ibadet kelimesinin içine giren kavramlar(Muhakeme olmak-Sevmek- Bugzetmek)
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Kasım 2019, 04:42:30


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: ibadet kelimesinin içine giren kavramlar(Muhakeme olmak-Sevmek- Bugzetmek)  (Okunma Sayısı 3143 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 29 Haziran 2015, 15:04:07 »

2 - Muhakeme Olmak:
İbadetin içine aldığı manalardan bir tanesi de muhakeme olmaktır. Şayet kul, hayatın her yönünde özel veya genel olsun  Allah-u Teâlâ’nın şeriatına muhakeme oluyorsa o kul, sadece Allah-u Teâlâ’ya kul olmuştur. Eğer kişi Allah-u Teâlâ’nın şeriatından başka bir şeriata, bu şeriat ne olursa olsun, hayatın en basit meselelerinde olsa bile muhakeme olursa, şeriatına muhakeme olduğu kimseye ibadet etmiş ve ona kul olmuş olur. Çünkü hüküm verme, teşri  (kanun yapma) ve ölçü koyma hakkı uluhiyyetin en önemli özelliklerindendir. Her kim bu özelliklerin gerek Allah-u Teâlâ ile beraber ve gerekse yalnızca kendisinde olduğunu iddia ederse işte o kimse ilahlık taslamış ve kendisini Allah-u Teâlâ’ya denk kılmıştır. Her kim de bu kimsenin iddiasını kabul eder ve ona muhakeme olursa, işte o kimse kabul etse de etmese de, bilse de bilmese de ona ibadet etmiş olur.
“Muhakeme olma” kavramının kendisine muhakeme olunan kimseye ibadet etmek manasına geldiğinin daha net bir şekilde anlaşılması için; öncelikle hüküm ve teşri koyma yetkisinin uluhiyyetin en önemli özelliği olduğunu, buna yalnızca Allah-u Teâlâ’nın hakkı olduğunu, bu konuda O'nun hiçbir ortağı olmadığını, hüküm ve teşri koyma hakkını kendinde görenin, sıfatı ve mevkisi ne olursa olsun ilahlık tasladığını, böylece kendisini ilah seviyesine çıkardığını ve Allah-u Teâlâ’nın en önemli özelliklerinden olan bir meselede kendisini Allah’a denk tuttuğunu şer’i delillerle ispat etmemiz gerekir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:    
“Hüküm vermek yalnız Allah’a aittir. Kendisinden başkasına değil, sadece O’na ibadet etmenizi emretti. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”           
              
                                                          (Yusuf: 40)
Allah-u Teâlâ bu ayette, tekidden sonra olumsuzluk edatını kullanmıştır. Bu ise, meseleyi sınırlandırmak manasına gelir. Buna göre ayetin manası şöyle olur: Hüküm (emir verme ve yasak koyma) yetkisi, daha açıkçası teşri (kanun yapma) yetkisi yalnızca Allah-u Teâlâ’ya aittir.
Allah-u Teâlâ, bunun akabinde ayeti hem olumsuz ve hem olumlu bir şeyle devam ettirdi. O da; hayatın her yönünde, en küçük meseleden en büyüğüne kadar, yalnızca kendisine ibadet emridir.
Bu ayet apaçık bir şekilde gösteriyor ki; hüküm vermek ve teşri koymak yalnızca Allah-u Teâlâ’ya ait özelliklerdir ve Allah-u Teâlâ bu konularda hiçbir ortak kabul etmemektedir. Buna göre; yaratılmışlardan her kim hüküm verme ve teşri koyma özelliğinin kendisinde bulunduğunu iddia ederse, işte o kimse ilahlık taslamış ve kendisini Allah-u Teâlâ’ya denk kılmıştır. Her kim de onu bu yaptığında tasdik eder, ona itaat eder ve bu hakkı ona verirse, ona ibadet etmiş ve Allah-u Teâlâ’ya ibadette onu ortak koşmuş olur.

3 - Sevmek Ve Buğzetmek (Dostluk ve Düşmanlık):
Sevmek ve buğzetmek, dost ve düşman olmak da ibadet kelimesinin içine giren manalardandır. Her kim, sadece Allah-u Teâlâ için sever ve buğzeder, dost ve düşman olursa; Allah-u Teâlâ’nın sevdiğini sever, sevmediğini sevmezse; Allah-u Teâlâ ve resulüne dost olana dost, düşman olana düşman olursa; Allah-u Teâlâ’nın razı olduğu şeylerden razı olur, buğzettiği şeylere buğzederse,  işte o kimse sadece Allah-u Teâlâ’ya kul olmuştur ve imanı tamamlanmıştır. Her kim de şekli ve resmi ne olursa olsun, Allah-u Teâlâ’dan başkası için sever ve buğzederse veya dostluk ve düşmanlık gösterirse, işte o kimse de ister kabul etsin ister kabul etmesin bunlara kul olmuş ve ibadet etmiştir.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:
“Allah  için seven,  Allah için buğzeden; Allah için veren, Allah için vermeyen kimsenin imanı tamamlanmıştır.”            
                                 (Ebu Davud sahih senedle)

Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:
“İmanın en sağlam kulpu; Allah-u Teâlâ için dost olmak, Allah-u Teâlâ için düşman olmak; Allah-u Teâlâ için sevmek, Allah-u Teâlâ için buğzetmektir.”  
                     
(Ahmed sahih senedle)
 
Allah-u Teâlâ için dost ve düşman olmanın, sevmek ve buğzetmenin imanın en sağlam kulpu olmasının sebebi; Allah-u Teâlâ’ya kulluğun en yüksek mertebesini gösterdiği içindir. Bu sebeple kim, Allah-u Teâlâ’dan başkası için dost veya düşman olursa, o kişiye en yüksek seviyede kulluk ve ibadet etmiş olur.
Zatı için sevilen sadece Allah-u Teâlâ’dır. O’ndan başkaları ise ancak O’nun için sevilirler, O’nunla beraber sevilmezler. Allah-u Teâlâ’dan başkası -şekli ve mertebesi ne olursa olsun  zatı için veya Allah-u Teâlâ ile beraber sevilirse; ister isabet etsin ister isabet etmesin, hak veya batıl olsun, onun zatı için dostluk veya düşmanlık gösterilirse, Allah-u Teâlâ’dan başka rab ve ilah edinilmiş olur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
 “İnsanlardan, Allah’tan başka edindikleri denkleri Allah gibi sevenler vardır. Oysa iman edenlerin Allah’ı sevmeleri daha şiddetlidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman hiç tartışmasız bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.”
                (Bakara: 165)
 

Bu ayette müşriklerin Allah’a denk kıldıkları mahlûk; onların kendi elleriyle edindikleri putlarıdır. Onlar putların sevgisini Allah’ın sevgisine eşit tutmuşlar ve böylece kalplerinde hem Allah’a hem de putlara karşı bir sevgi oluşmuştu.
İşte bu sebeple Allah-u Teâlâ onlar hakkında: “Allah’tan başka edindikleri denkleri Allah gibi sevenler“ buyurmuştur. İşte bu, putlara ibadet eden, onları seven müşriklerin aslında Allah’ı da çok sevdiklerini gösteriyor. Fakat onların Allah’ı sevmeleri kendilerini Müslüman yapmamıştır.
Hal böyle iken Allah’tan başkasını Allah’tan daha fazla seven kişinin durumu nasıl olur acaba?
Ya da Allah’ı hiç sevmeyip O’ndan başkasını seven kişinin durumu nasıl olur acaba?
Böyle kimselerin durumu elbette ilk bahsedilenlerden daha kötüdür. Kendilerini İslam’a nispet eden kimseler arasında böyleleri çoktur. Zira onlar Allah’tan başka dost edindikleri varlıkları, Allah’tan daha çok severler. Mesela; kendilerinden “Allah’a yemin etmeleri” istendiğinde, doğru veya yalan yere yemin ederler. Ama “herhangi bir velinin adına yemin etmeleri” istendiğinde, asla yalan yere yemin etmez, sadece doğru olan şey için yemin ederler.

“Oysa iman edenlerin Allah’ı sevmeleri daha şiddetlidir.”
Ayette belirtildiği üzere ancak iman edenler, Allah’ı daha çok severler. Çünkü mü’minlerin Allah’a karşı olan sevgisi; şirksiz, halisane bir sevgidir. Müşriklerin sevgisi ise; içine şirk karışmış bir sevgidir.
Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |