Önemli Uyarı
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Ağustos 2019, 00:07:41


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Önemli Uyarı  (Okunma Sayısı 3025 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 811


« : 23 Haziran 2015, 02:35:31 »


Tağutlar, İslam’ı isteyen ve sevenleri aldatmak için anayasalarına şöyle bir madde sokuşturmuşlardır:

“İslam şeriati, teşrinin temel kaynaklarındandır.”

Bu madde, İslam’ı isteyenleri aldatmak için konulmuştur. Halbuki arapçayı iyi bilen bir kişi, bu kanun maddesinin “şirk” olduğunu anlar. Çünkü bu maddeye göre; İslam şeriati, kanun koymak için kendisine başvurulan kaynaklardan sadece bir tanesidir. Bu söz; kanun koymak için baş vurulacak, şeriatle beraber başka kaynakların da var olduğunu ifade eder. İşte bu, şirkin ta kendisidir. İslamı isteyenleri aldatmak için konulmuş bu madde, “la ilahe illalah” şehadetine uygun olmayan ve bu şehadet kelimesinin kabul etmediği bir maddedir. Bu kanun maddesinin şeriatteki manası şudur: “Allah-u Teâlâ'nın, hükmü alınacak temel ilahlardan biri olduğuna ve onunla beraber, hem temel hem de fer’i konularda baş vurulacak başka ilahların da olduğuna şehadet ediyorum.”

İşte bu, uluhiyyetinde Allah-u Teâlâ'ya şirk koşmaktır ve çok açık bir küfürdür. Bunun apaçık bir şirk olduğunu, ancak Allah-u Teâlâ'nın basiretlerini kör ettiği ve hayvanlardan daha aşağı olan kişiler bilemez.

Daha önce size, tağuta muhakeme olmanın çok belirgin bir şirk olduğunu açıklamış ve Allah-u Teâlâ'nın şeriati dışındaki şeriatlerin birer tağut olduklarını ispat etmiştim. Buna göre bil ki, kanun koyma kaynakları ne kadar çok olursa, Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilen rablerin sayısı da o kadar çoğalır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor.

“Birbirinden ayrı Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa her şeye hakim ve galip olan tek bir Allah mı?” Sizin Allah’ı bırakıp da taptığınız şeyler, sizin ve babalarınızın verdiği bir takım isimlerden ibarettir. (Oysa) Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Muhakkak ki hüküm vermek, yalnız Allah’a aittir. Kendisinden başkasına değil, yalnız O’na ibadet etmenizi emretti. Dosdoğru din işte budur! Fakat insanların çoğu (hüküm verme yetkisinin yalnız Allah’a ait olduğunu) bilmez.” (Yusuf: 39-40)

“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyi kendilerine dinden bir şeriat koyan ortakları mı vardır?” (eş-Şura: 21)


Bu anlatılanlardan sonra acaba bir muvahhid bu beşeri kanunlara, bu asrımızın yesağına (anayasaya) saygı duyabilir mi, ona boyun eğip tapanlara dost olabilir mi ya da onları sevebilir mi?

İslam’ı isteyen kişi boyun eğdiği kanunları iyice araştırsın ve iyice tanıyıp bilsin! Asla bu konuda gaflete düşmesin ve uyumasın!
Burada çok önemli bir meseleye dikkat çekmek istiyorum: Beşeri kanunları koyan kimseler ve bunlarla insanlara hükmeden tağutlar eğer birgün İslam şeriatinin kanunlarını tatbik etmeyi düşünürlerse, bil ki bunu, hiçbir zaman İslam şeriatine boyun eğdikleri ve hükmüne rıza gösterdikleri için yapmazlar. Onlar bunu ancak, kanun koyan tağutların hükümlerine uyarak yaparlar.

Ahmed Şakir şöyle dedi:

“Putperest avrupalıdan alınan kanunların İslam ülkelerinde tatbik edildiğini görürsün. Bu kanunlar hem asıl hem de fer’i meselelerde İslam’a zıttır. Hatta bu kanunlardan bazıları İslam’a tamamen zıt, onu yıkıp yokedici kanunlardır. Bu bedihi ve açık bir durumdur. Ancak hakkı istemeyen, dini konusunda cahil olan, bilerek veya bilmeyerek İslam’a düşman olan kişi bu hakikati böyle görmez. Bu ülkelerde tatbik edilen beşeri kanunların birçoğu belki İslam şeriatine uygundur veya en azından İslam şeriatine zıt değildir. Fakat buna rağmen bu kanunları tatbik etmek caiz değildir. Hatta İslam şeriatine uygun olan kanunları bile...(15) Çünkü İslam şeriatine uygun olan bu kanunları koyan kimseler bu kanunları, İslam şeriatine uygun olup olmadığına değil, Avrupa kanunlarına uyup uymadığına dikkat ederek koymuşlardır.”

Sonra Ahmed Şakir, İmam Şafii’in sözünü nakletti. Bu sözün özeti şudur:

“Bir müctehid bilerek ve delilleri araştırarak bir hüküm verir ve bu hükümde hata yaparsa, bir mükâfat alır ve hatasında özür sahibi olur. Fakat bilmeden, delilleri araştırmadan hüküm veren kişi, doğruya isabet etse bile övülmez, ecir de almaz, suçludur.” (Ahmed Şakir Kelimetü’l Hak Kitabı)

Bütün bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, beşeri kanunların içinde İslam şeriatine uygun hükümler bulunsa bile, yine de taguti, yine de batıl kanunlardır. Anayasa illerine göre İslam şeriatindeki hükümleri beşer kanunları içine sıkıştıranlar asla övülmezler. Böyle kimseler, İslam şeriatine uygun kanunları Allah-u Teâlâ’nın hükmüne uyarak değil, beşeri anayasaların illerine boyun eğip itaat ederek koydukları için müşrik olmaktan kurtulamazlar. Bu sebeple beşer anayasasında İslam’a uygun olan veya İslam’a muhalif olmayan kanunların bulunması bu kanunlar üzerinden “tağut” ve “şirk” sıfatlarını kaldırmaz. Aynı, müslüman olmayan müşriklerde cömertlik, doğruluk, sözünde durma gibi İslam’a uygun hasletlerin bulunması gibi... Müşriklerde bu sıfatların bulunması onları şirk dairesinden çıkarıp, hiç bir zaman müslüman yapmaz. Ne zaman tam anlamıyla Allah-u Teâlâ'yı birleyerek işledikleri şirkten uzak durur ve yalnız Allah-u Teâlâ'nın şeriatine boyun eğerler, işte o zaman onların bu iyi özellik ve sıfatları övülür. Fakat bu iyi özellikleri adet, örf, heva ve hevesten dolayı gösterirlerse, kesinlikle şirkten çıkmazlar.

İblis (aleyhil lane), şeytandan korunmak için Ayete’l Kürsi’yi okumak gerektiğini Ebu Hureyre radiyAllahu anh'a öğrettiği zaman Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem, şeytanı kesinlikle doğrulukla vasıflandırmadı. Bilakis, onun hakkında şöyle dedi:

“Söylediği doğrudur. Fakat o yalancıdır.”

Şeytan ve benzerleri, bazı durumlarda hakka ve doğruya uygun sözler söylerken Allah-u Teâlâ'ya itaat ve boyun eğme gayesi taşımadıkları için, söyledikleri güzel sözler onları yalancılık sıfatından veya küfürden uzaklaştırmaz ve bu sıfatlar onlardan kalkmaz. Münafıkların durumu da böyledir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Münafıklar sana gelince: “Şehadet ederiz ki sen, Allah’ın rasulüsün” derler. Allah senin, kendi rasulü olduğunu elbette bilir ve buna şahitlik etmektedir. Fakat münafıklar yalancıdırlar.” (el-Münafıkun: 1)

Münafıklar Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem hakkın-da doğruyu söyledikleri halde Allah-u Teâlâ onların yalancı olduklarını bildirmiş ve münafık sıfatını onlardan kaldırmamıştır. Bu mesele hakkında özet olarak şöyle diyoruz: Allah-u Teâlâ muhkem kitabında şöyle buyurmuştur:

“Aralarında, Allah'ın indirdiği (Kur’an) ile hükmet!" (el-Maide: 49)

Allah-u Teâlâ ayette hiçbir zaman Allah-u Teâlâ'nın indirdikleri gibisiyle hükmet dememiştir. Bu iki mesele arasındaki farka dikkat et ve iyi anla!

Her ne kadar yalan yere ve insanları aldatmak gayesiyle İslam şeriatini, kanun kaynaklarından birisi yapsalar da İslam ülkeleri diye tanımlanan ülkelerde gerçek kanun koyucu sadece Allah-u Teâlâ değildir. İnşeAllah bunu, sana daha önce anlatılanlardan apaçık bir şekilde anlamışsındır!





(15) Tabiki burada kastedilen onlara itaat ederek (teşri hakkını vererek)  İslam şeriatına uygun olan kanunları tatbik etmektir. Yoksa müslüman zaten Allah’a itaat ederek İslam şeriatine uygun kanunları tatbik eder.

Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |