Bazı Konular Üzerine Sorularım
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 13 Kasım 2019, 22:49:48


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Bazı Konular Üzerine Sorularım  (Okunma Sayısı 4629 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
OguzH
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1


« : 10 Temmuz 2015, 01:41:00 »

Selamun Aleykum kardeşlerim,

Aşağıdaki sorularımı Ziyaeddin el-Kudsi'nin anlayış ve fıkhına göre yanıtlarsanız çok memnun olurum.

1) Bu şirk toplumu içinde ticareti helal olan ürünler için resmi şirket kurarak ticaretle meşgul olmak ve zorunlu olarak alındığı için vergi ödemek caiz midir?
2) Hakkında bilgi sahibi olmadığımız kimselere ait, dışarda herhangi bir yerdeki restorana gidilip et yenilebilir mi? Et caiz değilse, et dışında diğer yemekler yenilebilir mi?
3) Camii'leri imamın arkasında namaz kılmak için değil, gün içinde kendi kendimize namazımızı kılmak için, ve abdest için kullanmak caiz midir?
4) Müşriğin selamı alınırken sadece "Ve aleyke" şeklinde mi alınır? Örneğin bir camii imamı bizi görüp selam verdiğinde hiç cevap vermemek mi, yoksa "ve aleyke" şeklinde cevaplamak mı gerekir? Yine gün içinde iyi tanımadığımız, imanı hakkında bilgi sahibi olmadığımız birisi selam verdiğinde nasıl almak gerekir? Bir de biz kendimiz bir ortama girdiğimizde, ya da bir kişiye ilk biz selamı verirken imanı ve itikadı hakkında bilgi sahibi değilsek ne yapmalıyız, nasıl selam vermeliyiz?

Cevaplarınız için Allah(cc) razı olsun.
Kayıtlı
Ebu Muhammed Es-selefi
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 54


« Yanıtla #1 : 28 Temmuz 2015, 21:39:12 »

Selamun Aleykum kardeşlerim,

Aşağıdaki sorularımı Ziyaeddin el-Kudsi'nin anlayış ve fıkhına göre yanıtlarsanız çok memnun olurum.

Soru:1) Bu şirk toplumu içinde ticareti helal olan ürünler için resmi şirket kurarak ticaretle meşgul olmak ve zorunlu olarak alındığı için vergi ödemek caiz midir?


Cevap: Kafir devletler kendi hayatlarını devam ettirmek ve gereksinimlerini karşılamak için maddi gelirlere ihtiyaç duyarlar. Bunu temin etmek için edindikleri yollardan birisi de; sınırları içinde yaşayan vatandaşlarından çeşitli vesilelerle vergi adı altında para almaktır. Yol, su, elektrik, araba, ev, arsa, tüketim maddeleri ve iş yeri vergileri gibi. Alınan bu vergiler o devleti kuvvetlendirmek ve ayakta tutmak içindir.

Bundan dolayı müslümanlar böyle zulüm olan kanunlara uymamak için ellerinden geleni yapmalıdırlar. Bu konuda isteyerek veya gereksiz yere itaat, kafirlere destek olmak demektir ki bu da, kafirlere vela kapsamına giren küfür bir ameldir.

Fakat gelecek zulmü engellemek için veya İslamın ve müslümanların menfaati söz konusu olduğunda kabul etmedikleri ve hoşnut olmadıkları halde müslümanlar kafirlere maddi konularda taviz verebilirler. Bunda bir sakınca yoktur.

Müslümanlar için bugün en büyük zulüm, İslam otoritesinin yeryüzünden kaldırılmış olmasıdır. Kafirlerin hükmü altında yaşayan müslümanlar, İslam'ı hakim kılmak ve zor durumda kaldıkları zaman kafirlerin zulmünü kaldırmak için istemeyerek vergi verebilirler. Hatta kendileri para verme teklifinde bile bulunabilirler. Bu, o devleti destekleyerek vela gösterme kapsamına girmez. Tağutları ortadan kaldırıncaya kadar, akideden taviz vermemek şartıyla, istemeyerek kafirlere bir takım maddi tavizler vermek küfür değildir.

Rasulullah (s.a.s)'in Hendek savaşında zor duruma düştüğü zaman, yahudilerin Medine'ye saldırmalarını engellemek için onlara Medine hurmasının yarısını vermek istemesi bu konuyla ilgili önemli bir delildir.

Rasulullah (s.a.s)'in sahabeleri de bu şekilde hareket etmişlerdir. İşte Suheyb b. Sinan! O, Mekke'den Medine' ye hicret için yola çıktığında müşrikler, onun mallarıyla birlikte gitmesini engellediler. Bunun üzerine o da bütün mallarını müşriklere verdi. Müşriklere her halukarda maddi destek sağlamak küfür olsaydı elbette Suheyb geri döner ve hicret etmek için uygun bir zaman kollardı. Şayet Suheyb mallarını vermemek için hicret etmeseydi kafirlere hiçbir maddi destekde bulunmamış olurdu. Fakat Suheyb'in hicreti İslama ve müslümanlara faydalı olduğu için mallarını feda etmiştir. Böyle durumlarda kafirlere maddi konularda destek olmak küfür değildir. Şayet küfür olsaydı Rasulullah (s.a.s) Suheyb'i bu davranışından dolayı övmezdi.

Rasulullah (s.a.s) onun hakkında şöyle buyurmuştur:

"Suheyb kazandı, Suheyb kazandı"  (Siyeri İbni Hişam)
Bu da gösteriyor ki İslam'a ve müslümanlara menfaat sağlamak amacıyla kafirlere maddi konularda bazı tavizler verilebilir.

Dar'ul harpte yaşayan müslümanlar için en büyük zulüm, İslam'ın kaldırılmış olması ve bu sebeple İslam'ı Allah'ın istediği şekilde, tam olarak, serbestçe yaşayamamalarıdır. Müslümanların bu amacı gerçekleştirmek yani; Allah'ın üzerlerine yüklediği, İslam'ı hakim kılmak görevini yerine getirebilmeleri için, belli bir maddi ve manevi kuvvete erişmiş olmaları gerekir. Müslümanların maddi açıdan belli bir yapıya ulaşmaları ise sadece kendilerini geçindirecek ufak tefek işler yapmalarıyla mümkün olmaz. Çünkü tağut güçlüdür. Onu yıkacak müslüman cemaatin de elbette belli bir seviyede olması gerekir. Belki kafirlere denk bir güç oluşturamayacaklardır. Fakat belli bir maddi güce erişebilmek için mutlaka büyüyen bir sermayeye ihtiyaçları olacaktır. Bu da ancak, belli bir müddet için ticarethaneler çalıştırmakla çözümlenebilir. Bu ise bir zarurettir. Çünkü İslam'ın hakim kılınması söz konusudur. 

Ticarethaneler kurulduğunda da tağutlar elbette belli bir vergi alacaklardır. İşte bu noktada müslümanlar dakik davranarak ince bir kar zarar araştırması yapmalıdırlar. Eğer müslümanların menfaati kafirlerin menfaatinden daha fazla ise böyle işleri yapmakta bir sakınca yoktur.

Müslümanların menfaatleri büyük olduğunda vergi vermelerinin onları küfre sokmamasının asıl sebebi; vergi vermenin bizatihi küfür bir amel olmamasındandır. Vergi ancak sebepsiz yere kafire destek olma, yardım etme söz konusu ise küfür bir amel olur. Çünkü bu vela kapsamına girer. Fakat sağlanan menfaat kafirleri yıkmak için kullanılacaksa yani meşru bir sebep varsa, o zaman bu amel küfür değil bilakis, yapılması mutlaka gerekli bir zorunluluk olur.

Zamanımızdaki kafir devletler, ekmek dahil bütün yiyeceklerden ve bütün kullanım maddelerinden kendi menfaatlerine göre belli oranlarda vergi almaktadırlar. Dolayısıyla alışveriş yapan herkes aynı zamanda kafir devlete vergi vererek belli oranda ona destek olmuş olmaktadır. Eğer vergi vermek küfür olsaydı, kafir devletlerin sınırları içersinden hiçbir şey alınmaması ve oralarda da hiçbir şeyin satılmaması gerekirdi.

Bu konu ile ilgili olarak değinilmesi gereken diğer bir başka mesele ise şudur:

Kafir devletlerin halktan topladıkları vergiler şüphesiz yine onlar tarafından konmuş vergi kanunları çerçevesindedir. Kafirlere vergi verenler elbette bu kanunlara riayet etmektedirler. Zaten kafir devlette yaşayan her vatandaş aslında kafir devletin kanunlarına öyle veya böyle muhakkak itaat etmektedir. Fakat önemli olan bu kanunların Allah'ın emirlerine muhalif olup olmamasıdır. Allah'ın kanunlarına muhalif olmayan kanunlara riayet etmek ise kişiyi küfre sokmaz. ((Davetçi tefsiri))






Soru:2) Hakkında bilgi sahibi olmadığımız kimselere ait, dışarda herhangi bir yerdeki restorana gidilip et yenilebilir mi?



Cevap: İster hakkında bilgi sahibi olunsun ister olunmasın, Şeri kesimle kesilen hayvanın etinden olmayan, resturantlarda yada lokanta gibi yerlerde hayvan eti yemek caiz değildir.  Ancak hakkında bilgi sahibi olduktan sonra, hayvanın kesen Müslüman yâda ehli kitaptan biri ise yenilebilir.



 
Soru: 3)Et caiz değilse, et dışında diğer yemekler yenilebilir mi?

 
Cevap: Etli yemek dışında, et suyu veya etten herhangi bir madde karıştırılmamış yemeklerden yenilebilir.


 

Soru: 4) Camii'leri imamın arkasında namaz kılmak için değil, gün içinde kendi kendimize namazımızı kılmak için, ve abdest için kullanmak caiz midir?
 
Cevap: Darulharpte bulunan camilerde namaz kılmak abdest almak mescidi dırar olmaması şartıyla caizdir. Bir mescit için dırar mescidi hükmü verebilmek ve Rasulullah (s.a.v) zamanındaki dırar mescidine kıyas yapabilmemiz için tıpa tıp uyması gerekir. Eğer en ufak bir fark olursa aynı hükmü almaz.

Bir mescidin dırar mescidi olabilmesi için yapılış gayesi, İslam’ı yıkmak  ve Müslümanlara zarar vermek olmalıdır. İslam’ı yıkmak  ve Müslümanlara zarar vermek niyetiyle yapılan mescitlere dırar mescidi hükmü verilir. Böyle bir mescidin hükmü yıkılmasıdır. 

Zamanımızdaki mescitlerin çoğu Allah rızası için yapılmıştır. Bir mescidin yapılış gayesi sırf Allah rızasını kazanmak ise, sonradan gelen insanların, o mescide tağutların isimlerini koymaları, o mescidi “mescidi dırar” yapmaz. Fakat tağutlar bu mescitlere el koymuş ve onları İslam’ı yıkmak için kullanmaktadırlar. Dolayısıyla bu mescitler esir mescit hükmündedirler ve esaretten kurtarılmaları gerekir. Böyle mescitler Dırar mescidi hükmünü almazlar, yani yıkılmazlar.

Zamanımızda mescitler kâfirlerin kontrolü altına girdiği için işlevi değişmiş, İslam’ı yıkmak için kullanılır hale gelmiştir. Allah rızası için yapılan mescitlerde, sonradan İslam’ı yıkmak için kullanılan bir yer haline gelmesi, işlevinin değişmesi, orayı dırar yapmaz.

Örneğin; Mescidi haram, mescidi aksa takva üzerine bina edildiği halde zamanımızda kâfirlerin eline geçmiştir ve İslam’ı yıkmak için kullanılmaktadır. Bu sebeple esir durumunda olup dırar mescidi hükmü almaz.

Sadece Mescidi haram değil, Allah rızası için yapılmış bütün mescitler böyledir. Zaten Temeli takva üzerine yapılmış olan Küba Mescidi bile şimdi İslam’ı yıkmak için kullanılıyor. Bu mescitlerde esir hükmündedir kurtarmak gerekir.

Kâfirler, camilerin kendileri için bir tehlike unsuru olduğunu çok iyi bilirler. Bu sebeple bu camileri kendi lehlerine çevirmek için bütün güçlerini kullanırlar. Hatta o mescitlere, cahil halkın sapması ve tağuti sistemlere daha da bağlı kalmaları için kendi kontrolleri altında olan ve kendilerine yüksek maaş verdikleri, her türlü imkânları sağladıkları imamları yerleştirirler. Bu yaptıkları hileler, planlar, tuzaklar bozulmasın diye bu planları keşfeden, gerek bu tağuti sistemlerin ve gerekse onların bel’amlarının sahte maskelerini düşüren gerçek muvahhidleri asla sevmezler ve bu mescitlere onları sokmamak için ellerinden geleni yaparlar.
Bu anlatılanlardan sonra günümüzdeki camiler hakkında şunları söylemek gerekir:

1- Bu camiler işgal altında olan ve esir hükmünü alan camilerdir. Rasulullah (s.a.v)’in zamanındaki dırar mescidi hükmünü almazlar.

2- Bu işgal altındaki camiler kurtarıldıkları zaman Rasulullah (s.a.v)’in dırar mescidini yıktığı gibi yıkılmazlar.

3- Bu camilerdeki İslam’a ve Müslümanlara zarar vermek isteyen imam ve cemaat harbi durumundadırlar.

4- Bu mescitlerde imamın arkasında kılmamak şartıyla namaz kılmak, oraya namaz kılmak için gitmek caizdir. Buralarda namaz kılınamaz denilemez. Böyle diyebilmek için apaçık bir delil olmalı ve Rasulullah (s.a.v)’in zamanındaki dırar mescidine tam anlamıyla benzemelidir.




Soru: 5) Müşriğin selamı alınırken sadece "Ve aleyke" şeklinde mi alınır? Örneğin bir camii imamı bizi görüp selam verdiğinde hiç cevap vermemek mi, yoksa "ve aleyke" şeklinde cevaplamak mı gerekir? Yine gün içinde iyi tanımadığımız, imanı hakkında bilgi sahibi olmadığımız birisi selam verdiğinde nasıl almak gerekir? Bir de biz kendimiz bir ortama girdiğimizde, ya da bir kişiye ilk biz selamı verirken imanı ve itikadı hakkında bilgi sahibi değilsek ne yapmalıyız, nasıl selam vermeliyiz?



Cevap: Kafire Selam Verilip, Verilmemesi.


    Kafire selam verilip verilmemesi konusunda alimler ihtilaf etmişledir.

    Bazı alimlere göre kafire selam verilmez. Fakat selam verdiğinde karşılığı verilir.

    Ebu Hureyre (r.a)’dan Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

    “Yahudi ve hristiyanlara ilk olarak siz selam vermeyin. Eğer onlardan birini yolda görürseniz, onları yolun en dar yerine sürükleyin.” (Müslim)

    Bazı alimlere göre kafir görmek şartıyla kafire selam verilebilir. Çünkü İbrahim (a.s) babasına:

    “Selam sana” dedi. Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü o, bana çok lütufkardır.” (Meryem: 47)

    “O çok merhametli Allah’ın (has) kulları onlardır ki yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendilerini bilmez kimseler kendilerine laf attığında (incitmeksizin) selam derler (geçerler).” (Furkan: 63)

    Usame (r.a) dedi ki:

    “Rasulullah içinde müslüman, müşrik, yahudi ve putperestlerin bulunduğu bir topluluktan geçti ve onlara selam verdi.”(Buhari, Müslim)
 
Kafirin de müslümanın da selamı alınır:

    Alimlerin çoğu ister müslüman ister kafir olsun selam verenin selamının alınması konusunda ittifak etmişlerdir. Fakat selamı alma şekli konusunda ihtilaf etmişlerdir.

    İkrime’den İbn-i Abbas (r.a) şöyle dedi:

    “Mecusi olsa bile Allah’ın yarattığı insanlardan biri sana selam verirse onun selamını al. Çünkü Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    “Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile selamlayın. Yahud aynısı ile karşılık verin.” (İbn-i Ebi Hatim)

    Katade şöyle dedi:

    “Ondan daha güzeli ile selamlayın.”

    Yani bir müslüman size selam verdiği zaman ondan daha güzel selamla karşılayın manasındadır. “Yahut aynı ile karşılık verin.”

    Bu ehli kitap için geçerlidir. Yani ehli kitaptan olan biri size selam verirse sadece karşılık ver ve ondan daha güzelini verme.

Maverdi şöyle dedi: “Ehli kitaptan biri sana selam verirse “ve aleykum selam “ karşılığını verirsin, “ve rahmetullah” demezsin.

    Hasan el-Basri şöyle dedi: Kafir selam verdiği zaman ona karşılık olarak “ve aleykum selam” denilebilir. Fakat “Allah’ın rahmeti senin üzerine olsun” denilmez. Çünkü bu ona bir mağfiret dilemektir.”

    Bir hristiyan Şabi’ye selam verdi. Şabi ona: “Allah’ın selamı ve rahmeti senin üzerine olsun” karşılığını verince ona:     “Niye kafire”Allah’ın rahmeti senin üzerine olsun, diyorsun” diye sorulunca Şabi: “Bu Allah’ın rahmetiyle yaşamıyor mu?” diye cevap verdi.

    Enes (r.a)’dan Rasulullah (s.as)’in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

    “Kitap ehli size selam verdiği zaman onlara “sizin üzerinize olsun” karşılığını verin.” (Buhari, Müslim) 
((Davetçinin Tefsiri)
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |