Soru 7 - Tevhidin kabul rüknu nasıl gerçekleşir
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Kasım 2019, 10:44:38


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Soru 7 - Tevhidin kabul rüknu nasıl gerçekleşir  (Okunma Sayısı 3158 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Admin
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 344


« : 13 Haziran 2015, 19:04:03 »

Soru 7) Tevhidin kabul rüknu nasıl gerçekleşir?

Cevap 7) Tevhidin kabul rüknu aşağıda bildirilen şartlarla gerçekleşir:

1 - Sadece Allah’a ibadet etmek ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmaksızın O’nu hakkıyla birlemek.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“(Ey Muhammed!) De ki: “Ey kitap ehli! Yalnız Allah’a ibadet etmemiz, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamamız, Allah’ı bırakıp birbirimizi rabler edinmememiz üzere bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin.” Eğer yüz çevirirlerse; “Bizim Müslüman olduğumuza şahid olun” deyin.”
(Âli imran:64)

“Rabbin, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi, anne-babaya iyilik etmeyi emretti.”                
(İsra: 23)
Allah-u Teâlâ bütün rasullerin kavimlerine ilk olarak şöyle dediklerini bildirdi:
“Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka bir ilahınız yoktur.” (Mü’minun: 32)

Allah’a ibadet edip O’na hiç bir şeyi ortak koşmamak tevhidin kabul rüknunun ilk mertebesidir ve en önemlisidir.

2 – Sadece Allah’a ibadet edilmesi, O’na hiç bir şeyin ortak koşulmaması ve böylece O’nun hakkıyla birlenmesi konusunda insanları buna teşvik ve davet etmek için bütün gücü kullanmak.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Bu (Kur’an), kendisiyle uyarıl (ıp sakındırıl)sınlar, O’nun bir tek ilah olduğunu gerçekten bilsinler ve (temiz) akıl sahipleri (düşünüp) öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir tebliğdir.” (İbrahim: 52)  
    
“O Hayy (devamlı ve sonsuz hayat sahibi)’dır. O’ ndan başka ibadete layık ilah yoktur. Öyleyse dini sadece O’na has kılarak ihlâslı bir şekilde O’na dua edin. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” (Mü’min: 65)      
                                                            
“İşte O, Allah'tır. O'ndan başka ibadete layık ilah yoktur. Evvelde de sonda da hamd O’na mahsustur. Hüküm (kanun koymak) O’nun hakkıdır ve dönüşünüz de O’nadır. (Ey Muhammed!) De ki: “Şayet Allah, kıyamet gününe kadar kesintisiz olarak sizin üzerinize geceyi devam ettirse Allah’tan başka size aydınlık getirecek ilah kimdir” diye (hiç) düşündünüz mü? Yine de (verilen öğütleri) dinlemeyecek misiniz? (Yine onlara) de ki: "Şayet Allah, kıyamet gününe kadar kesintisiz olarak sizin üzerinize gündüzü devam ettirse Allah’tan başka size, kendisinde dinleneceğiniz geceyi getirecek ilah kimdir (diye) hiç düşündünüz mü? Yine de (bunca ibretleri) görmeyecek misiniz?” (Kasas: 70-72)

“İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır.” (Mümtahine: 4)

Ayetlerin hepsi Allah’a ibadet edilmesi ve her çeşidiyle şirkten uzak durulması için bir teşvik ve davetin gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Siyer kitaplarında sabit olduğuna göre Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem hac zamanında gerek hacca gelenlerin toplandığı yerlere, gerekse arapların toplandığı çarşılara giderek insanları tevhidi kabul edip ona sarılmaya ve şirki terketmeye davet ve teşvik ediyordu. Onlara şöyle diyordu:
“La ilahe ilAllah deyiniz ki kurtuluşa eresiniz.”
Tevhide sarılsınlar ve her çeşidiyle şirki terketsinler diye insanları teşvik etme mertebesi tevhidin kabul şartının ikinci mertebesidir.

3 - Sadece Allah’a ibadet eden, O’na hiç bir şeyi ortak koşmayan ve böylece O’nu hakkıyla birleyen tevhid ehlini yalnızca dost edinmek, sadece onları sevmek ve sadece onlara yardımcı olmak.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar...”(Tevbe: 71)

“Muhakkak ki müminler kardeştirler...”
(Hucurat: 10)

“İbrahim babasına ve milletine demişti ki: “Şüphesiz ki ben, sizin taptığınızdan uzağım. Beni yaratan ise hariç. Öyle ki O, beni doğru yola muhakkak iletecektir.” Böylece (İbrahim) onu ardında, belki (akledip) dönerler diye kalıcı bir kelime olarak bıraktı.” (Zuhruf:26–28)                                                
Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in şöyle dediği rivayet olunmuştur:  
“Mü’minler bir duvarı oluşturan bölümler gibidir. Birbirini sımsıkı tutarlar.” Bunu söylerken parmaklarını birbirine geçirip kenetlemiştir.” (Buhari, Müslim)
              
Numan b. Beşir radıyAllahu anh’dan Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Bütün mü’minleri birbirine merhamette, sevgide, lütuf ve güzel muamelede sanki bir vücud gibi görürsün. O vücudun bir organı hastalanınca vücudun diğer organları birbirlerini hasta organın sancısına uykusuzlukta, ateşte ortak olmaya çağırırlar.”
(Buhari)

Mü’minlere karşı dostluk gösterip kâfirlere ise dostluk göstermemek dinin asıllarındandır. Her türlü şirki terkedip tevhidi sağlayanlara dostluk göstermek, onları sevmek, onlara yardım etmek tevhidin kabul şartının üçüncü mertebesidir.

4 - Tevhidi sağlamayan kimseleri Müslüman ve muvahhid saymamak.

Tevhidi sağlamamış kimse “Müslüman” olarak isimlendirilmez. Dolayısıyla o kimseye “muvahhid” de denilmez. Böyle bir kimse için sadece: “Allah’tan başkasına ibadet ediyor, onu ilah ediniyor, İslam’a bağlı değil, İslam’dan yüz çevirmiş, Allah’a ortak koşmuş” denilir ve ona; “kâfir”, “müşrik”, “sapık” ve benzeri sıfatlar verilir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Kim İslam’dan başka bir dine yönelirse (bu din) asla ondan kabul edilmeyecektir ve o ahirette de kaybedenlerden olacaktır.” (Ali imran:  85)              

“Kitap verilenlere ve ümmilere de ki: “Müslüman oldunuz mu?” Eğer (sizin gibi) Müslüman olurlarsa hidayeti bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse sana sadece tebliğ etmek düşer. Allah kullarını (n halini çok iyi) görendir ” (Ali İmran: 20–21)                          

“Allah (şirk koşan kimseler için) bir örnek verdi: Aksilik çıkaran ortaklara sahip olan bir adam ile, sadece bir kişiye teslim olmuş bir adam... Durum olarak hiç ikisi de eşit olur mu? Allah’a hamd olsun. Oysa onların çoğu (gerçekleri) bilmiyorlar.”                                
(Zümer: 29)

“Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam’a açar...” (En’am: 125)  
                                
“Haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır? Öyleyse (haktan) nasıl çevriliyorsunuz?” (Yunus: 32)  
            
Bütün nebiler kavimlerine şöyle dediler:
“Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka bir ilahınız yoktur.”   (Mü’minun: 32)                                                

İbni Teymiye
şöyle demiştir:
“Bunun için Allah’a ibadet etmeyen kişi mutlaka Allah’tan başkasına ibadet eder. Âdemoğulları iki kısımdır. Muvahhid olanlar, müşrik olanlar veya tevhidi ve şirki birbirine karıştıranlar ki bunlar; Hristiyanlar, Yahudiler ve kendilerini İslam’a nispet eden sapık kimseler ve onların benzerleri olan tevhide şirki karıştırmış müşrik kimselerdir.”                                                        
(Fetvalar c: 14 s: 282)                                    
İbni Teymiye başka bir kitabında şöyle demiştir:
“Her kim Allah’a ibadet konusunda büyüklük taslarsa işte o kimse Müslüman değildir. Her kim de Allah’la birlikte bir başkasına ibadet ederse işte o kimse de Müslüman değildir.”                                    
(Kitabu’n-Nübüvvet s: 127)                      

İbni Kayyım “Allah-u Teâlâ'ya ibadet etmeyen kimse” konusunda şöyle demiştir:
“İslam; Allah’ı birlemek, sadece O’na ibadet etmek, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak, Allah’a ve rasulüne iman etmek ve rasulün beraberinde getirdiklerine tabi olmaktır. Bunları yerine getirmeyen kul Müslüman değildir. Şayet bunları yerine getirmeyen kimse inatçı (yani bilerek inkâr eden) kâfir değilse cahil kâfirdir. Cahil grubuna giren bu kimseler hakka karşı inat etmemelerine rağmen cehaletleri sebebiyle küfre girdiler. Onların inat etmiyor olmaları kendilerini kâfir olmaktan kurtarmadı. Zira kâfir olan kişi; gerek inat, gerek cehalet ve gerekse inat edenleri taklit etmek suretiyle yapmış olsun, Allah’ın tevhidini inkâr eden ve rasulünü yalanlayan kişidir. İnat edenleri taklit eden kişiler inat etmedikleri halde inat ehlini taklit etmeleri sebebiyle küfre girmişlerdir. İslam dinine bağlı olmayan kişinin kâfir olduğuna inanmak kula farzdır. Şüphesiz ki Allah-u Teâlâ bir rasulle hucceti ikame etmeden kıyamet gününde hiç kimseye azap etmez. Genel olarak hüküm böyledir.

Kıyamet gününde belli kişilere huccetin ikame edilip edilmeyeceğine hüküm vermek Allah’a aittir ve ahiretteki azap ve sevap bu hükme bağlıdır. Fakat dünyada zahire göre hüküm verilir. Onun için kâfirlerin çocukları ve onlardan deli olanların dünyadaki hükümleri kâfirdir. Çünkü onlar velilerin hükmünü alırlar.”
(Tariku’l Hicreteyn 17. tabaka,  s: 382)                          

Abdullatif ibni Hafiyd, İbni Kayyım’ın yukarıdaki sözünü şöyle açıkladı:
“İbni Kayyım bu sözünde hakkı öğrenme gücü olduğu halde hakkı öğrenmekten yüz çevirip küfür konusunda şeyhlerini taklit edenlerin kesin küfre girdiklerini söylüyor. Fakat hakkı öğrenmeye gücü olmayan veya rasullerin tebliğine ulaşma imkânı olmayan kişiyi ise fetret ehlinden olan ve rasulün haberi kendisine ulaşmayan kimse gibi sayıyor. Bu gibi kişiyi tekfir etmeyen âlimler bile onu Müslüman saymamıştır.
(Necd Âlimlerinin Fetvaları c:3 s: 231)

İbni Sehman
ve Abdurrahman el-Hafid’in iki çocuğu olan Abdullatif ve İshak, İbni Kayyım’dan alimlerin üzerinde icma ettikleri şu meseleyi naklederek dediler ki:
 “Fetret döneminde yaşayan ve rasulün haberi kendisine ulaşmayan kimseler Müslüman sayılmaz, İslam ismi onlara verilmez. Hatta onları tekfir etmeyenler bile onları Müslüman saymamıştır. Bu sebeple bu kimseler için en layık olan sıfat şirk sıfatı olup müşrik ismiyle isimlendirilmeleridir. Zira İslam’ın aslı ve şehadet kelimesi bozulduktan sonra, İslam’dan artık geriye ne kalabilir ki?”
(Necd Âlimlerinin Fetvaları c: 3 s: 94)                

Şeyh Muhammed bin Abdulvahhab’ın iki çocuğu ve Hamed b. Nasır al Muammar şöyle dediler:
“Cehaleti veya kendisine öğretecek birini bulamaması sebebiyle küfür ve şirk işleyen bir kimseyi huccet ikame etmeden tekfir etmeyiz. Fakat ona Müslüman hükmü de vermeyiz.” (Ed-Dürerür es seniye C:10 S:136: Müslüman saymayıp kâfir de görmemekten kasıt; dünyada müslüman hükmü vermeyip ahirette azaba uğrayıp uğramayacağını bilmediği için kâfir hükmü de vermemektir. Buradaki kâfir hükmü vermemekten kasıt; ahirette azabı hak eden bir kişi olduğuna hüküm vermemek demektir. Ehli fetret ve rasulün tebliği kendisine ulaşmayan kişilere bütün âlimlere göre müslüman hükmü verilmez. Çünkü İslam’ın aslını yani tevhidi sağlamamışlardır. Fakat ahirette azaba uğrama konusunda âlimler arasında ihtilaf vardır. Bazı âlimlere göre ahirette imtihan edileceklerdir. Onun için onlara kâfir hükmü vermemişlerdir. İşte İbni Kayyım bu âlimlerdendir. Fakat bazı âlimler kâfir hükmü vermişlerdir.)
          
Şeyh Ebu Batın kendisine:
“Siz Müslümanları tekfir ediyorsunuz” diyen kimselere karşı şöyle cevap vermiştir:
“Bizim hakkımızda: “Müslümanları tekfir ediyorsunuz” diyen kişi ne İslam’ı ne de tevhidi bilen bir kişidir. Bu kimsenin sözünden onun İslamının sahih olmadığı anlaşılmaktadır. Zira bu kimse günümüzdeki müşriklerin yaptığı şirki reddetmemekte ve yaptıklarının tevhidi bozucu bir şirk olduğunu görmemektedir. Bu durumda olan bir kimse ise Müslüman değildir.”
(Mecmuatü’r-Resail c: 1 Kısım: 3 s: 655)

Abdullatif b. El-Hafid, şahadeti söylediği halde büyük şirk işleyen kişinin İslam’a girmediği konusunda  alimlerin icma ettiğini nakletmiştir.
(El Minhac s: 10  Necd Alimlerinin Fetvaları c:3   s: 93)

5- Tevhidi terk edenleri tekfir etmek.
     Bu ve ondan önceki madde kabul rüknünün dördüncü mertebesidir.

Bu mertebe tevhide muhalefet edenler hakkındadır ve başlıca şu iki şıktan oluşur.
1 – Bu kimselere Müslüman hükmü vermemek. İşte bu, en önemlisidir.
2 – Bu kimselere azabı hak eden kâfir veya mürted vasfı vermek.

Bu mertebe genel olarak tevhidi terkedip şirk işleyenlere Müslüman sıfatı vermemeyi ve onları tekfir etmeyi gerektirir. Bu kimseler kendilerine tevhid ulaşmadan önce de, tevhid kendilerine ulaştıktan sonra yerine getirmedikleri zaman da Müslüman sayılmazlar. Yine tevhidle birlikte onu bozan amelleri işlemeleri halinde de Müslüman sayılmazlar.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: Ey kâfirler! Sizin ibadet ettiklerinize, ben ibadet etmem...” (Kâfirun: 1–2)                                  

“Allah’tan başka, kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek olan kimselere dua edenden daha sapık olan kimdir? Oysa onlar, onların dua etmelerinden habersizdirler. İnsanlar haşr olundukları zaman (kendilerine dua edilenler) onlara düşman kesilirler ve kendilerine ibadet etmiş olmalarını inkâr ederler.” (Ahkaf: 5–6)

“Şayet insana bir zarar dokunacak olursa canı gönülden Rabbine dua eder. Sonra şayet o (insa)na kendisinden bir nimet verecek olursa O’na önceden dua etmiş olmasını unutuverir ve hemen O’nun yolundan saptırmak için Allah’a denkler edinir. De ki: “Küfrünle biraz daha (dünya nimetlerinden) yararlan. Şüphesiz ki sen ateş halkındansın.” (Zümer: 8 )                

“İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır.” (Mümtahine: 4)              
                                      
Her kim tevhidi terkederse o kimse mutlaka şirk işler. Her kim de şirk işlerse tevhidi terketmiş demektir. Çünkü tevhid ve şirk birbirine zıt olan şeylerdir. Hiç bir zaman aynı kalpte ikisi birarada bulunmaz.

İbni Kayyım şöyle demiştir:
“İman kalpte gerçekleşmezse onun zıddı olan küfür gerçekleşir. Bu; ilim ve cehalet gibidir. İlim kaybolursa cehalet meydana gelir. Birbirine zıt olan herşeyde bu böyledir. Biri giderse diğeri gelir.”
(El-Hediy c: 4 s: 203)
  
 Bu mertebenin daha iyi anlaşılması için onunla ilgili zamanımızdan pratik şöyle bir örnek verelim: Kim laikliği, demokrasiyi, kominizmi, kapitalizmi, ırkçılığı, beşeri sistemleri ve teşri (kanun koyma) meclisini kabul ederse o kimse tevhidi terketmiştir. Bu sebeple böyle bir kimseye muvahhid sıfatı verilmez, Müslüman denilmez. O kimseye verilecek isim “kâfir” den başka birşey değildir.

Kayıtlı

حسبي الله
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |