Soru 8 - Tevhidin ikinci rüknü olan red gerçekleşir
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Ekim 2019, 19:59:19


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Soru 8 - Tevhidin ikinci rüknü olan red gerçekleşir  (Okunma Sayısı 3060 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Admin
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 344


« : 20 Haziran 2015, 20:29:42 »

Soru 8 ) Tevhidin ikinci rüknü olan red nasıl gerçekleşir?
Cevap 8 ) Tevhidin ikinci rüknü olan red aşağıdaki şeyler yerine getirildiği zaman gerçekleşir.
1 – Allah-u Teâlâ'ya yapılan ibadetlerde her türlü şirkten beri olup temizlenmek ve insanları bunları işlemekten nehyetmek.
Bu tevhidin ikinci rüknü olan reddin en önemli birinci mertebesidir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Andolsun ki her ümmete: “Allah’a ibadet edin ve tağuttan kaçının” diye (söylemeleri için) bir rasul gönderdik.” (Nahl: 36)
                                                 
“Kim tağutu inkâr edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa tutunmuştur.” (Bakara: 256)

 “Senden önce hiçbir rasul göndermiş olmayalım ki ona: “Benden başka ibadete layık ilah yoktur, yalnız bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya: 25)                                                                         
"Muhakkak ki ben sadece Allah'a ibadet etmek ve O'na (hiçbir şeyi) şirk koşmamakla emrolundum. Ben O'na davet ediyorum ve dönüşüm de O'nadır.”  (Ra’d: 36)

“De ki: "Muhakkak ki ben sadece Rabbime dua eder ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmam." (Cin: 20)

“Eğer ki o ikisi ilmin olmayan birşeyi bana şirk koşman için seninle mücadele ederlerse, onlara sakın itaat etme. O ikisine dünya (hayatın)da sahiplen...” (Lokman: 15)
                                                         
“Ad’ın kardeşini hatırla! Zira o, kavmini Ahkaf’ ta uyardı. Onun öncesi ve sonrası (onlara başka) uyarıcılar gelmişti. (Kavmine dedi ki:) “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Muhakkak ki ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım.” (Ahkaf: 21) 

“Öyleyse Allah'a koşun! Muhakkak ki ben sizi O’ndan apaçık olarak (korkutup) sakındıranım. Allah’la beraber sakın başka bir ilah edinmeyin. Muhakkâk ki ben sizi O’ndan (korkutup) sakındıranım”  (Zariyat: 50–51)


 Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem:
“İnsanı mahveden yedi şeyden uzak durun”   dedikten sonra ilk olarak şirki zikretti. (Buhari, Müslim) 
         
Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:
“Kim ‘La ilahe illAllah’ der ve Allah’tan başka tapılanları reddederse malı ve kanı haram olur sonra onun hesabı Allah’a aittir.” (Müslim)                                

Abdullah b. Mes’ud radıyAllahu anh’dan şöyle rivayet edilmiştir:
“Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e: “En büyük suç hangisidir?” diye soruldu: Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem:
“Allah-u Teâlâ seni yarattığı halde ona denk tutmandır.”    dedi. (Buhari, Müslim)   
                                     
Şeyh Süleyman b. Abdullah  şöyle dedi:
“La ilahe ilAllah’ın manasını bilmeyen, tevhidin gerekleriyle amel etmeyen, şirkin her çeşidini terkedip, tağutu da reddetmeyen kimsenin sadece dille bu sözü söylemesi âlimlerin icma ile ona hiçbir fayda vermez.”
(Teysir’el Aziz’el Hamid s: 53)

Şeyh Abdurrahman b. Hasan   şöyle dedi:
“Sahabeler, tabiin, selefi salih ve ehlisünnet âlimlerinin hepsi; bir kimsenin şirki terketmeden, ondan uzak durmadan Müslüman olmayacağı konusunda icma etmişlerdir.”
(Ed-Dürerü’s-Seniye c: 11 s:  545–546)   
 
Kadı İyad   şöyle dedi:
“Allah’ın birliğini reddeden, Allah’tan başkasına veya Allah’la birlikte bir başkasına ibadet etmeye davet eden her söz ve yazı Müslümanların icmasıyla küfürdür.”
(Eş-Şifa Küfür Olan Makaleler Bölümü)       
                                     
Muhammed b. Abdulvahhab  Karamita taifesi hakkında şöyle dedi:
“Bu taife namaz, hac, oruç, zekât gibi İslam şiarlarını zahiren yapmakta, Cuma namazını ve cemaat namazını zahiren kılmaktadırlar. Müftüler, halk arasındaki ihtilafları çözmek için İslam’a göre hükmeden kadılar tayin etmişlerdir. Fakat bunlara rağmen şirk işlemişler ve İslam şeriatine muhalif hareketlerde bulunmuşlardır. Bunun için bütün âlimler bunların kâfir olduklarında icma ettiler.”
(Muhtasar Es-Siyre)       
                                                                     
Bu mertebenin daha iyi anlaşılabilmesi için zamanımızdan şöyle bir örnek verelim:
Bu mertebe laikliği, kominizmi, ırkçılığı, kapitalistliği, demokrasiyi terk etmeyi ve insanları bundan sakındırmayı gerektirir. Allah’ın kanunlarıyla hükmetmeyen mahkemeleri terketmeyi ve insanları bundan sakındırmayı, teşri meclisini terketmeyi ve insanları bundan sakındırmayı ve zamanımızdaki İslam’a zıt her türlü fikirleri terk etmeyi ve insanları bundan sakındırmayı gerektirir.

2 – Şirkten temizlenip ondan uzak durmaları için insanları buna teşvik ve davet etmede bütün gücü kullanmak.
Bu mertebe red rüknünün ikinci mertebesidir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Şayet haram aylar çıkarsa artık müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, onları kuşatın ve onlara ait her geçit yerini (kesip) tutun. Şayet tevbe ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirlerse artık yollarını açın. Muhakkak ki Allah Gafur’dur, Rahim’dir.” (Tevbe: 5)

“(Yeryüzünde) fitne (şirk) kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet (küfürlerinden) vazgeçerlerse, muhakkak ki Allah onların yaptıklarını görendir.” (Enfal: 39) 

“Ey iman edenler! Kâfirlerden (öncelikle) yakınınız olan kimselerle savaşın ki, sizde bir sertlik bulsunlar. Ve biliniz ki; Allah, elbette takva sahipleriyle beraberdir.” (Tevbe: 123)                                                   

 “Ey nebi! Kâfirlerle ve münafıklarla cihad et ve onlara sertlik göster. Onların varacakları yer cehennemdir ve (orası) ne kötü dönüş yeridir.” (Tevbe: 73)


Abdullah b. Mes’ud radıyAllahu anh’dan şöyle rivayet edilmiştir:
“Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e: “En büyük suç hangisidir?” diye soruldu: Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem:
“Allah-u Teâlâ seni yarattığı halde ona denk tutmandır.”    dedi. (Buhari, Müslim)
                                         
Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ve sahabeler, şirk işleyenleri şirkten uzaklaştırmak için teşvik etmeseydiler ve bu konuda ısrar edip sert davranmasaydılar hiçbir şekilde şiddetli eziyetlere maruz kalmazlardı. Bu mesele siyer kitaplarında apaçık geçmektedir. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem risaletinin ilk yıllarında müşriklerin dinlerine ve ilahlarına laf atmadığı için ona karşı sert davranmıyorlardı. Fakat onların dinlerine ve ilahlarına laf atmaya başladığı anda ona eziyetin her çeşidini yapmaya başladılar.

Muhammed b. Abdulvahhab  şöyle demiştir:
“Allah-u Teâlâ şirkten tevbe edip, namaz kılıp, zekât verinceye kadar müşrikleri öldürmeyi, onları yakalamayı, onları hapsetmeyi, gözetleme yerinde oturup beklemeyi emretmiştir. Bütün mezhep âlimleri bu hüküm üzerinde ittifak etmişlerdir.”
(Necd Âlimlerinin Fetvaları c: 2 s: 472) 
                   
Muhammed b. Abdulvahhab  bir başka yerde şöyle diyor:
“Her kim; “müşriklere karşı gelmem, onlar hakkında kötü bir şey söylemem” diye sana söylerse bil ki! Böyle düşünen kimse İslam’a girmiş değildir. Zira İslam’a girebilmek için müşriklere ve onları sevenlere buğz etmek, onlara sövmek ve onlara düşman olmak mutlaka gerekmektedir...

Sonra şu ayeti zikretti:
“İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır.” (Mümtahine: 4)    
                                               
Bir kimse; “ben Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e tabiyim. O hak üzerindedir. Fakat Ebu Cehil ve onun gibi olanlara karşı gelmem, onlara karışmam” derse o kimse İslam’a girmiş değildir ve İslam’ı da sahih değildir.”
(Ed-Dürerü’s-Seniye c:2 s: 109 )

Bu mertebenin zamanımızdaki pratik şekli ise; laiklik, demokrasi, kominizm, ırkçılık, kapitalizm, beşeri kanunlar, teşri meclisi ve bunlar gibi İslam’a zıt olan her fikre karşı sert davranılmasının, onlara inananların sapık birer kâfir olarak isimlendirilmesinin ve onlara sövülmesinin gerektiğidir.

3 – Şirk üzere kalıp, ondan temizlenmeyen kimselere düşmanlık göstermek.
Bu mesele, tevhidin red rüknünün üçüncü mertebesidir. Bu mertebe şirk ehline karşı düşman olmayı, onlara buğz etmeyi, onlardan uzak durmayı, insanları onlardan uzak tutmayı, kısacası tam anlamı ile onlardan beri olmayı gerektirir.
Allah-u Teâlâ İbrahim aleyhisselam hakkında şöyle buyuruyor:
"Ben, sizden ve Allah'tan başka dua ettiklerinizden (uzaklaşıp) ayrılıyorum..”                (Meryem: 48)

“İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır.” (Mümtahine: 4)         
                                            
“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kavmi, babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları olsalar bile Allah’a ve rasulüne düşman olanlara sevgi gösteriyor bulamazsın. İşte bunların kalblerinde (Allah) imanı yazdı ve O’ndan bir ruh ile onları destekledi. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; (öyle ki onlar) sonsuza dek oradadırlar. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bunlar Allah’ın hizbidirler. İyi bilin ki! Muhakkak ki kurtuluşa erecek olanlar Allah’ın hizbidir.” (Mücadele: 22)                                                                                         
“Andolsun ki her ümmete: “Allah’a ibadet edin ve tağuttan kaçının” diye (söylemeleri için) bir rasul gönderdik.” (Nahl: 36)   
                                                   
“Kim tağutu inkâr edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa tutunmuştur. Muhakkak ki Allah Semi’dir, Alim’dir.”  (Bakara: 256) 


Muhammed b. Abdulvahhab’ın iki oğlu olan Hüseyin ve Abdullah  şöyle dediler:
“Her kim: “Ben, müşriklere karşı düşman olmam” diye söyler veya düşman olduğu halde onları tekfir etmez veya: “Ben, küfür ve şirk işleseler, Allah’ın dinine düşman olsalar bile La ilahe illAllah diyenlere karşı gelmem” ya da: “Mezarlara tapanlara karşı gelmem” derse işte o kimse Müslüman değildir."

Bu Allah-u Teâlâ'nın haklarında şöyle buyurduğu kimsedir:
“Bir kısmına iman ederiz, bir kısımını da inkâr ederiz” diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler... (İşte onlar yok mu?) İşte onlar, gerçekten kâfir olanlardır! Biz kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırladık.” (Nisa: 150- 151)                                   
Oysa Allah-u Teâlâ müşriklere düşman olmayı, onlara sert davranmayı ve onları tekfir etmeyi farz kılmıştır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kavmi, babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları olsalar bile Allah’a ve rasulüne düşman olanlara sevgi gösteriyor bulamazsın. İşte bunların kalblerinde (Allah) imanı yazdı ve O’ndan bir ruh ile onları destekledi. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; (öyle ki onlar) sonsuza dek oradadırlar. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bunlar Allah’ın hizbidirler. İyi bilin ki! Muhakkak ki kurtuluşa erecek olanlar Allah’ın hizbidir.” (Mücadele: 22)                                                 
“Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dostlar edinmeyin! Siz onlara karşı sevgi gösteriyorsunuz. Oysa onlar size gelen hakkı inkâr etmişlerdir.”  (Mümtahine: 1)

(Ed-Dürerü’s-Seniye c: 10 s:139–140)                   

İbni Teymiye: “Eğer Allah’a, nebiye ve ona indiri-lene iman etmiş olsalardı, onları dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu fasıklardır.” (Maide: 81)   ayetini zikrettikten sonra şöyle dedi:
“Bu ayet açıkça gösteriyor ki; ayette sözü edilen iman, müşrikleri veli edinmeye zıttır. Ve aynı kalpte iman ile onları veli edinmek bir arada asla bulunmaz.
(Fetvalar c: 7 s: 17)

İbni Kayyım şöyle dedi:
“Velayet (dostluk) ile beri (düşman) olmak birbirine zıt olan şeylerdir ve bir kalpte aynı anda ikisi bir arada asla bulunmaz.”       
(Ahkamu Ehli’z-Zimme c: 1 s: 242)   
         
İbni Teymiye  şöyle dedi:
“Yusuf aleyhisselam Mısır halkını imana davet etti. Öyle ki onları imana davet ederken iman etmeyenlere karşı düşmanlık göstermedi, onları kötülemedi ve onlara sövmedi. Tıpkı nebimizin müşriklere karşı ilk davet ettiği gibi...

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem kendisine ilk vahiy geldiğinde müşrikleri imana davet ederken onlara karşı sert davranmıyor, onların ilahlarına ve dinlerine laf atmıyordu. Bu sebeple Kureyş ona karşı gelmiyordu. Ne zaman ki ilahlarına ve dinlerine laf atmaya, üzerinde bulundukları dinleri ayıplamaya, iman etmeyip şirk üzerinde kaldıkları için onları akılsızlıkla itham etmeye başladı işte o zaman ona düşman olup eziyet etmeye başladılar. Elle cihat etme emri gelmeden önce Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’ in onlara karşı takındığı işte bu tavır onlara karşı yapmış olduğu dille cihattır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Şayet dileseydik her şehire bir uyarıcı gönderirdik. O halde; kâfirlere boyun eğme ve bununla (Kur’ an ile ) onlara karşı bütün gücünle büyük cihad yap.”  (Furkan: 51–52)                                                      
Musa aleyhisselam’ın Firavn’a karşı takındığı tavır da böyle idi. Onu Allah’a iman etmeye davet etti ve bu daveti beğenmemesi halinde İsrailoğullarını onunla beraber göndermesini ona emretti.
Böylece Allah’ın kendisine verdiği mucizelerle Firavn’a karşı cihat etti... Ta ki Allah-u Teâlâ Firavn ve kavmini helak edinceye kadar...” (El-Furkan s: 51)   
           
Bu mertebenin daha iyi anlaşılması için zamanımızla ilgili şöyle bir örnek verelim:
Bu mertebe laikliğe, demokrasiye, kominizme, kapitalizme, ırkçılığa, beşeri kanunlara, teşri meclisine ve İslam’a karşı olan her fikre karşı sert davranmayı ve onlara inananlara sapık birer kâfir demeyi, onlara sövmeyi gerektirir.

4 - Şirk işleyenleri tekfir etmek.
Bu, tevhidin red rüknunun dördüncü mertebesidir. Bu mertebe şöyledir: Şirk işleyenleri tekfir etmek ve onları “müşrik” olarak isimlendirmektir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Şayet insana bir zarar dokunacak olursa canı gönülden Rabbine dua eder. Sonra şayet o (insa)na kendisinden bir nimet verecek olursa O’na önceden dua etmiş olmasını unutuverir ve hemen O’nun yolundan saptırmak için Allah’a denkler edinir. De ki: “Küfrünle biraz daha   (dünya nimetlerinden)   yararlan. Şüphesiz ki sen ateş halkındansın.” (Zümer: 8 )             
 “De ki: Ey kâfirler! Sizin ibadet ettiklerinize, ben ibadet etmem...” (Kâfirun: 1–2)                                       
“İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır.” (Mümtahine: 4)
     
                                             
Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:
“Kim La ilahe illAllah der ve Allah’tan başka tapılanları reddederse malı ve kanı haram olur. Sonra onun hesabı Allah’a aittir.” (Müslim)    
                   
İshak b. Rahaveyh şöyle   demiştir:
“Allah tarafından indirildiğini bildiği halde herhangi bir şeyi reddeden kişi bütün âlimlere göre kâfir olur.”
(Ettemhid c: 4 s: 226 Es-Sarım el-Meslul s: 451)

Muhammed b. Abdulvahhab Karamita taifesi hakkında şöyle dedi:
“Bu taife namaz, hac, oruç, zekât gibi İslam şiarlarını zahiren yapmakta, Cuma namazını ve cemaat namazını zahiren kılmaktadırlar. Müftüler, halk arasındaki ihtilafları çözmek için İslam’a göre hükmeden kadılar tayin etmişlerdir. Fakat bunlara rağmen şirk işlemişler ve İslam şeriatine muhalif hareketlerde bulunmuşlardır. Bunun için bütün âlimler bunların kâfir olduklarında icma ettiler.”
(Muhtasar Es-Siyre)                   

Şeyh Abdurrahman Ale’ş-Şeyh   şöyle dedi:
“Kul "la ilahe illAllah’ın" manasını bilseydi Allah’a ortak koşan kişinin tekfiri konusunda şüphe eden veya tereddüt eden kişinin tağutu reddetmediğini  bilirdi.”
(Ed-Dürerü’s-Seniye c: 11   s: 523)

Kayıtlı

حسبي الله
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |