İki temel şüphe
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 13 Kasım 2019, 22:49:54


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: İki temel şüphe  (Okunma Sayısı 5514 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Admin
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 344


« : 10 Temmuz 2015, 04:38:05 »

İKİ TEMEL ŞÜPHE

Alimlerin kitap ve sünnet dışında birşeye muhakeme olanlara veya Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenlere ilişkin görüşlerini açıkladıktan sonra burada bazı insanların takıldığı iki temel şüphe üzerinde duralım.

Birinci Şüphe: Bazı insanlar kitap ve sünnet dışında birşeye muhakeme olan veya Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler’den kimileri hakkında: “onlar şehadet getiriyorlar, namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar, dolayısıyla bunları müslüman saymalıyız” diyebilir.

Şeyh Muhammed Hamid el-Fıkhi bu şüphe üzerine genel olarak şöyle konuşuyor:
“Kendini alim sanan birçok kimse “La ilahe illAllah”ın manasını bilmediğinden;  mezarlara, ölülere, putlara, tagutlara tapma, dinde haramlığı kesin olan şeyi helal sayma, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeme ve din adamlarını rab edinme gibi açık küfürleri işleyen buna rağmen La ilahe illAllah’ı telaffuz eden herkesi müslüman sayıyorlar.  

Eğer bu alim taslakları akletmiş olsalar ve “La ilahe illAllah’ın manasını bilselerdi böyle yapmazlardı. Çünkü La ilahe illAllah’ın manası; Allah’tan başka ibadet edilenleri tanımamak, onlara ibadet edenleri tekfir edip reddetmek ve bütün ibadetleri Allah’a has kılmak şeklinde kesin bir söz ve bir ahid vermektir.  

Nitekim şu ayet buna işaret ediyor:

فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىٰ لَا انْفِصَامَ لَهَا ۗ  ﴿٢٥٦
 “Kim tagutu inkar edip, Allah’a iman ederse işte o kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmuştur.”
(Bakara: 256)

Rasulullah (s.a.s) gelecek olan bir taifeye işaret ederken; onların çok namaz kıldıklarını, oruç tuttuklarını ve La ilahe illAllah’la yüklü Kur’an’ı çok okuduklarını buna rağmen okun yaydan çıktığı gibi dinden çıktıklarını, küfürde olduklarını haber veriyor. Ve onlar hakkında şöyle buyuruyor:

“Eğer onlara yetişebilseydim onları, Ad kavminin mahvoluşu gibi mahvederdim.”  (Buhari-Müslim)

Eğer yalnızca “La ilahe illAllah” lafzını söylemek yeterli olsaydı, Rasulullah (s.a.s) ile müşrikler arasında hiçbir savaş meydana gelmezdi. O müşrikler ki “La ilahe illAllah”ın manasını zamanımızın alim taslaklarından daha iyi biliyorlardı. Fakat Allah bu alim geçinen kimselerin kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar akledemezler.
(Fethül Mecid s: 216 Dipnot 2)  

Şimdi size bu şüphe hakkında alimlerin açık olan sözlerini zikredelim:
Hanefi alimlerinden Fakih Alaeddin Ebu Bekir b. Mesud El-Kilmani bu şüphe hakkında şöyle diyor:
Bir şahsın müslüman olup olmadığına hükmetmek üç şekilde olur: Ya söylediği bir sözle, ya gösterdiği bir amelle veya tabi olduğunu gösteren bir hareketle.

Söze gelince; La ilahe illAllah’ı veya La ilahe illAllah Muhammedun Rasulullah’ı söylemesi ve bulunduğu dinlerle beraber bütün dinlerden uzak olduğunu açık bir şekilde söylemesidir.

Buna göre kafirler dört sınıftır:
1 - Yaratıcıyı inkar eden Dehriyye ve muattıla gibi.
2 -Yaratıcıyı kabul edip birliğine inanmayan putperestler ve mecusiler gibi.
3 - Yaratıcıyı ve birliğini kabul eden fakat vahyi inkar eden bazı  felsefeciler gibi.
4 - Yaratıcıyı, birliğini ve vahyi kabul eden fakat Muhammed (s.a.s)’in tüm insanlara rasul olarak geldiğini inkar eden yahudi ve hristiyanlar gibi.

Birinci ve ikinci sınıftan olanların La ilahe illAllah’a veya Muhammedun Rasulullah’a şehadet etmeleri halinde İslamlığına hükmedilir. Çünkü bu kimseler daha önce ne tevhid şehadetini ne de Muhammedun Rasululah’ı kabul ediyorlardı. Bunlardan bir tanesini kabul edip getirmeleri ikisini de kabul manasına geleceği için bunlara müslüman hükmü verilir.

Üçüncü sınıftan olanların ise La ilahe illAllah’a şehadet etseler bile İslamlığına hükmedilmez. Çünkü vahyi inkar etmektedirler. Zaten daha önce de yaratıcıyı inkar etmiyorlardı. Ancak bunlar Muhammed Rasulullah diye şehadet ederlerse İslamlığına hükmedilir. Çünkü daha önce bunu kabul etmiyorlardı. Bunu kabul etmeleri imanı kabul etmiş sayılmalarının bir delilidir.

Dördüncü sınıfa gelince: La ilahe illAllah Muhammedun Rasululullah’a şehadet etse bile müslüman sayılmaz. Müslüman sayılması için eski dini olan hristiyanlık veya yahudilikten arınıp ondan vazgeçtiğini belirtmesi lazım. Ancak bu durumda İslamlığına hükmedilir. Çünkü bu sınıftan bazıları Rasulullah (s.a.s)’in rasullüğünü kabul ediyorlar ama  “bütün insanlara değil yalnız araplara gönderilmiş bir rasuldür” diyorlar. Bundan dolayı: Eşhedu en la ilahe illAllah ve eşhedu enne Muhammedun Rasulullah demesi müslüman olması için yetmez.

Yahudi ve hristiyan bir kişi, “ben mü’min oldum” “müslüman oldum” veya “İman ettim”, “teslim oldum” derse yine de İslamlığına hükmedilmez. Çünkü bunlar hristiyan ve yahudi olduklarından dolayı zaten “mü’min ve müslümanız” diyorlar.

Hasan, Ebu Hanife’den nakletti ki: Ebu Hanife şöyle dedi:
Bir hristiyan veya yahudi “ben müslümanım” veya “teslim oldum” derse sorulur: “Bununla ne demek istiyorsun?” “Bununla hristiyanlık veya yahudilikten çıkıp İslam’a girdiğimi kasdediyorum” diye cevap verirse, müslüman olduğuna hükmedilir. Sözünden dönecek olursa mürteddir. Ama; “müslüman olduğumdan hak üzere olduğumu bu yüzden dinimden döndüğümü kastetmiyorum” derse müslüman olduğuna hükmedilmez. Bir hristiyan veya yahudi “La ilahe illAllah”a şehadet ediyorum ve “Ben dinimden arındım (çıktım)” derse müslüman olduğuna hükmedilmez. Zira onlar tevhid kelimesini ikrar etmekten kaçınmıyorlar, sözkonusu dinleri terketmeleri de İslam olduklarına delil olamaz. İslam’dan başka bir dine girmiş olmaları ihtimal dahilindedir.

Ama Kelime-i Tevhid’i getirir, hristiyanlık ve yahudilikten beri (arınmış) olduğunu açıklar ve böylece Muhammed (s.a.s)’in dinine girdim derse, bu durumda müslümanlığına hükmedilir. Çünkü artık başka ihtimaller sözkonusu değildir.
(Beda-üs Sanai Tertib Eş-Şerai c: 9 s: 4311)

Ebu Hanifenin arkadaşı olan Muhammed b. Hasan Şeybani  şöyle diyor:
“Hasan (r.a)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “İnsanlarla “La ilahe illAllah” deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bu kelimeyi söyleyince, İslam hakkı müstesna kanları ve malları benden emniyette olur. Sonra onların hesabı Allah’a aittir”
(Buhari-Müslim)

Rasulullah (s.a.s) bu sözü söylerken Allah’ın birliğine inanmayan putperestlerle çarpışıyordu. Onlardan birisi La ilahe illAllah’a şehadet ederse, bu  üzerinde bulunduğu akideyi terk manasına geldiği için müslüman olduğuna hükmedilir. Çünkü kalpten geçenleri bilmediğimizden dolayı ancak o kişiden duyduğumuz ikrarı ve şehadetine göre hüküm veririz. Bulunduğu akideyi değiştirdiğini ifade eden bir söz söylediğinde daha önce söylediği şeyleri değiştirmiş olduğunu anlamış oluruz.

Putperestler Allah’ın varlığını kabul ediyorlar, fakat tevhidi reddediyorlardı.
Bunu Kur’an şu şekilde belirtiyor:

وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ ۖ ﴿٨٧
“Doğrusu onlara kendilerini kimin yarattığı soruldu-ğunda; “elbetteki Allah” derler.”
(Zuhruf: 87)

إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ ﴿٣٥
“Onlara “La ilahe illAllah” denilince büyüklük taslarlar.”
(Saffat: 35)
Bir başka ayette mantıkları ortaya konuyor:

أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَٰهًا وَاحِدًا ۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ ﴿٥
“İlahları tek bir ilah mı yaptı? Doğrusu bu acaip birşey (dediler)”
(Sa’d: 5)

Evet onlardan kim “La ilahe illAllah” derse itikadını değiştirmiş oluyordu. Ve Rasulullah (s.a.s) bunu imanları için bir alamet kıldı. Ve şöyle buyurdu:
“İnsanlarla “La ilahe illAllah” deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bu kelimeyi söyleyince, İslam hakkı müstesna kanları ve malları benden emniyette olur. Sonra onların hesabı Allah’a aittir”

Buna göre birçok ilah kabul eden veya iki ilah kabul eden kimse La ilahe illAllah’a şehadet ederse müslüman olduğuna hükmedilir. Oysa yahudi ve hristiyanların durumu farklıdır. Onlar “La ilahe illAllah” dese bile bu İslamlarına delil değildir. Çünkü bunu her zaman ikrar ediyorlardı. Fakat Rasulullah (s.a.s) zamanında onun risaletini kabul etmediler. Onların İslam’a girmeleri için bunu da ikrar etmeleri gerekmektedir.

Şöyle bir hadise olmuştur:
“Rasulullah (s.a.s) hasta olan yahudi komşusunu ziyaret edip ona:
“La ilahe illAllah’a ve benim Allah’ın rasulü olduğuma şehadet et” dedi.  
Hasta olan yahudi babasına baktı. Babası da ona:
“Ebel Kasıma (Rasulullah’ı kastederek) itaat et” dedi. Hasta olan yahudi de şehadeti getirdikten sonra öldü. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s):
“Benim vasıtamla bir nefsi ateşten kurtaran Allah’a hamd olsun.” dedi ve ashabına:
“Kardeşinizle ilgilenin” buyurdu.  (Müslim)

Bugünkü Irak yahudileri; tevhidi ve Muhammed (s.a.s)’in Allah’ın rasulü olduğunu kabul etmektedirler. Fakat, onun kendileri için değil, yalnız araplar için geldiğini iddia etmekte ve bu iddialarını da şu ayete dayandırmaktadırlar:

هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولًا مِنْهُمْ ﴿٢
“Ümmilere (araplara) onlardan olan bir rasul gönderen O’dur.”
 (Cuma: 2)

İşte bu sebeble, bunlardan Muhammed (s.a.s)’in risaletini ikrar edenler olsa bile, onlar tabi oldukları eski dinlerinden tamamen arınmış olduklarını söylemedikçe müslüman olamazlar. Hatta yahudi ve hristiyanlardan herhangi birisi; “Ben müslümanım veya teslim oldum” dese bile onun müslümanlığına hükmedilmez. Çünkü onlar zaten kendi dinlerinde bulunmakla bunu iddia etmektedirler. Zaten müslüman kelimesinin manası; ancak hakka teslim olan ve ona bağlanan, demektir. Onlar ise üzerinde bulundukları dini hak zannetmektedirler. Bu sebeble bu yahudilerden herhangi biri: “Ben yahudilikten ayrıldım ve İslam’a girdim” demedikçe müslüman sayılmaz. Çünkü yahudilikten ayrılıp hristiyanlığa da girmiş olabilir. Ancak bu sözüyle birlikte; “Bu dinden ayrıldım ve İslam’a girdim” derse, o zaman bu ihtimal ortadan kalkar.

Bazı alimlerimiz şöyle dedi: Bunlardan birisi kendi dinlerinden beri olduğunu söylemez fakat ben İslam dinine girdim dese müslüman olduğuna hükmedilir. Çünkü bu sözden kendi dinini terkedip İslam dinine girdiği anlaşılmaktadır. Bir mecusi “ben  müslüman oldum” veya “teslim oldum” dese müslüman olduğuna hükmedilir. Çünkü mecusiler böyle bir vasfa haiz olduklarını iddia etmiyorlar ve böyle bir vasfın çirkin ve  kötü birşey olduğuna inanıyorlar. Hatta birisi çocuğuna sövmek istediğinde bu lafzı kullanır.
 Bundan dolayı “ben müslümanım” demesi İslam dinini kabul ettiğini gösterir.
(Kitab es-Siyer El Kebir bi Şerh el Eimme Muhammed b. Ahmed Serahsi c:1, s:1500)

Hafız İbni Hacer El-Askalani (Ahmed b. Ali b. Muhammed El-Kinani El-Askalani: Filistinlidir. H. 773 senesinde doğmuştur. H. 852 senesinde Kahire’de vefat etmiştir.) “Fetih” adlı kitabında “Farzları kabul etmeyen kişi tevbeye çağırılır tevbe etmezse öldürülür” babında aşağıdaki hadisi zikrettikten sonra şöyle diyor:

“İnsanlarla “La ilahe illAllah” deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bu kelimeyi söyleyince, İslam hakkı müstesna kanları ve malları benden emniyette olur. Sonra onların hesabı Allah’a aittir”

Bu hadis “La ilahe illAllah”ı söyleyenin başka birşey eklemese  bile öldürülmesinin yasak olduğunu gösterir. Bu haktır ama yalnız bu sözü söylemekle müslüman olur mu?  Tercih edilen görüş “Hayır, müslüman olmaz” şeklindedir. Yalnız bu durumda öldürülmez ta ki imtihan edilinceye kadar. Rasulullah’ın risaletini kabul edip İslami hükümlere bağlanırsa müslümanlığına hükmedilir. Bu hadisin devamındaki “İslam hakkı müstesna” sözünde buna işaret vardır.

İmam Begavi (Ebu Muhammed El-Hüseyin İbn-i Mes’ud b. Muhammed b. Ferra El-Begavi: H. 433’te doğmuş. H. 516’da vefat etmiştir.) şöyle diyor:
“Allah’ın birliğine inanmayıp çok ilaha veya iki ilaha inanan kafirler ise La ilahe illAllah deseler müslüman olduklarına hükmedilir. Sonra bütün İslami hükümleri ve İslam dininden başka bütün dinlerden beri olduğunu kabul etmeye zorlanır.

Fakat, eğer Allah’ın birliğini kabul edip Rasulullah (s.a.s)’in risaletini inkar edenlerden ise La ilahe illAllah demesi müslüman olması için yeterli olmayıp ancak ona Muhammedun Rasulullah kelimesini eklerse müslüman olduğuna hükmedilir. Eğer Rasulullah (s.a.s)’in araplara özel olarak  gönderilmiş bir rasul olduğuna inananlardan ise La ilahe İllAllah Muhammedun Rasulullah demesi müslüman olması için yeterli değildir, ancak bunlara Muhammed (s.a.s)’in bütün insanlar için gönderildiğini de ekleyerek söylerse müslüman olduğuna hükmedilir. Eğer kafir olmasının sebebi farz olan birşeyi inkar ettiği için veya haram olan birşeye helal dediği için ise La ilahe illAllah Muhammedun Rasulullah demesi yetmez ancak inandığı bozuk şeylerden vazgeçtiğini söylemesiyle müslüman olur.        
(Neylil Evtar c: 9 s: 84)

İmam Nevevi (Muhyiddin Ebu Zekeriyya Yahya b. Şeraf El-Huza El-Havaribi (İmam Nevevi): H. 631’de doğmuştur. 644’da Şam’a gelmiştir ve orada 676 yılında vefat etmiştir.) şöyle diyor:
Rasulullah (s.a.s)’in :
”İnsanlarla “La ilahe illAllah” deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bu kelimeyi söyleyince, İslam hakkı müstesna kanları ve malları benden emniyette olur. Sonra onların hesabı Allah’a aittir” hadisini zikrettikten sonra Hattabi (r.a)’in bu hadis hakkında şöyle dediğini zikretti:
“Açıkca bilinir ki bu hadiste kastedilenler putperestlerdir, ehli kitab değildir. Çünkü ehli kitab La ilahe illAllah dedikleri halde bile onlarla savaşılır. Hadiste “hesabı Allah’a aittir” den kasıt; gizledikleri günahların cezası Allah’a aittir. Yoksa açık olarak işledikleri günahın cezası değil. Onların cezası dünyada tatbik edilmeldir.

Bu hadisten de anlaşılıyor ki küfrü gizleyip de müslüman olduğunu söyleyen kişinin zahiren İslam’ı kabul edilir. Alimlerin çoğu bu görüştedir. İmam Malik’e göre: Zındıkın (kendini müslüman gösterip küfrünü gizleyen kişinin) tevbesi kabul edilmez. İmam Ahmed b. Hanbel de bu görüştedir.

Kadı İyad da bu manayı tekid ettikten sonra  meseleyi daha da açıklayarak şöyle dedi:
La ilahe illAllah’ı  söyleyenin malı ve nefsinin emniyet içinde olmasının sebebi zahiren  imanı kabul ettiğini gösterdiği içindir. Bu hadisten kasedilenler arap müşrikleri, putperestler ve Allah’ı birlemeyenlerdir. Çünkü bu kimseler İslam’a ilk davet edilen ve müslümanlarla ilk savaşan kimselerdir.
 
Fakat daha önce Tevhidi kabul edenlere gelince; “La ilahe illAllah” demeleri zahiren onları müslüman saymak, mal ve canlarını korumak için yetmez. Çünkü kafirken de bunu kabul ediyorlardı. Nitekim bu hadisin başka rivayetinde  Rasulullah’ın Allah’ın rasulü olduğunu kabul ve namaz kılıp zekatı  verme, eki vardır ve şöyledir:
“İnsanlarla “La ilahe illAllah” deyinceye  ve benim Allah’ın rasulü olduğumu kabul edinceye ve de namaz kılıp zekat verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bu kelimeyi söyleyince, İslam hakkı müstesna kanları ve malları benden emniyette olur. Sonra onların hesabı Allah’a aittir”

Kadı İyad’ın sözü burada bitiyor.
İmam Nevevi bu konuya şöyle devam ediyor:
İnsanın can ve malının korunması için Rasulullah’ın bütün getirdiği şeylere iman etmesi gerekir. Çünkü hadisin başka rivayetlerinde böyle ibareler vardır.

Ebu Hureyre’den şöyle bir rivayet vardır:
“La ilahe illAllah’a şehadet edinceye, bana ve benim getirdiğime iman edinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum.”  
(Sahihi Müslim Nevevi Şerhi c: 1 s: 206)

Küfür işleyip de La ilahe illAllah Muhammedun Rasulullah’ı söyledikleri halde tekfir ettiğimiz kişiler şöyle diyebilirler: Bizi nasıl Rasulullah (s.a.s) zamanında Kur’an’ın kendilerine kafir dedikleri kimselere benzetirsiniz? Onlar La ilahe illAllah’a şehadet etmiyorlar. Rasulullah’ı yalanlıyorlar. Dirilmeyi inkar ediyorlar. Kur’an’ı yalanlayıp ona sihir diyorlar. Halbuki biz La ilahe illAllah Muhammedun Rausullah’a şehadet ederiz, Kur’an’ı tasdik eder, namaz kılar, oruç tutarız. O halde bizi nasıl onlar gibi kafir görürsünüz? Bu kimselere şöyle cevap verilir:
Rasulullah (s.a.s)’in getirdiği şeylerin bir kısmını tasdik edip de bir kısmını yalanlayan kişi bütün alimlere göre müslüman değildir, kafirdir.
 
Aynı şekilde Kur’an’ın bir kısmına iman edip bir kısmını yalanlayan kimse de böyledir. Aynı şekilde de tevhidi kabul ettiği halde namazın farziyetini reddeden veya tevhidi ve namazı kabul edip zekatı kabul etmeyen de böyledir. Hatta tevhidi ve Rasulullah (s.a.s)’in risaletini kabul edip, namazı kılıp zekatı veren fakat haccı kabul etmeyen kişiler de böyledir. Bütün alimlere göre bu kimseler kafirdirler.  Rasulullah (s.a.s) zamanında haccın farziyetine uymayan kimseler hakkında Allah (c.c) şöyle buyurdu:
وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ ﴿٩٧
“Oraya (Ka’be’ye) yol bulabilen kimsenin Allah için beyti haccetmesi farzdır. Her kim (haccın farziyetini) inkar ederse şüphesiz ki Allah bütün alemlerden müstağnidir.”
(Ali İmran: 97)

İslam’ın bütün getirdiğini kabul edip bir tek dirilmeyi kabul etmeyen kişi bütün alimlere göre kafirdir. Kanı ve malı helaldir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَيُرِيدُونَ أَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللَّهِ وَرُسُلِهِ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًا ﴿١٥٠﴾ أُولَٰئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّا ۚ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُهِينًا ﴿١٥١

“Allah’ı ve rasullerini inkar edenler ve (inanma hususunda) Allah ile rasullerini birbirinden ayırıp: “Bir kısmına iman ederiz, ama bir kısmına da inanmayız” diyenler ve bunlar (iman ile küfür arasında bir yol tutmak isteyenler) yok mu? İşte gerçek kafirler bunlardır. Ve biz, kafirler için acıklı bir azap hazırladık.”
(Nisa: 150-151)

Allah (c.c) bu ayette açık bir şekilde Kur’an’ın bir kısmına iman edip bir kısmına iman etmeyen kişinin gerçek  bir kafir olduğunu söylüyor.

Tevhid ise Allah’ın farz kıldığı en önemli ve en büyük farzdır. Namaz, zekat, oruç ve hacdan daha büyüktür. Rasulullah’ın emrettiği herşeyle amel edip bir tek namazı veya orucu veya haccı kabul etmeyen kişinin kafir olduğu hususunda alimler arasında ihtilaf yoktur. Durum böyleyken bütün rasullerin ortak dini olan tevhidin rükünlerinin bir kısmını yerine getirmeyen ve onu bozucu amel işleyen kişi nasıl kafir olmasın? İşte bu konuda Rasulullah (s.a.s)’in ashabı bizim için büyük bir örnektir. Ki onlar Beni Hanife kabilesi La ilahe illAllah Muhammedun Rasulullah’a şehadet ettikleri ve namaz kıldıkları halde sadece zekatı vermedikleri için onları kafir ilan edip savaş açtılar.
Rasulullah (s.a.s) zamanında iman ettiklerini iddia ettikleri halde söyledikleri bir söz yüzünden kafir olmuş kimseler hakkında Allah şöyle buyuruyor:

وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ ۚ قُلْ أَبِاللَّهِ وَآيَاتِهِ وَرَسُولِهِ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِئُونَ ﴿٦٥﴾ لَا تَعْتَذِرُوا قَدْ كَفَرْتُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ ۚ ﴿٦٦
“Onlara soracak olursan: “Biz andolsun ki eğlenip oynuyorduk” diyecekler. De ki: “Allah’la, ayetleriyle ve rasulüyle mi alay ediyorsunuz? Özür beyan etmeyin. İnandıktan sonra küfre girdiniz.”
(Tevbe: 65–66)

İşte Allah (c.c) bu ayette imanlı olduklarını iddia ettiklerini ve söyledikleri sözü şaka mahiyetinde söylemiş olduklarını iddia ettikleri halde onların bu özürlerini kabul etmeyip söylemiş oldukları bu bir tek söz yüzünden küfre girdiklerini bildiriyor. Ayrıca Rasulullah (s.a.s) zamanında olup iman ettikleri, namaz kıldıkları, oruç tuttukları, haccettikleri halde sırf bir söz yüzünden Allah (c.c) onları tekfir etmiştir. Ve onlar hakkında şöyle buyurmuştur:

يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ مَا قَالُوا وَلَقَدْ قَالُوا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ إِسْلَامِهِمْ وَهَمُّوا بِمَا لَمْ يَنَالُوا ۚ ﴿٧٤
“Küfür sözünü söyledikleri halde söylemediklerine dair Allah’a yemin ettiler ve İslamlarından sonra kafir oldular. Böylece başaramayacakları bir şeye giriştiler.”
 (Tevbe: 74)

Allah (c.c);  bir kişiyi şehadeti getirse, namazı kılsa, oruç tutsa ve hatta müslüman olduğunu iddia etse bile bir söz yüzünden nasıl ki tekfir ediyorsa, millet meclisi veya cumhurbaşkanı veya kralın seviyesini veyahud insanın heva ve hevesinden çıkartılan anayasayı Allah’a, rasulüne ve Allah’ın bize gönderdiği Kur’an’a eşit  ve hatta  üstün tutan  sırf müslüman olduklarını iddia edip, şehadeti getiren ve namazı kılıp orucu tutan kişileri niçin tekfir etmesin!?

La ilahe illAllah Muhammedun Rasulullah’a şehadet eden, namaz kılan, oruç tutan kimseler tekfir edilmez, sözünün yanlış olduğunu bu şekilde ispat etmiş olduk.
Birinci şüpheyle ilgili olarak alimlerin sözünü naklettikten sonra meseleyi şöyle özetleyebiliriz:
1 - Her şahsın İslama girişi değişiktir ve küfrüne sebeb olan şey ile doğrudan alakalıdır.
Eğer kişi, risaleti (vahyi) inkar ettiği için küfre girmişse, risaleti kabul ve ikrar ederek, eğer risaletin yalnız araplara has olduğu inancından dolayı küfre girmişse, risaletin tüm insanlar için olduğunu kabul ve ikrar ederek, eğer zekatı inkar ettiği için küfre girmişse, zekatın farziyetini kabul ve ikrar ederek, eğer taguta muhakeme olduğu için küfre girmişse, tagutu reddedip yalnız Kur’an ve sünnete muhakeme olmak suretiyle İslam’a girer.
2 - Kişinin İslam’a girebilmesi için içine düşmüş olduğu şirkten kesinlikle arınması gerekmektedir.
3 - Kişinin İslam’a girebilmesi için,  Muhammed (s.a.s)’in bütün getirdiği şeylere kesinlikle iman etmesi gerekir.
Eğer kişi namaz, oruç ve İslam’dan nefsine hoş gelen illeri kabul edip de, Allah’ın indirdiği ile hükmetmek, yalnız Allah’ı, rasulünü ve mü’minleri dost edinmek ve cihad etmek gibi İslami diğer yükümlülükleri kabul etmezse  kafir olur. Çünkü, bu tavrıyla kitabın bir kısmını kabul etmiş, bir kısmını da reddetmiş sayılır.
4 - Bir kişi herhangi bir söz veya hareketinden dolayı küfre girmişse, İslam’a dönebilmesi için bu fiillerinden dolayı tevbe etmesi ve bunlardan arınması gerekir. Eğer böyle yapmazsa La ilahe illAllah Muhammedun Rasulullah’ı söylese, namaz da kılsa, oruç da tutsa hala kafirdir.

Alimlerin sözleri bize, kişi “Lailahe illAllah” dese bile, onu şirk ve küfre düşüren söz ve amellerden arınmadıkça müslüman olamayacağını göstermektedir. Öyleyse şu soruyu sormak yerinde olacaktır:

“Allah’ın indirdiklerinden başka birşeyle hükmetmek veya kitap ve sünnet dışında birşeye muhakeme olmak şirk ve küfür müdür? Yoksa değil midir? (Bunun cevabı daha önce geçti)



Muhammed Hamid el-Fıkhi Müslüman değildir.
Kayıtlı

حسبي الله
Admin
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 344


« Yanıtla #1 : 16 Temmuz 2015, 23:38:21 »


İkinci Şüphe: “Cehalet özürdür.” meselesi hakkındadır. Yani; bilmediğinden dolayı itikadında küfür veya şirk unsuru olan ya da küfür ve şirk içinde yaşayan bir kimsenin; “Ben müslümanım” dediği için onun İslam’lığına hükmedilmesi gerektiği şeklindeki iddiadır. çünkü bu kimse işlemiş olduğu bu amellerin küfür olduğunu bilmemektedir, iddiasıdır.

Bu konuda alimlerin görüşlerini tek tek aktarmak konuyu uzatacağından ve bizi konumuzdan uzaklaştıracağından dolayı  alimlerin görüşlerini aktarmak istemiyoruz. Fakat bu konuda alimlerin sözlerini anlayabilmek için bazı önemli açıklamalar yapacağız. Alimler cehalet meselesini değişik yönlerden incelediler:

A -
Meçhul (Bilinmeyen) şeyler açısından: Bunu iki şıkka ayırdılar: Temelde (usulde) cahillik ve teferruatta (fer’i konularda) cahillik.

Temel (usulde) meselelerde (ince noktalar dışında) cahilliğin özür sayılamayacağı konusunda alimler ittifak etmişlerdir.

B - Cahil (kişi) açısından: Alimler iki sınıf insanın cehaletini geçerli mazeret saymışlardır. (Tabi ki bu cehalet temel meselelerde olmamalıdır.)

1 -
Yeni İslam’a giren kimseler: Bunların mazeretli sayılabilmeleri; bu gibi kişilerin bilgi sahibi olup olmamaları ihtimaline bağlıdır. Mesela Darul İslam’da yaşayan zımmi (kitap ehli) müslüman olursa, dinde herkesin bilmesi gereken meselelerde cehaleti kabul edilmez. Çünkü Dar’ul İslam’da yaşadığı için bunları bilir.

Bu kaideden dolayı; Ebu Bekir dönemindeki zekatı vermeyenleri tekfir konusunda alimler ihtilaf etmişlerdir. Bunları tekfir etmeyenlerin getirdikleri delil ise şöyledir: Ebu Bekir zamanındaki Zekatı vermeyen kimseler mazeretli olabilir. Çünkü İslam’a daha yeni girmişlerdir. Bu yüzden zekatın farz olduğunu bilmeyebilirler.
Fakat Ömer döneminde İslam yayıldığı için zekatı vermeyenlerin kafir oldukları  konusunda alimler arasında ihtilaf yoktur. Çünkü artık bilmeme mazereti sözkonusu değildir.

2 -
İlim kaynaklarından uzak olup da ulaşma imkanı olmayan kimseler: Mesela çölde yaşama veya kendisiyle ilmi kaynaklar arasında aşılması güç engellerin (orman, vahşi hayvan tehlikesi vb gibi)  sözkonusu olması gibi bir imkansızlık var  ise cehalet mazeret olabilir. Ama bu kişilerin uzakta olsa bile öğrenebilme ihtimalleri varsa bu özür yine ortadan kalkar.

C - Cehaletin Şekli Açısından:

Bu konuda kişi ister kendisi araştırarak, isterse başkasına sorarak bilgiye ulaşma ihtimali varsa  mazeretli sayılmaz. Eğer bilgi sahibi olma ihtimali sözkonusu değil ise tevhidin rükunları dışındaki meselelerde mazeretli sayılır.

Ayrıca alimlerin sözlerini iyice anlayabilmemiz için alimlerin bu meseleye verdikleri hükümleri de iyice ayırdetmemiz gerekir. Bu hükümler:
1 - Dünyadaki hüküm açısından.
2 - Ahiretteki hüküm açısından,
3 - Bu hükümlerden dolayı uygulanacak cezalar açısından olmak üzere üçe ayrılır.
İşte bu hükümler gözönüne alınmazsa bu alimlerin görüşlerini anlama ve  tatbik konusunda çok yanlışlar yapılır. Halbuki bu hükümler gözönüne alınarak alimlerin sözlerine bakılır ve hangi meseleye hangi hükmü verdikleri  anlaşılırsa alimlerin sözü de iyice kavranmış olur. Bunu daha iyi anlamak için bazı örnekler verelim:

a )
Büluğ çağına ermeyen çocuğun dünya hükmü bakımından şöyledir: Alimlerin ittifakıyla çocuk dünya hükmü bakımından babasına ve annesine bağlıdır. Yani babası ve annesi müslüman ise müslümandır, babası ve annesi kafir ise kafirdir. Eğer babası ve annesi yoksa yaşadığı diyara bağlıdır. Dar’ül islamda yaşıyorsa müslüman, dar’ül harpte yaşıyorsa kafirdir. Aynı şekilde cehaletinden dolayı tevhidin rükünlerini tam olarak yerine getirmeyen kişi de dünya hükmü olarak müşriktir. Rasulullah (s.a.s)’in gelmesinden önceki kişilerin cehaletleri çok olmasına rağmen bunların cehaletlerini mazeret olarak kabul edip onların müslüman olduğunu söyleyen hiçbir alim yoktur. Bunlar zaten Allah’ın istemiş olduğu tevhid üzere değillerdi. Tevhid üzerinde olsalardı Allah (c.c) onlara niçin rasul gördermiş olsun? Şirk üzerinde olmasaydılar tevhidi öğreten rasullerin gönderilmesi gerekmezdi. Dolayısıyla bunlar şirk üzerinde oldukları için ve tevhidin rükünlerini yerine getirmedikleri için bunların dünyadaki hükümleri; müslüman değil, müşriktir. Ama ahiretteki hükümleri Allah’a kalmıştır. Allah (c.c) rasul göndermediği kavmi azaba uğratmaz.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّىٰ نَبْعَثَ رَسُولًا ﴿١٥
“Biz rasul göndermedikçe azap etmeyiz”
(İsra: 15)

Tabi ki bu ayetin hükmü ahiret ile ilgili hükümdür.

b) Ahiret Hükmü Hakkındaki Örnek; Alimler büluğ çağına ermeyen çocuğun dünyadaki hükmü hakkında daha önceden açıkladığımız gibi ihtilaf etmedikleri halde ahiretteki hükmü hakkında sekiz görüşe ayrılmışlardır. Aynı şekilde cahillik mazeretinden dolayı tevhidin rükünlerini yerine getirmeyen ve dolayısıyla şirk koşan kişilerin dünyadaki hükmü hakkında ittifak ettikleri halde ahiretteki hükmü hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bu kişiler hakkındaki en tercih edilen görüş; kıyamet gününde Allah (c.c) tarafından imtihan edilecekleri ve imtihanın neticesine göre cennetlik veya cehennemlik olacaklarıdır.

Alimler daha çok ahiret hükmü hakkında konuşmuşlardır. Zaten ahiret hükmü Allah’ın elindedir.Bunun da pratik olarak hayatımızda pek fazla etkisi yoktur. Bize lazım olan dünyadaki hüküm, yani; zahire göre hükümdür.

c) Bu hükümlerden dolayı uygulanacak cezalara örnek olarak alimler şu şekilde dediler; dünyada müşrik olarak kabul edilen çocuk, müşrik olduğu için öldürülmez, ancak müşrik kavmine savaşta yardım ederse öldürülür. Ayrıca alimler dediler ki: Tebliğ ulaşmayan kişileri öldürmeden önce İslam’ı tebliğ etmek gerekir. Şirk işleyen kişi veya tevhidin rükünlerini yerine getirmeyen kişinin dünyadaki hükmü müslüman değil müşriktir. Fakat öldürmeden önce eğer cahilliğinden dolayı böyle bir şey yapmışsa İslam ona güzel bir şekilde açıklanır ve kabul etmezse öldürülür.

Mürtedin de tevbeye çağrılması bilmediği şeyleri ortadan kaldırmak için değil, irtidadından dönmesi için bir fırsat vermek içindir. Bundan dolayı mürtedi tevbeye çağırmak Şafiiler ve Malik’ilere göre farz değil, müstehaptır. Mürtedin tevbeye çağırılması bilmediği şeyleri öğretmek için olsaydı bütün alimlere göre farz olurdu.

Bundan dolayı dünyada cehaletinden dolayı şirk koşan veya tevhidin rükünlerini yerine getirmeyen kişiye zahire göre müslüman değil, müşrik hükmü verilmesi gerekir. Bu hükmü verdikten sonra ona İslam açık bir şekilde anlatılır. Yoksa şirk koştuğu veya tevhidin rükünlerini yerine getirmediği halde bu kişiler cahil oldukları için onlar hakkında müslüman değildir veya müşriktir hükmünü vermeyelim de İslam’ı anlattıktan sonra dünyadaki hükmü verelim görüşü apaçık bir yanlıştır.

Alimlerin sözlerinde günahkar müslüman, fasık müslüman geçmektedir. Fakat; kalıcı bir sıfat olarak cahil müslüman sıfatına rastlanmamıştır. Onların cehaletten kasıtları belli konulardaki cehalettir. Yoksa kalıcı bir sıfat olarak değildir. O halde İslam’ı bilmeyen kişi nasıl müslüman olabilir? Manasını bilmediği halde küfür sözü söyleyen kişi nasıl ki kafir olmuyorsa La ilahe illAllah’ın manasını bilmediği halde La ilahe illAllah’ı söyleyen kişi nasıl müslüman olur?

Tevhid öyle bir sıfattır ki o sıfatın muhakkak o şahısta bulunması gerekir ki o şahıs muvahhid olsun. Tevhid sıfatını Allah insanlara bırakmamış bizzat kendisi  belirlemiştir. Tevhid sadece bir sözden ibaret değildir. Tevhidin rükünleri ve gerektirdiği şeyler vardır. Tevhidin bu rükünleri ve gerektirdiği şeyler şahısta bulunmazsa bu şahıs istediği kadar ben muvahhidim dese de o muvahhid değildir.

Nasıl namazın rükünlerinin bir tanesini yapmayan kişi istediği kadar ben namaz kıldım dese ve bu cehaletinden dolayı olsa bile namazı geçersizse, cehaletinden dolayı bile olsa tevhidin rükünlerinden bir tanesini yerine getirmeyen kişinin tevhidi de geçersizdir. Kişi ne kadar da imanının sahih olduğunu iddia bile.
Bedihi ve açık birşey vardır ki; insan bilmediği şeylere itikad edemez. Çünkü insanın bilmediği şeylere inanması mümkün değildir. Ancak insan bildiği şeylere itikad edebilir. Tevhid bilinmeden tehvid akidesine inanılamaz. Tevhid akidesine inanmayan kimse de müşrik ve kafirdir.

Şu iyice bilinmelidir ki; Kur’an’a ve sünnete muhakeme olmak tevhidin rükünlerindendir. Bunu daha önce açık bir şekilde ispat ettik. Dolayısıyla bu konuda cehalet özür değildir. Cehaletinden dolayı Kur’an ve sünnete muhakeme olmayıp onun dışındaki kanunlara muhakeme olan kişinin tevhidin rükünlerini yerine getirmediği için dünyadaki hükmü kafirdir, müşriktir. Müslüman olduğunu iddia etse, şehadet getirse, namaz kılsa, oruç tutsa, hacca gitse de sonuç değişmez. Buraya kadar hakimiyetin yalnız Allah’a ait olduğunu, hakimiyetin yalnız Allah’a tanınması gerektiğini, hakimiyeti yalnız Allah’a tanımanın bir ibadet olduğunu, bu hakkı Allah’tan başkasına tanıdığımızda, bu hakkı tanıdığımız varlığı ilah seviyesine çıkarmış olacağımızı ve hakimiyet hakkını kendisinde görenlerin de ilahlık taslamış olacaklarını Kur’an, sünnet ve alimlerin sözlerinden delillerle ihtilafa mahal bırakmayacak şekilde ispat ettik.

Bu kitabı okuyan kimselerin artık bu hususta Allah katında hiçbir mazeretleri yoktur. Samimi olarak Allah’a yöneldiği halde, cehaletinden dolayı bu konuda şirke düşen kişinin, bu hak kendisine ulaştığından hemen tevbe edip teslim olması ve pratik hayatını da buna göre düzeltmesi gerekir. Gerçekten hakkı istemeyenler ise, bu hususta türlü türlü mazeretler uyduracaklardır.

Bu kitapta geçen hükümlerin herhangi birisinin Kur’an, sünnet veya ehli sünnet alimlerinin görüşlerine zıt olması mümkün değildir. Bu konuda herhangi bir şüphemiz yoktur. Zaten bu mesele, ne kadar cahil olursa olsunlar, İslam devletindeki bütün fertler arasında Allah’ın varlığı gibi açık ve ihtilafa mahal bırakmayan bedihi bir mesele idi. Fakat şeytan ve yandaşlarının yoğun çalışmaları ve cehaletin yaygınlaşması sonucu tevhidin en önemli temeli olan bu mesele tartışma sahasına sokulmuştur. Bunu başarabilmek için yerine göre ya satılmış hainler ya da baskı veya zorbalık kullanılmıştır.

Biz bu meseleyi aklı başında olan herkesin anlayabileceği bir şekilde anlattığımıza inanıyoruz. Haktan sonra delaletten başka ne vardır?
Hidayete tabi olanlara selam olsun...
Kayıtlı

حسبي الله
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |