İbadet Kelimesinin içine giren kavramlar(Tevekkül etmek-umut etmek.-Ragbet-huşu)
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Eylül 2019, 23:17:55


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: İbadet Kelimesinin içine giren kavramlar(Tevekkül etmek-umut etmek.-Ragbet-huşu)  (Okunma Sayısı 3266 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 14 Temmuz 2015, 02:06:12 »

7 - Tevekkül Etmek:
Tevekkülün şer’i manası; hayrı elde etmek veya şerri def etmek için Allah’a güvenmektir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Eğer mü’min iseniz yalnız Allah’a tevekkül edin.”  

                                                                          (Maide: 23)
“Kim Allah’a tevekkül ederse Allah ona yeter.”  
                                                                             (Talak: 3)
Yalnız Allah’a güvenmek, O’na gönülden bağlanmak, tevhiddir.
Tevekkül aşağıdaki durumlarda büyük şirk olur:
Sadece Allah-u Teâlâ’nın yapabildiği konularda yaratılanlara güvenmek büyük şirktir. Örneğin; yağmur yağdırmak, rızık vermek, çocuk sahibi kılmak, hastalıktan korumak ve hastalıktan kurtarmak gibi sadece Allah-u Teâlâ’nın elinde olan meselelerde Allah-u Teâlâ’dan başkasına güvenmek veya ölülere ve cansızlara herhangi bir konuda tevekkül etmek, güvenmek gibi...
Eğer sebeplere güvenilirse tevekkül, küçük şirk olur. Örneğin; doktorun uzmanlık ve becerisine güvenerek ameliyatın başarıyla sonuçlanacağından emin olmak veya ordunun sayısına güvenerek zaferden emin olmak veya sürücünün becerikliliğine güvenerek kazadan emin olmak ya da ders çalışmaya güvenerek imtihanda başarılı olmaktan emin olmak gibi...
Sebebe güvenmek maalesef Müslümanlar arasında yaygındır. Sebeplere güvenmenin emaresi; sebep bulunduğu zaman kalpte bir rahatlık, sükûnet ve mutmainlik hissinin oluşmasıdır. Yani kalpte; sebebin varlığında, sonucun mutlaka elde edileceğinden emin olma hissinin; sebebin yokluğunda ise bir sıkıntı sonucu elde edememe endişesi ve huzursuzluk hissinin bulunmasıdır.
Örneğin; kişinin, güvendiği bir doktora gidip ameliyat olduğunda ameliyatın mutlaka başarılı geçeceğine inanması ve Allah-u Teâlâ’ya tevekkül etmeyi unutması gibi... Ameliyatı bu doktor yaparsa kalbi huzurlu olur; fakat başka bir doktor bu ameliyatı yaparsa bu ameliyatın başarılı olmayacağına inanır. İşte bu, küçük şirktir.
Ayetteki “Allah’a tevekkül edin” lafzı; “Allah’a gönülden bağlanın, bütün işlerde aczinizi itiraf ederek O’na güvenin” demektir. Bu ayet gösteriyor ki;  sebeplere değil sadece Allah-u Teâlâ’ya güvenilmesi gerekir. Bundan dolayı, sadece sebepleri yerine getirmek;  fakat sebeplere değil yalnız Allah-u Teâlâ’ya güvenmek gerekir.  
Sebeplere güvenmek ile sebeplerin varlığından dolayı rahatlık hissetmek arasında fark vardır.
Örneğin; yolculuk yapacak olan bir kişi, arabasının bakımını yolculuk için güzel bir şekilde yaptırır ve bundan dolayı rahatlık hisseder. İşte böyle bir rahatlık hissinin bir sakıncası yoktur. Fakat eğer “ben arabama güzel bir bakım yaptırdım, artık arabama bir şey olmaz” derse, sebeplere güvenmiş olur ve bu da küçük şirktir.

8 - Umut Etmek (Rağbet Etmek):
Rağbet, kuvvetli hırs ve istek manalarına gelebileceği gibi çok istemek manasına da gelebilir. Duada rağbet; çok dua etme ve duayı uzatmaktır.
Uzun ve çok dua etmeye “rağbet duası” denir.  
Çok ibadet yapmak ve ibadeti uzatmak ise ibadette rağbet manasına gelir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak (rağbet ederek) bize yalvarıyorlar, bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı.”    
                       (Enbiya: 90)
Allah-u Teâlâ’ya rağbet etmek, yani Allah-u Teâlâ’ya çok dua etmek, Allah-u Teâlâ için çok ibadet etmek tevhiddir. Bu sebeple ister sadece Allah-u Teâlâ’nın yapabileceği, isterse hayatta olan kulların da yapmaya güç yetirebildiği, ihtiyaç duyulan herhangi bir şeyi cinlerden, ölülerden veya daha başka cansız varlıklardan devamlı ve ısrarla isteyen kimse onlara rağbet etmiş, dolayısıyla büyük şirk işlemiş olur. Kulların yapabileceği şeyleri kullara rağbet ederek ısrarla istemek; şayet bu konularda (sadece) onlara güvenilirse küçük şirktir. Eğer bütün güvenini onlara bağlamazsa bu amel tevhidi eksilten bir ameldir.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
“Ümettimden yetmiş bin kişi hesapsız cennete girecektir. İşte onlar rukye yapmayanlar, uğursuzluğa inanmayanlar, key yapmayanlar (dağlamayla tedavi olmayanlar) ve sadece Allah’a tevekkül edenlerdir.“    
                       
(Buhari, Müslim)
9 – Rahbet:
Bu kelime “şiddetli ve çok korkmak, uzun süre korku halinde kalmak” manasına gelir. İşte bu sebeple, “uzun süre şiddetli korku içinde yaşayan” manasına geldiği için papaza, rahib denir. Korku ile rahbet arasındaki fark zaman farkıdır. Kalpte korku hali uzun sürerse rahbet ismini alır.
Korku ile rahbet arasında şöyle bir fark daha vardır: Korku, muhtemel olan zararlı bir şeyi beklemektir. Olması beklenen bu zararlı şey vuku bulabilir de bulmayabilir de. Böyle bir korkunun içinde olan kişiye, beklediği zararlı şeyin olmayacağı haberi gelince mutmain olur ve korkusu gider. Rahbet ise geleceği kesin olan bir zarardan korkmaktır. Bu nedenle korku, zarar gelinceye kadar devam eder. Örneğin; kesin idam cezasına mahkûm olan bir kişinin hali böyledir. Onun için bu kişiye rahib denir. Çünkü başına geleceği kesin olan bu zarardan dolayı idam edilinceye kadar korkar.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
…“Sadece benden rahbet edin.”    
          (Bakara:  40)
Allah-u Teâlâ’dan ölünceye kadar korkmak, Allah-u Teâlâ’ ya rahbet etmek demektir. Bu, bir ibadettir. Bu nedenle sadece Allah-u Teâlâ’nın yapabileceği şeyden dolayı ölüden veya herhangi bir mahlûktan mutlaka bu konuda zarar verebileceğine inanarak korkmak, ona rahbet ibadeti yapmak demektir ve bu, büyük şirktir. Aynı şekilde ölüden korkmak uzun sürerse ölüye rahbet ibadeti yapılmış olunur ve bu da büyük şirktir.

10 - Huşu’:

Huşu’nun manası: Kalpte, azalarda, seste, bakışlarda, yürüyüşte sükûnet ve mutmainliktir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak bize yalvarıyorlar, bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı.”  
                                                     (Enbiya: 90)
Huşu’ şu şekilde ibadet olur: Kul, Allah-u Teâlâ’nın huzurunda sakin ve mutmain bir şekilde durur. Böylece Allah-u Teâlâ’ya huşu’ ibadetini yapmış olur. Örneğin; namaz kılan kişi, namaz sırasındaki duruşunda ve hareketlerinde huşu’ halinde olmalıdır. Şöyle ki; namaza acele etmeden, sakin bir şekilde gitmeli, namaza durduğunda ise başını önüne eğerek sadece secde yerine bakmalıdır. İşte böylece namazda huşu’ lu olarak Allah-u Teâlâ’ya huşu’ ibadetini yapmış olur.
Kul eğer bir velinin mezarının karşısında veya herhangi bir şahsın karşısında namazda Allah-u Teâlâ’nın huzurunda durduğu gibi hiç hareket etmeden saygı duruşu yaparsa, ondan bir şey istemese bile ona huşu yapmış olur. Böyle yapmak büyük şirktir.
Aynı şekilde, tıpkı Allah-u Teâlâ’ya karşı huşu’ duyduğu gibi gerek kalbi ve gerekse azalarıyla sakin bir vaziyette bir velinin kabrine yürüyerek giderse, ona huşu ibadetini yapmış ve büyük şirk işlemiş olur. Zira huşu’nun asıl yeri kalptir ve kalbin durumu azalara da yansır.
Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |