İSLÂM
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Kasım 2019, 11:03:26


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: İSLÂM  (Okunma Sayısı 3585 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Admin
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 344


« : 15 Haziran 2015, 15:49:01 »

İSLÂM

Meselemize öncelikle İslam’ın tarifiyle başlayalım:

İslam: Allah-u Teâlâ'nın emirlerine boyun eğip, O’nun birliğine ve ibadetinde tek olup hiç bir ortağı olmadığına teslimiyet gös-termek, bir olan Allah-u Teâlâ'ya ibadeti, O’nun yüce kitabında ve rasûlunun sünnetin-de bildirdiği her şeye iman ile birlikte yerine getirmek, bir olan Allah-u Teâlâ'nın rızasını elde etmek için o ikisinde bildirildiği şekliyle amel etmek, imanı bozacak ve sahibini "millet" den (İslam milletinden / dininden) çıka-racak her şeyden uzak durmaktır.

Buna göre İslam’ın genel manası şöyledir:
İslam: Allah-u Teâlâ'nın emirlerine boyun eğip kayıtsız şartsız itaat etmek, zahiren ve batinen bunlara teslim olmaktır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:


قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيم قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ ٌ

 “(Ey Muhammed!) De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız (zahiren ve batınen) bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Bilin ki Allah Ğafûr’dur (emirle-rine ihlasla itaat edip halis bir kalple günah-larından tevbe eden kullarını affedendir), Rahîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şey-leri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahi-rette sadece müminlere rahmet edendir). (Ey Muhammed!) De ki: “Allah’a ve rasulüne itaat edin!” Eğer itaatten yüz çevirirlerse, muhakkak ki Allah kâfirleri (Allah ve rasu-lünün emirlerinden yüz çevirenleri) sevmez (onlara hak ettikleri cezayı verecektir).”                    
(Âli İmran: 31–32)
 

Allah-u Teâlâ, kitabında razı olduğu İs-lam’ı bize şöyle açıklıyor:
 
لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

“Dine girme konusunda zorlama yoktur. Hak ile batıl (apaçık delillerle) belli olmuştur. Kim tağutu (ibadet edilme hakkı dahil, Allah’a ait hak, sıfat ve yetkilerden herhangi birinin kendisinde bulunduğuna veya Allah gibi fiil yapabildiğine inanan, dili veya ameliyle bunu iddia eden veya bunlardan herhangi biri kendisine verildiğinde rıza gösterenleri) reddeder (kalp ve amel ile tağutu, ona tapanları ve bunları Müslüman görenleri Müslüman saymaz) ve Allah’a iman ederse (O’nu zatında, sıfatlarında, fiillerinde, hak ve yetkilerinde birleyip ibadetleri yalnız O’na has kılarsa), işte ancak bu kişi kopmak bilmeyen (cenneti kazandıran) sağlam bir kulpa tutunmuş (tevhidi gerçekleştirmiş) olur. Muhakkak ki Allah, Semî'dir (gerçek manada tağutu reddedip Allah’a iman eden kişinin ikrar ettiği tevhid sözünü ve işitilebilen her şeyi en ince ayrıntısına kadar işitendir) ve Alîm’dir (tağutu reddedip Allah’a iman ettiğini söyleyen kişinin imanında ihlaslı olup olmadığını, imanını yaşantısında uygulayıp uygulamadığını ve gizli olsun açık olsun her şeyi en ince ayrıntısıyla bilendir).”        
(el-Bakara: 256)                      


Ayette geçen ( عُرْوَةِ الْوُثْقَىَ ) "Kopmak bilmeyen sağlam kulp" tan kasıt; "İs-lam"dır. Bu ise; Allah-u Teâlâ'nın emrettiği ve kendisinden razı olduğu İslam’dır.

Bu ayet bize şunu açıklamaktadır:
İnsanın "İslam" manasına gelen "sapa-sağlam kulp"a sarılabilmesi sadece iman ile gerçekleşmez. Hiç şüphe yok ki onun imanı; öncelikle her çeşidi ve rengiyle tağutu in-kâr edip reddetmeyi de içine almalıdır. Şayet böyle yapmaz ve tağutu inkâr etmeksi-zin Allah-u Teâlâ'ya iman ederse, şüphesiz onun bu imanı kendisine fayda vermez ve Allah-u Teâlâ böyle bir imanı ondan kabul etmez.
Öyleyse bu ayeti kerimeye göre; tağutu inkâr etmeksizin, İslam ve imanın Allah-u Teâlâ'nın kabul ettiği şekilde olması mümkün değildir.
Zira Allah-u Teâlâ doğru ve geçerli olan İslam için şu iki şartı koşmuştur:

Birincisi: Tağutu inkâr etmek,
İkincisi: Allah-u Teâlâ'ya iman etmek.
Şayet bu şartlardan birisi eksik olursa, ka-bul gören doğru İslam ve imandan söz edi-lemez.

Öyleyse şimdi bu iki şartı açıklayalım:

Birinci Şart: Tağutu inkâr etmek.
Şunda hiçbir şüphe yoktur ki, tağutu tüm şekil ve renkleriyle bilmeyen kimse, onu inkâr ve tekfir edemez, böyle yaptığını iddia etse bile...
Zira onun bu iddiası bir şeyi inkâr ettiğini söyleyip de inkâr ettiği şey hakkında bir bil-gisi olmayan kimsenin iddiasıdır. Oysa bu ayeti kerimede istenen inkâr, bu şekildeki bir inkâr değildir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدًا




"Ey Muhammed, (gerçek manada iman etmeyen münafıkların içine düştüğü tezata) bak! Onlar, sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia ettikleri halde tağuta (İslam şeriati dışında hüküm verenlere) muhakeme olmak istiyorlar. Oysa (İslam’a girebilmek için her türlü) tağutu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytan ise (İslam şeriati dışında hüküm veren tağutları reddetmeyip onlara muhakeme oldukları halde Müslüman kalabileceklerine inandırarak) onları derin bir sapıklığa saptırmak (büyük şirke düşürmek) istemektedir." (Nisa: 60)

Allah-u Teâlâ bu ayeti kerimede Kur’an’a ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ’den önceki nebilere indirilenlere iman ettiklerini iddia eden, bununla birlikte tağuta muhakeme olmayı da isteyen bir topluluktan bahsediyor.
Allah-u Teâlâ bu kimselerin iman iddiala-rını reddetmiştir. Çünkü tağuta muhakemeyle birlikte kabul gören ve doğru olan bir iman gerçekleşemez. Üstelik aynı kalpte doğru iman ile tağuta muhakeme olmayı istemek bir arada bulunamaz. Şayet onlar, iddia ettikleri gibi gerçek manada iman etmiş olsalardı tağuta muhakeme olmayı istemezlerdi. Çünkü Allah-u Teâlâ ayette onlara:

  ( وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ )
"Oysa (İslam’a girebilmek için her türlü) tağutu reddetmekle emrolunmuşlardı.”
buyurmuştur.

Yine Allah-u Teâlâ onlara:

وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدًا

"Şeytan ise (İslam şeriati dışında hüküm veren tağutları reddetmeyip onlara muhakeme oldukları halde Müslüman kalabileceklerine inandırarak) onları derin bir sapıklığa saptırmak (büyük şirke düşürmek) istemektedir."  buyurarak şeytan aleyhil lanenin onları, tağuta muhakeme olma istek-leriyle birlikte Allah-u Teâlâ'nın rasûlune indirdiğine iman iddialarının geçerli olacağı-na, bu din üzerinde kalacaklarına ve iman iddialarının Allah-u Teâlâ katında kabul gö-receğine inandırarak kendilerini derin bir sapıklığa düşürmek ve kandırmak istediğini haber vermiştir.

Allah-u Teâlâ başka bir ayette şöyle buyuruyor:

وَالَّذِينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ أَن يَعْبُدُوهَا وَأَنَابُوا إِلَى اللَّهِ لَهُمُ الْبُشْرَى فَبَشِّرْ عِبَادِ

"Tağuta ibadet etmekten kaçınıp (yalnız) Allaha’a  (ibadete) yönelenlere (dünyada ve ahirette) müjde vardır. (Ey Muhammed! Tağuta ibadetten uzak durma ve yalnız Allah’a ibadet etme şartlarını gerektiği gibi yerine getiren) Kullarımı (cennetle) müjdele!"(zümer:17)

Allah-u Teâlâ bu ayette cennetle müjdele-diği kullarını bize tanıtıyor ve onların sıfatla-rının tağuta kulluk etmekten kaçınıp ibadet-leri her çeşidiyle halis olarak Allah-u Teâlâ'ya yapan, böylece Allah-u Teâlâ'nın rızası ve cennetiyle müjdelenen kimseler olduğunu bildiriyor.
Yine bu ayette Allah-u Teâlâ bize; Allah-u Teâlâ'nın rızasını ve cennetle müjdelenmeyi hak edenlerin, hayatlarında her çeşidi, şekli ve resmiyle tağuta ibadetten kaçınan ve ibadetlerini tek olan, ortağı olmayan Allah-u Teâlâ'ya ihlâslı bir şekilde yapan kimselerin olduğunu bildiriyor.
Aynı şekilde; Allah-u Teâlâ bu ayette bize, tağuta kulluktan kaçınmanın, Allah-u Teâlâ'nın rızasını elde etmeyi ve cennete girmeyi sağlayan sahih imanın şartlarından olduğunu açık bir şekilde bildiriyor.
Allah-u Teâlâ bir başka ayette bütün rasûllerin, insanlara getirmiş oldukları çağrı-nın şu iki esas üzere olduğunu bildirmiştir: Her şekli, rengi ve çeşidiyle tağutlara ibadet-ten kaçınmak ve tek olan Allah-u Teâlâ'ya ibadet. Bütün rasûllerin davetinin temelini bu iki esas şekillendirmiştir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ
   
Muhakkak ki biz her ümmete: “Yalnız Allah’a ibadet edin ve tağutlardan (Allah’ın sıfat, hak ve yetkilerinden herhangi birini kendinde görerek veya kendisine ibadet edilmesini isteyerek ya da bunlardan biri kendisine verildiğinde rıza göstererek haddini aşanlardan) uzak durun (onlara ibadet etmeyin, vela göstermeyin, onları kafir ve müşrik görün, onlardan beri olun ve Allah’ın hiçbir sıfatını, hak ve yetkisini onlara asla vermeyin)!” diye emretmeleri için bir rasul gönderdik. Bu ümmetlerden bir kısmı, rasullerinin tebliğine icabet etti ve Allah da onları hidayete muvaffak kıldı; bir kısmı da küfür ve şirkinde ısrar edip rasullerine karşı geldi ve böylece sapık vasfını hak etti. Ey (rasulümüzü ve getirdiklerini yalanlayıp küfür ve şirkte ısrar eden) müşrikler! Yeryüzünde dolaşın da sizden önce gelmiş geçmiş kavimlerden (hakkı bile bile) yalanlayanların (başına azap geldikten sonra) akıbetlerinin nasıl olduğuna (ibretle) bakın! (Nahl:36)

Bu ayette bize açıklandığı üzere hiç istis-nasız rasûllerin hepsi apaçık şekilde şunu bildirmişlerdir:
"Kul, ibadetlerini Allah-u Teâlâ'nın rasûllerinin hepsinin dilleriyle kanunlaştır-dıkları şekilde yapmadığı, ibadeti ihlâslı bir şekilde sadece O’na has kılmadığı, bütün şekil ve çeşitleriyle, büyük ve küçük tağutlara ibadetten kaçınmadığı müddetçe Allah-u Teâlâ kulun ibadetini kabul etmez."

Tevhidin şartlarından temel şart olan tağutu inkârın gerekliliğini açıklayan bu açık ayetlerin açıklanmasından sonra; her şekil, renk ve çeşidiyle bu tağutun inkâr edilme-siyle ancak iman ve ibadetin geçerli olacağı tağutun ne olduğunu bildirmemiz üze-rimize gerekli oldu.
Kayıtlı

حسبي الله
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |