u Teâlâ, faizi haram kılmış ve borç verilenlere borçlarını ödemede kolaylık göstermek gerektiğini bildirmişken asrımızın yesağının kanunları ve onun kulları, nassları önemsemeyerek faiz yemeyi caiz görmekle yetinmemiş bir de utanmadan faizi borç veren için bir hak sayarak borçluyu faiz vermeye mecbur kılmıştır.

Kuveyt kanunları madde 110’da ve diğer benzeri arap devletlerinin kanunlarında şöyle bir madde vardır:

 “Eğer belli bir paranın ödenmesi gerektiği konusunda anlaşılır ve borçlu ödemeyi geciktirirse, kendisinden ceza olarak % 7 gecikme faizi alınır.”
Bu kimseler Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in şu sözlerine de önem vermiyorlar:

“Bir dirhem bile olsa faizi bilerek yiyen kişi, 36 zinadan daha büyük günah işlemiştir” (Ahmed,Taberani)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu.

“Faiz 73 çeşittir. En basiti bir kimsenin, annesiyle zina yapması gibidir.” (Hakim)

Allah-u Teâlâ'nın faizi haram kılmasına, faizden vazgeçmeyenlerin Allah-u Teâlâ'ya savaş açtıklarını bildirmesine ve Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in bu konudaki hadislerine rağmen, Allah-u Teâlâ'ya karşı gelerek faiz alıp vermeyi mübah kılan, bununla da yetinmeyip faizi insanlara  zorunlu kılan asrımızın yesağının sefih kullarına şöyle diyoruz:

“Size ve Allah-u Teâlâ'dan başka taptıklarınıza yazıklar olsun! Akletmez misiniz?”

5 – Allah-u Teâlâ'nın şeriatinde (kanunlarında) hırsızlığın cezası el kesmektir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Hırsızlık yapan erkek ve kadının, Allah’tan bir ceza olmak üzere yaptıklarına karşılık ellerini kesin." (el-Maide: 38)

Yesağın kulları ise Allah-u Teâlâ'nın hırsızlık konusunda belirlediği cezaya itibar etmeyerek şöyle derler: “Hayır. Kesinlikle hısızlığın cezası el kesme olamaz. Bizde böyle bir ceza söz konusu değildir.”

Allah-u Teâlâ, hırsızlık yapan için “ellerini kesin” diyor. Yesağın kulları ise “hayır kesmek olmaz. Ancak hapis veya para cezası verilir” diyorlar. Verdikleri hapis cezası ise hakimin heva ve hevesine kalmıştır. Bir kaç ay olabileceği gibi, daha fazla da olabilir. Çünkü kanunlarında hırsızlık için alt ceza değil üst ceza söz konusudur.

Asrımızın yesağının kanunlarında hırsızlık suçuna; iki ile üç sene arası veya duruma göre daha fazla hapis veya hapis cezasıyla birlikte maddi ceza ya da sadece maddi ceza verilir.

Asrımızın yesağının kullarının koyduğu kanunlar, daha önce belirtildiği üzere kazf, içki, irtidat ve kısas hadlerini iptal ettiği gibi Allah-u Teâlâ'nın diğer bir haddi olan hırsızlık haddini de iptal etmiştir. Bu kimseler, Allah’ın hadlerini arkalarına atarak yerine basit, hakir, alçak ve gülünç cezalar uydurdular.

İbni Teymiye radiyAllahu anh şöyle dedi:

“Suçlu, ikrar ettiği veya deliller sabit olduğu zaman haddi (hırsızlık haddini) uygulamak gerekir. Bu konuda hapis veya para cezası söz konusu olamaz. Suçlunun eli en hürmetli günlerde bile kesilir. Çünkü haddi uygulamak ibadetlerdendir.” (Mecmuatil Fetavi c: 28 s: 329)

Asrımızın yesağının uygulandığı ülkelerde beşeri ve uyduruk hükümlerin uygulanmasının doğal sonucu olarak hırsızlık çoğaldı, insanların malları gasbedildi ve yağmalandı. Adaletsiz kanunlar ve uygulamalar yüzünden devlet hırsızların işbirlikçisi konumuna düştü. Hırsızlığın birçok şekli ve türü ortaya çıktı. Hatta hırsızlık devletin her kademesinde yapılır oldu. Tüyü bitmedik yetimin hakkı diyerek halkın üç beş kuruşuna göz diken yöneticiler zulmen vergilerle, kesintilerle insanları bunaltırken bir yandan da devlet kasalarını kendi hesaplarına geçiren en büyük hırsız olmuşlardır. Hırsızlık foyası ortaya çıkan nice devlet kademelerindeki yönetici, ya paralarla soluğu ülke dışında almış ya da üst kademedeki dostları vesilesiyle cürümünü örtbas ettirerek paçayı kurtarmıştır. Fakat daha nicesi halen malı götürmeye devam etmektedir.

Kayıtlı
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 815


« Yanıtla #6 : 16 Temmuz 2015, 21:36:18 »


f) Asrımızın Yesağı, Zinanın Kapılarını Sonuna Kadar Açmakta; Fahişeleri ve Pezevenkleri Korumaktadır:

Neseb (soy) de İslam şeriatinin koruma altına aldığı, mutlaka korunması gereken bir değerdir. İşte bu sebeple Allah-u Teâlâ, boşanan veya kocası ölen kadınlara iddeti (bekleme süresini) farz kılmıştır. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Boşanmış kadınlar üç kuru’ (müddeti) beklerler.” (el-Bakara: 228)

“Sizden ölenlerin geriye bıraktıkları zevceleri kendi kendilerine dört ay on gün beklerler.” (el-Bakara: 234)

Allah-u Teâlâ zinayı nesebi korumak için haram kılmıştır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"(Ey iman edenler!) Zinaya asla yaklaşmayın! Muhakkak ki o, çok çirkin bir amel ve çok kötü bir yoldur." (el-İsra: 32)

Allah-u Teâlâ, zina fiilinin işlenmemesi için had cezası belirlemiştir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman etmişseniz, zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer sopa vurun ve Allah’ın dinini uygulama konusunda o ikisine acımayın! Müminlerden bir topluluk da onların cezasına şahit olsun.” (en-Nur: 2)


Bu ayetin hükmü bekâr olan kimseler içindir. Evli zinakarların haddi, taşlanarak öldürülmeleridir.

Rasulullah
sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Müslümanın kanı şu üç şey dışında helal olmaz: Zina yapan (evli kadın ve erkek), cana karşılık can ve İslam cemaatinden ayrılarak irtidat edip dinini terkeden.” (Buhari, Müslim Ve Başkaları)

Ebu Hureyre radiyAllahu anh şöyle demiştir:

“Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem mescidde iken bir adam ona gelip şöyle dedi:

“Ya RasulAllah! Ben zina yaptım.

Rasullah sallAllahu aleyhi ve sellem ondan yüzünü çevirdi. Fakat adam zina yaptığını dört sefer tekrarladı. Adam kendi nefsi aleyhine dört defa zina yaptığına şehadet edince Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem onu çağırarak:

“Senin aklında bir şey var mı?” diye sordu. Adam:

“Hayır” diye cevap verdi. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem:

“Evli misin?” diye sordu. Adam:

“Evet” dedi. Bunun üzerine Rasulullah aleyhisselam sahabelere:

“Bunu alın ve onu recmedin” buyurdu.” (Buhari, Müslim)

Allah-u Teâlâ'nın temiz şeriati, zina yapanın hükmünü işte böyle belirlemiştir! Yesağın kullarının kanunlarına göre bu hüküm geriliciliktir, vahşettir. Bu yüzden onların kanunlarında bu hükme bir itibar yoktur. Onların kanunlarında çirkin, pis, nesebleri yok eden her türlü zinanın işlenmesine, fahişeliğin ve pezevenkliğin meşru hale gelmesine yol açan hükümler vardır. Çünkü asrımızın yesağının sistemlerinde zinanın, pezevenkliğin, fahişeliğin kapıları sonuna kadar açıktır. Bu sistemlerde gerek evli gerekse bekâra verilmesi gereken zinayla ilgili Allah-u Teâlâ’nın belirlemiş olduğu had cezası iptal edilmiş ve bu sebeble zina, fahişelik, tecavüz kolay işlenir hale gelmiştir. İşte! Fahişeliğin, pezevenkliğin, ahlaksızlığın, homoseksüelliğin, kadın ticareti ve bunlar gibi daha nice çirkefliklerin bu şekilde kolay işlenir hale gelmesine yol açan ancak ve ancak asrımızın yesağının kanunlarıdır.

Yine asrımızın yesağının yayın yapması için izin verdiği televizyon ve benzeri yayın organları da bu ahlaksızlıkları, çirkeflikleri yaygınlaştırmaktadır.

Asrımızın yesağının 18 yaşını tamamlamayan gençler için koyduğu kanunlar, bu gençlere; hırsızlık, öldürme, zina, homoseksüellik, tecavüz, kız kaçırma ve benzeri her türlü suçu işlemeyi kolay hale getirmiştir. Onların kanunlarında bir hafta kalsa bile 18 yaşını tamamlamayan kişilerin işlediği suçların cezası çok basittir. İşte bu kanunlarla ilgili bazı örnekler:

Kuveyt ceza kanunları madde 194’te şöyle deniyor:

“Bekâr bir erkek, 21 yaşına gelmiş mahremi olmayan bir kadınla, o kadının rızası dahilinde zina yaparken yakalanırsa, kendisine altı aydan az, üç seneden fazla olmamak şartıyla hapis cezası uygulanır. Bu zinayı kendi rızasıyla yapan kadına da aynı ceza uygulanır.”

İşte zina yapan bekârın asrımızın yesağına göre cezası! Allah-u Teâlâ'nın koyduğu sopa cezası kaldırılmış, yerine altı ay veya biraz daha fazla hapis cezası konmuştur. Bu ceza, ne durumda olursa olsun, hafifletici sebepler gözönüne alınmaz veya ülke yöneticisinin affı uygulanmasza üç seneyi geçmez.

Asrımızın yesağının kanunlarında zina yapan evli için verilecek ceza, zina yapan bekâra verilenden farklı değildir. Zaten onların kanunları recm cezasını tanımamakta ve asla kabul etmemektedir.

Kuveyt ceza kanunu madde 195’de ve diğer benzeri arap devletlerinin kanunlarında şöyle bir madde vardır:

“Evli kadın veya erkek, kendi hanımı veya kocasından başkasıyla, onun rızası dahilinde cinsel birleşmede bulunur ve bu tespit edilirse, kendisine beş seneden fazla olmamak şartıyla hapis cezası ve beş bin rub’iden fazla olmamak şartıyla para cezası ya da sadece hapis veya para cezası uygulanır.”

Bu kanuna göre verilecek ceza için bir alt sınır belirtilmediği için hakim dilerse zinakar evliye, zinakar bekarın cezasından daha az ceza da verebilir. Çünkü zinakar bekâra verilecek hapis cezasında altı aydan az olmama şartı koşulmuş, fakat evliler için böyle bir alt sınır tayin edilmemiştir. Zinakar evlinin cezası, sadece çok komik bir rakamda para cezası da olabilir. Zira onların kanunları para cezası için de bir alt sınır tayin etmemiştir. Bu yüzden verilecek para cezası hakimin heva ve hevesine ve avukatın beceresine göre değişebilir.

Asrımızın yesağının kullarının kanunlarında ırz ve neseplerin çok basite alındığını müslüman iyice bilmelidir. Asrımızın yesağının kanunlarına göre, zinakar evli kadını deyyus kocası affederse o kadına ceza uygulanmaz.

Kuveyt kanunu madde 197’de ve diğer benzeri arap devletlerinin kanunlarında şöyle bir madde vardır:

“Madur koca, evliliğini devam ettirmeyi kabul ettiği zaman zinakar hanımı hakkında dava açılmasını engelleyebilir veya ona uygulanacak zina cezasını durdurabilir.” İşte deyyus kocanın isteğiyle kendi kanunlarındaki bir cezayı bu maddeye göre iptal edebiliyorlar. Nitekim bunlar Allah-u Teâlâ’nın kanunlarını ve hadlerini de iptal etmişlerdi.

Asrımızın yesağının bu ve benzeri kanunları deyyusluk, pezevenklik ve fahişelik kapılarını sonuna kadar açmış, pezevenkler de mide bulandırıcı bir şekilde bu maddeden istifade etmişlerdir.

Mesela; pezevenk biri, gerek batıdan gerek doğudan getirdiği dört fahişeyi hanımı olarak tanıtıp onlara resmi muamele yaparak bir ev tutsa, sonra da gençlerin ahlakını bozmak için bu evi genel ev olarak kullansa asrımızın yesağının kanunları bu kimseyi korur ve hiç kimseye, bu kişiye eziyet etme veya engelleme hakkı vermez. Zira pezevenk koca, hanımlarının zina yapmasına rıza göstermekte ve evliliğini devam ettirmektedir. Bu sebeble fahişe kadınlara kesinlikle dava açılamaz.

Böylece ırzına kıskanç olan her insan bu kanunları gördüğünde asrımızın yesağının kanunlarının ırzlara, neseplere hiç kıymet vermediğini, bilakis şerefi, kıskançlığı, erkekliği, mertliği öldüren kanunlar olduğunu hemen anlar. Zaten bu kanunlar, daha önce dini ve onun hadlerini de öldürmüştü.

Kuveyt ceza kanunu madde 109’da ve benzeri arap devletlerinin kanunlarında şöyle bir madde vardır:

“Madur olan koca istemedikçe aşağıdaki durumlarda dava açılmaz.

1 – Sövme, kazf (zina ithamı), sırları ifşa suçları.

2 – Zina suçları,

3 – Kız kaçırma suçu.”

Kuveyt ceza kanunları madde 110’da şöyle denmektedir:

“Şikâyetçi, dilerse şikâyetinden vazgeçebilir. Bu, suçluya özel bir aftır ve bu sebeple suçlu affedilir.”

Kuveyt ceza kanunları madde 39’da şöyle denmektedir:

“Madurun rızası olursa işlenen zina fiili suç olmaz. Tabiki madur, kendisine tecavüz edildiğinde 18 yaşını doldurmuş olmalı ve herhangi maddi veya manevi baskı altında olmamalıdır.”

İşte bu kanunlara göre, zina iki tarafın rızası ile işlendiğinde suç olmaz. Zaten ahlakı bozulmuş toplumlarda zina suçu daha çok iki tarafın rızası ile işlenir. Yine eğer erkek, hanımlarının zina yapmasına, zina iftirası atılmasına, kızının kaçırılmasına, fahişeliğe ve buna benzer durumlara rıza gösterirse, yesağın kanunlarına göre, işlenen bu suçlara ceza verilmez.

Bu kanunları bilen ve zerre kadar aklı olan, bunların alçak ve rezil kanunlar olduğunda asla şüphe etmez. Bu kanunlar aslanı uykuda olan, küçük tilkilerin cirit attığı bir ormanın kanunlarıdır. Bu kanunlar; ırzları, nesepleri basite alan, hiçe sayan, değer vermeyen ve haramları önemsemeyen kanunlardır.

Asrımızın yesağının kanunlarında zina cezası, kocanın elinde olan bir haktır. Bu sebeble, daha önce zikredilen 197. maddede ve bunun gibi diğer maddelerde kocaya madur ismi verilmiş ve zina suçunun cezasını uygulama veya affetme konusunda kendisine hak verilmiştir.

İşte bu, fahişeliğin kapısını sonuna kadar açmak değil midir? Oysa her şeyi bilen, merhametli ve latif olan Allah-u Teâlâ'nın toplumları temizlemek ve yüceltmek için gönderdiği şeriati, zina cezasını Allah-u Teâlâ'nın hadlerinden bir had olarak görmüş ve bu suç sabit olduğunda ister koca ister baba isterse devletin yöneticisi olsun, hiç kimseye bunun cezasını iptal etme hakkı vermemiştir.

Bu farklılığa dikkat edildiğinde Allah-u Teâlâ'nın dininin başka, yesağın dininin başka olduğu kolayca anlaşılır. Allah-u Teâlâ’nın hadleri yüksek ve değerlidir. Yesağın kanunları ise basit ve çirkeftir. O halde yesak dini başka, müslümanların dini başkadır.

Allah-u Teâlâ’nın gazap ettiği, kendilerinden maymun ve domuzlar yaptığı yahudiler bile zina haddini değiştirdikleri zaman asrımızın yesağının kullarının alçaklığına düşmemişlerdir. Asrımızın yesağının kullarının yaptığı gibi, kocanın rızası var diyerek zina haddini tamamen ortadan kaldırmamışlardır. Onlar sadece zinakarın taşlanarak öldürülme cezasını, sopa vurma ve tahmim (yüzün kömürle siyaha boyanması) cezasıyla değiştirmişlerdi. Fakat bu cezayı hem fakirlerine hem de şereflilerine uyguluyorlardı. Buna rağmen Allah-u Teâlâ bu kimseleri tekfir etmiştir. Bu kimseler, kâfir olmalarına rağmen, asrımızın yesağının kullarından daha kıskanç ve ırzlarına daha çok değer veren kimselerdi.

Bera b. Azib radiyAllahu anh şöyle demiştir:

“Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in yanından kendisine tahmim yapılmış ve sopa atılmış bir yahudi geçti. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem onları çağırdı ve şöyle dedi:

“Zina yapanın cezasını kitabınızda böyle mi buluyorsunuz?” Yahudiler:
 
“Evet” dediler. Bunun üzerine Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem onların alimlerinden bir adam çağırıp ona dedi ki:

“Musa aleyhisselam’a Tevrat’ı indirenin hakkı için söyle, zina yapanın cezasını kitabınızda böyle mi buluyorsunuz?” Alim şöyle dedi:

“Tevrat’ı indirenin hakkı için demeseydin sana gerçeği bildirmezdim. Zinanın cezası kitabımızda taşlayarak öldürmektir. Fakat şereflilerimiz içinde zina çoğalınca ve zina yaparlarken yakalanınca, şerefli oldukları için onlara ceza uygulamayı terkettik. Fakat zina yapan zayıf kimselere zinanın taşlayarak öldürme haddini uyguladık. Bir gün aramazda:

“Zina konusunda hem şereflilerimize hem de zayıflarımıza uygulayacağımız bir tek ceza belirleyelim” dedik. Böylece taşlayarak öldürme cezası yerine tahmim ve sopa vurma cezasını uygulamaya karar verdik” Bunun üzerine Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem:

“Ey Allah’ım! Vermiş olduğun emri, ölümünden sonra tekrar ilk canlandıran benim.” dedi ve zina yapan evli kişinin taşlanarak öldürülmesini emretti. Bunun üzerine şu ayet indi:

“Ey Rasul! Kalpleriyle iman etmediği halde ağızlarıyla: “İman ettik” diyenlerden, yalana kulak veren ve sana gelmeyen başka bir kavim adına dinleyen Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin! Onlar, yerlerine konulduktan sonra kelimeleri tahrif ederler. Derler ki: “Size şu verilirse onu alın, o verilmezse kaçının!” Allah’ın fitneye düşmesini istediği kişi hakkında sen Allah’tan hiçbir şeye sahip olamazsın. İşte onlar, Allah’ın kalplerini arıtmak istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada aşağılanma, ahirette ise büyük bir azap vardır.” (el-Maide: 41)

Yahudiler dediler ki: “Eğer Muhammed sopa ve tahmim cezası verirse, bunu ondan alın, eğer recm cezası verirse, bunu ondan almayın” Bunun üzerine Allah-u Teâlâ şu ayetleri indirdi:

“Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (el-Maide:44)

“…Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (el-Maide: 45)

“…Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir.” (el-Maide: 47)


Bu ayetlerin hepsi kâfirler hakkında inmiştir.” (Müslim, Ahmed)

İşte Allah-u Teâlâ'nın sadece bir hükmünü, recim hükmünü değiştirenler hakkında inen ayetleri gör! Onları nasıl azarlayıp tekfir ediyor! Acaba Allah-u Teâlâ'nın bütün hadlerini değiştirenlerin durumu nasıldır?

Ey İslam’ı din olarak kabul edenler! Bu batıl yesak kanunlarının özelliklerini öğrendiniz. Bunlardan daha iğrenç ve daha aşağılık başka kanunlar gördünüz mü?

Bütün bu anlattıklarımızı dikkatle okuyan ve kendi çağında yaşananları şöyle bir gözden geçiren kişi, çağdaş yesak kullarının teslim olduğu şeriat ve dininin, ancak pezevenklerin, deyyusların, fahişelerin ve her türlü pisliği kendilerine layık görenlerin şeriat ve dini olduğunu anlar. Asrımızın yesağının belirttiğimiz bu kanunları selim fıtratı, ırzları, nesebi bozan ve facirleri, zinakarları, fahişeleri, pezevenkleri, katilleri koruyan kanunlardır. Burada anlattıklarımız, sadece bariz ve çarpıcı bazı örneklerdir. Asrımızın yesağında bunlara benzer daha nice kanunlar vardır.

İşte! Yesağın kulları, bu kanunları size uygulamakta ve insanları bu kanunlara zorla itaat ettirerek onlara ibadet ettirmektedir. Öyleyse asrımızın yesağının iğrenç kanunları karşısında müslümanın tavrı nasıl olmalıdır? Bütün bu anlatılanlardan sonra, “la ilahe illAllah’ı” bilen ve ona iman eden bir müslüman, acaba bu çağdaş yesağın kanunlarına saygı göstereceğine ve bu kanunları muhafaza etmek için ihlâslı bir şekilde çalışacağına dair yemin edebilir mi? Eğer bu caiz değilse, acaba bu haram mıdır, yoksa tevhidi bozan bir şirk midir? Böyle kanunları koruması, müdafa etmesi caiz midir? Bu kanunları kabul ve muhafaza edeni dost, bu kanunlara karşı çıkanı düşman kabul etmek caiz midir? Acaba ikrah olmadan böyle yapan kişinin hükmü nedir? Bu kanunları korumak ve onları müdafa etmek için ölenlerin hükmü nedir? Bu kanunları muhafaza etmek caiz midir? Bu kanunlarla muhakeme edenin hükmü nedir? Bu kanunları öven, onu adalet olarak vasfeden kişinin hükmü nedir? Bu kanunları sevmeleri ve onu yüceltmeleri için nesiller yetiştiren kişinin hükmü nedir? Bu caiz midir? Bu kanunları nesillerine öğreten kişinin hükmü nedir?

Bu kanunları öğrendikten sonra,  İslam’ını ve imanını korumak isteyen kimseler için bu ve bunun gibi soruların cevabı sanırım artık belli olmuştur.

Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |