c) Sevmek ve buğzetmek - Dostluk ve Düşmanlık
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2019, 07:15:19


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: c) Sevmek ve buğzetmek - Dostluk ve Düşmanlık  (Okunma Sayısı 4124 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Abdurrahman el-muvahhid
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 91



« : 11 Haziran 2015, 23:58:35 »


c) Sevmek ve buğzetmek - Dostluk ve Düşmanlık


Sevmek ve buğzetmek, dost ve düşman olmak da ibadet kelimesinin içine aldığı manalardandır.

Her kim, sadece Allah-u Teâlâ için sever ve buğzeder, dost ve düşman olursa; Allah-u Teâlâ'nın sevdiğini sever, sevmediğini sevmezse; Allah-u Teâlâ ve resulüne dost olana dost, düşman olana düşman olursa; Allah-u Teâlâ'nın razı olduğu şeylerden razı olur, buğzettiği şeylere buğzederse,  işte o kimse sadece Allah-u Teâlâ'ya kul olmuş ve imanı tamamlanmıştır.

Her kim de şekli ve resmi ne olursa olsun Allah-u Teâlâ'dan başkası için sever ve buğzederse veya dostluk ve düşmanlık gösterirse, işte o kimse de ister kabul etsin veya kabul etmesin, bunlara kul olmuş ve ibadet etmiştir.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:

"Allah-u Teâlâ için seven, Allah-u Teâlâ için buğzeden, Allah-u Teâlâ için veren, Allah-u Teâlâ için vermeyen kimsenin imanı tamamlanmıştır." (Ebu Davud sahih senedle)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:

"İmanın en sağlam kulpu; Allah-u Teâlâ için dost olmak, Allah-u Teâlâ için düşman olmak, Allah-u Teâlâ için sevmek, Allah-u Teâlâ için buğzetmektir." (Ahmet sahih senedle)

Allah-u Teâlâ için dost ve düşman olmanın, sevmek ve buğzetmenin imanın en sağlam kulpu olmasının sebebi; Allah-u Teâlâ'ya kulluğun en yüksek mertebesini gösterdiği içindir. Bu sebeble kim, Allah-u Teâlâ'dan başkası için dost veya düşman olursa, o kişiye en yüksek seviyede kulluk ve ibadet etmiş olur.

Zatı için sevilen sadece Allah-u Teâlâ’dır. O’ndan başkaları ise ancak O’nun için sevilirler, O’nunla beraber sevilmezler. Allah-u Teâlâ'dan başkası, şekli ve mertebesi ne olursa olsun, zatı için veya Allah-u Teâlâ’la beraber sevilirse, ister isabet etsin ister isabet etmesin, hak veya batıl olsun, onun zatı için dostluk veya düşmanlık gösterilirse Allah-u Teâlâ'dan başka rab ve ilah edinilmiş olur.

Allah-u Teâlâ  şöyle buyuruyor:

"İnsanlardan, Allah’dan başka edindikleri denkleri Allah gibi sevenler vardır. Oysa iman edenlerin Allah’ı sevmeleri daha şiddetlidir." (Bakara: 165)

İbni Teymiye şöyle dedi:

"Allah-u Teâlâ dışındaki varlıklardan hiçbirini zatı için sevmek caiz değildir. Allah-u Teâlâ'dan başka varlıklar zatı için değil, ancak başkası için sevilirler. Zatı için sevilen ise sadece Allah-u Teâlâ’dır. Bu ise uluhiyyetin manalarından bir tanesidir. Allah-u Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor:

"O ikisinde (yerde ve gökte) Allah’tan başka ilahlar olsaydı ifsat olurlardı." (Enbiya: 22)

Allah-u Teâlâ'dan başka bir şeyi zatı için sevmek şirktir. Çünkü bu, uluhiyyetin özelliklerindendir. Bu nedenle bu özelliği hak eden sadece Allah-u Teâlâ’tır. Allah-u Teâlâ dışındakiler Allah-u Teâlâ için sevilmezlerse, bu sevgi batıl olur....

Allah-u Teâlâ ve rasulünün emrine muhalefet ederek emir veren ve yasaklar koyan kimseye itaat edilmesinin gerekli olduğunu söyleyen, hristiyanların Mesih’e yaptıkları gibi yapmış ve onu Allah-u Teâlâ'ya denk kılmıştır. Böyle yapan, Allah-u Teâlâ'nın Bakara: 165 ayetinde zikrettiği, sahibini müşrik yapan ameli işlemiştir:

"İnsanlardan, Allah’dan başka edindikleri denkleri Allah gibi sevenler vardır. Oysa iman edenlerin Allah’ı sevmeleri daha şiddetlidir." (Bakara: 165) (Fetvalar c: 10 s. 267 ve 607)

İbni Kayyım şöyle dedi:

"Allah-u Teâlâ, halkı sadece kendisine ibadet etsinler diye yarattı. İbadet; en yüksek sevgiyle birlikte sadece O’nun emrine boyun eğmeyi gerektirir.

İbadetin aslı; sadece Allah-u Teâlâ'yı sevmek, onunla beraber hiç kimseyi sevmemek, Allah-u Teâlâ'dan başkasını ise sadece Allah-u Teâlâ için sevmektir. Tıpkı nebi, rasul, melek ve Allah-u Teâlâ dostlarının sevildiği gibi...

Biz Allah-u Teâlâ'nın nebi, rasul, melek ve dostlarını sadece Allah-u Teâlâ için severiz. Yoksa onları, Allah-u Teâlâ’la birlikte sevmeyiz. Onlara olan sevgimiz, Allah-u Teâlâ'ya olan sevginin tamamındandır.

Bizim; nebi, rasul, melek ve Allah-u Teâlâ'nın dostlarına olan sevgimiz, Allah-u Teâlâ'ya şirk koşanların, Allah-u Teâlâ'ya denk kıldıkları kimseleri sevmeleri gibi değildir. Çünkü onlar Allah-u Teâlâ'dan başka edindikleri eşleri Allah-u Teâlâ'yı sevdikleri gibi severler." (Medaricussalikiyn c: 1 s: 99)

Sevgi, itaat ve tabi olma konusundaki şirki gösteren delillerden bir tanesi de Allah-u Teâlâ'nın, sekarda (cehennemde) bulunan mücrimler hakkındaki şu sözüdür:

"Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki: "VAllahi biz apaçık bir sapıklıkta idik. Zira sizi alemlerin Rabbiyle eşit tutmuştuk." (Şuara: 96-98)

Ayetteki söz konusu kimselerin, tabi oldukları reis ve liderlerini alemlerin Rabbiyle eşit tutmaları, yaratma ve kainat kanunlarına tasarruf etme konusunda değil, sevgi, itaat ve tabi olma konusunda idi. Çünkü onlar bir sineği, hatta ondan daha küçüğünü bile yaratmaktan acizdirler.

Tabi olan o kimseler, tabi oldukları kişileri zatları için sevdikleri, onlara itaat ettikleri ve sadece Allah-u Teâlâ'ya verilmesi gereken (özellikleri) hak, sıfat ve yetkileri onlara verdikleri için bu zalim kimseleri Allah-u Teâlâ'ya eş koşmuş, böylece ahirette büyük azaba maruz kalmalarına sebeb olan büyük şirki işlemişlerdir. Cehenneme atıldıklarında bu yaptıklarından pişman olarak birbirlerini suçlayacaklar. Ama bu pişmanlık onlara bir fayda vermeyecektir.

İbni Kayyım bu ayet hakkında şöyle dedi:

"Bilindiği gibi onların, taptıkları varlıkları Allah’a eş tutmaları; yaratma, rızık verme, öldürme, yaşatma, mülke tasarruf etme ve güç sahibi olma konularında değildi. Onları Allah’a eş tutmaları, sevgide, boyun eğmede ve itaatte idi. Bu ise cehalet ve zulmün en üstün seviyesidir. Zira çürüyerek toprak olacak olan bir yaratılmış ile alemlerin Rabbi hiç eşit tutulabilir mi? Köleyle, köle sahibi hiç eşit olur mu?

Onlar, Allah-u Teâlâ'nın fiil ve sıfatlarında onları Allah-u Teâlâ’la eşit tutmadılar. Daha açıkçası onların sıfatlarının Allah-u Teâlâ'nın sıfatları gibi olduğunu söylemediler. Fakat onların Allah-u Teâlâ'ya eşit tutmaları sevgi ve yüceltme konusunda idi.

Onların Allah-u Teâlâ'ya eşit tutmaları, Allah-u Teâlâ'ya eşit tuttukları kimselerin gökleri, yeri, onları ve babalarını yaratma konusunda değil, sevgi konusunda idi. Çünkü bu kimseleri Allah-u Teâlâ'yı sevdikleri gibi seviyorlardı. Zaten gerçek ibadet; sevmek ve boyun eğmektir." (Bedaiut Tefsir İbni Kayyım c: 3 s: 328-329)
 
 
Son olarak şöyle diyoruz:
 
 
Zamanımızda kendilerinin müslüman olduğunu söyleyenlerin durumlarına bakıldığında, bir çok varlığı zatları için sevdikleri, onların zatları için dostluk ve düşmanlık yaptıkları, böylece bilerek veya bilmeyerek, farkında olarak veya olmayarak bu kimselere ibadet etmiş ve şirke girmiş oldukları çok açık bir şekilde görülür.

Sevgi Alametleri:

Her iddia için işaret ve alametler vardır. Bu alametlerin varlığı veya yokluğu, iddia edilen şeylerin yalan veya doğru olduğunu gösterir.

Sevginin de alametleri vardır. Sevginin varlığı veya yokluğu bu alametlerle anlaşılır. Sevginin en önemli ve en açık alametleri şunlardır:

Tabi Olmak, İtaat Etmek, Boyun Eğmek

Her kim Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e tabi olur, Rabbinden getirdiği şeriate boyun eğer ve bağlanırsa işte o kimsenin Allah-u Teâlâ'ya olan sevgisi tamam olmuştur. Çünkü şeriate bağlanmak kuvvetlendikçe sevgi de kuvvetlenir. Bunun tersi de doğrudur. Aynı şekilde Allah-u Teâlâ'ya olan sevgi kuvvetlendikçe Allah-u Teâlâ'nın şeriatine bağlılık ve boyun eğiş de kuvvetlenir. Bu şeyler birbirlerinin delilidir ve birbirlerini gerektirir.

Her kim Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in gösterdiği yola zahiren bağlanmayı bütünüyle terkederse, işte bu, o kimsenin kalbinde Allah-u Teâlâ'nın mutlak sevgisinin yok olduğunu gösterir. Böyle bir kimse kafir ve zındıktır. Her kim Allah-u Teâlâ ve Rasulunün gösterdiği yola tabi olmadığı halde Allah-u Teâlâ'yı sevdiğini iddia ederse, işte bu, o kimsenin yalancı olduğunu gösterir. Allah-u Teâlâ'nın şu ayette buyurduğu gibi:

"De ki: "Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin...." (Ali İmran: 31)

İbni Kesir bu ayet hakkında şöyle dedi:

"Bu ayet, Muhammed aleyhisselam’ın yoluna uymadığı halde Allah-u Teâlâ'yı sevdiğini iddia edenin yalancı olduğuna hüküm vermekte ve Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şeriatine, nebinin dinine, bütün söz ve fiillerinde tabi olmadıkça Allah-u Teâlâ'yı sevdiğine dair ileri sürdüğü iddianın yalan olduğunu bildirmektedir." (İbni Kesir Tefsiri c: 1 s: 366)

İbni Teymiye şöyle dedi:

"Her kim rasulün getirdiğine bağlanmadığı halde Allah’ı sevdiğini iddia ederse yalan söylemiştir. Çünkü onun sevgisi sadece Allah-u Teâlâ'ya değildir. Şayet Allah-u Teâlâ'yı sever, fakat rasulün getirdiğine bağlanmazsa bu kimsenin sevgisi şirk olan sevgidir. Zira bu kimse rasulün getirdiğine bağlanmamış, kendi heva ve hevesine bağlanmıştır. Böyle bir sevgi iddiası yahudi ve hristiyanların Allah-u Teâlâ'yı sevdiklerini iddia etmelerine benzer. Çünkü onlar Allah-u Teâlâ'yı sevme konusunda gerçekten ihlaslı olsaydılar, sadece Allah-u Teâlâ'nın sevdiğini sever ve ona tabi olurlardı. Bu sevgi ise kişiyi Rasulün getirdiğine bağlanmaya sevkeder. Bu kimseler Allah-u Teâlâ'yı sevdiklerini iddia etmelerine rağmen Allah-u Teâlâ'nın sevmediğini sevdikleri için, Allah-u Teâlâ'ya olan sevgi iddiaları aynı müşriklerin sevgi iddiası gibi olmuştur." (Fetvalar c: 8 s: 360)

İbni Kayyım şöyle dedi:

"Allah-u Teâlâ'yı sevmek; Allah-u Teâlâ'ya ibadetin gerçeği ve sırrıdır. Bu sevgi, ancak Allah-u Teâlâ'nın emrine boyun eğmek ve yasaklarından kaçınmakla gerçekleşir. Allah-u Teâlâ'nın emrine tabi olunur, boyun eğilir ve yasaklarından kaçınılırsa işte o zaman sevgi ve kulluk Allah’a olmuş olur. Bu sebeble Allah-u Teâlâ, rasulüne bağlanmayı kendisini sevmeye alamet ve delil kılarak şöyle buyurmuştur:

"De ki: "Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin."  (Ali İmran: 31)

Bu ayette Allah-u Teâlâ, insanların kendisini sevmesinin alameti ve kendisinin de onları sevmesinin şartı olarak rasule bağlanmayı zikretmiştir. Bilindiği gibi, bir meselede koşulan şart tahakkuk etmezse o mesele gerçekleşmez. Bu nedenle rasulün getirdiklerine bağlanmadığı görülen kimsenin, Allah-u Teâlâ'yı da sevmediği anlaşılır. Zira rasulün getirdiklerine bağlanmadan Allah-u Teâlâ'ya sevginin ispatı imkansızdır.

Rasule bağlanmak ise ancak Allah-u Teâlâ ve rasulünü sevmek ve onların emirlerine itaat etmekle olur.

Allah-u Teâlâ'ya  ibadet etmek ancak Allah-u Teâlâ ve rasulünü herşeyden fazla sevmek, hiçbir şeyi Allah-u Teâlâ ve rasulünden daha fazla sevmemekle olur.

Şayet bir şey Allah-u Teâlâ ve rasulünden daha fazla sevilirse bu, Allah-u Teâlâ’nın asla affetmediği şirk olur ve böyle kimseye Allah-u Teâlâ hidayet etmez. Allah-u Teâlâ'nın şu ayetinde buyurduğu gibi:

"De ki: "Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, elde ettiğiniz mallar, durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticaretiniz ve hoşunuza giden evleriniz Allah’tan, rasulünden ve onun yolunda cihaddan daha sevgili ise Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Şüphesiz Allah, fasık olan kavme hidayet etmez." (Tevbe: 24)

Her kim bu ayette zikredilenlerden herhangi birisine itaati Allah-u Teâlâ ve rasulüne itaatten veya onlardan herhangi birisinin sözünü Allah-u Teâlâ ve rasulünün sözünden veya onlardan herhangi birisinin rızasını Allah-u Teâlâ ve rasulünün rızasından veya onlardan herhangi birisinden korkma, onlara tevekkül etme ve istemeyi Allah-u Teâlâ'dan korkma, O’na tevekkül etme ve O’ndan istemeden önde görürse, bu kimse için Allah-u Teâlâ ve rasulü, bu zikredilenlerden daha sevgili değil demektir.

Böyle yapmasına rağmen hala Allah-u Teâlâ ve rasulünün sevgisinin onlara olan sevgisinden daha üstün olduğunu söylüyorsa, işte o kimse sözünde yalancıdır. Zira o, üzerinde bulunduğu durumun zıddına hareket etmiştir. Aynı şekilde ayette zikredilenlerden herhangi birisinin hükmünü Allah-u Teâlâ ve rasulünün hükmünden öncelikli gören kimse de bu zikredilenleri Allah-u Teâlâ ve rasulünden daha çok seviyor demektir." (Medaricus Salikiyn c: 1 s: 99-100)
 
Ben şöyle diyorum:
 
"Bu açıklamalardan anlaşılan şudur:

Zamanımızda İslam şeriatini bir kenara atarak beşeri kanunları uygulayanların, Allah-u Teâlâ ve rasülünü sevdiklerine dair iddiaları apaçık bir yalandır. Bu iddiaları sadece insanları kandırmak için ileri sürerler ve para vererek satın aldıkları alim taslaklarını da bu mesele için kullanırlar. İşte bu sebeble bu alim taslağı belamlar, Allah-u Teâlâ'nın şeriatini bir kenara atarak beşeri kanunları uygulayan tagutların müslüman olduklarını ve Allah-u Teâlâ'yı çok sevdiklerini insanlara anlatırlar.

Allah-u Teâlâ'nın şeriatini hayatın her alanında uygulamadan kaldırıp yerine beşeri kanunları uygulayan, bu kanunlara öncelik tanıyarak Allah-u Teâlâ'nın şeriatinden daha üstün tutan yöneticiler, Allah-u Teâlâ ve rasulünü sevdiklerini nasıl iddia edebilirler?

Böyle bir iddiayı ileri süren kimseler ya İslam’ı bilmemekte veya İslam’ı gerçek manada bilmeyen halkı kandırmak istemektedirler. Zira halkın, İslam’ı gerçekten bildiğini bilseydiler asla böyle gülünç bir iddiayı ortaya atmazlardı. Fakat sahte alim taslakları vasıtasıyla ve halkın İslam’daki cehaletlerini fırsat bilerek böyle bir iddiayı ortaya attılar ve halkı da buna inandırdılar.

Oysa Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:

"Ben kendisine ailesinden, malından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça hiç bir kul iman etmiş olmaz." (Müslim)

Bir başka rivayette şöyle dedi:

"Ben kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça hiçbiriniz iman etmiş olmaz..." (Müslim)

Daha önce belirttiğimiz gibi imanı ancak, ibadetlerden herhangi birisini Allah-u Teâlâ'dan başkasına yaparak Allah-u Teâlâ'ya ortak koşmak bozar.

Ebu Süleyman el Hatıbi bu hadisin şerhinde şöyle dedi:

"Hadisin manası şudur:

"Helakin söz konusu olsa bile itaatinde tam manasıyla ihlaslı olmaz ve rızamı heva, hevesinden daha üstün tutmazsan sevginde doğru söylemiş sayılmazsın." (Müslim’in şerhi c: 2 s: 15)

Bu alimin hadise verdiği manayı dikkatle düşün!

Sonra zamanımızda müslüman olduğunu iddia edenlerin durumuna bir bak!

İşte o zaman dinin gerçeğiyle insanların durumu arasındaki mesafinin ne kadar büyük olduğunu görürsün.

Durum oldukça ciddidir. Herkes dikkatli olsun!

Namaz, oruç, zekat gibi ibadetleri sadece Allah-u Teâlâ'ya yaptığı halde hayatın diğer yönlerindeki ibadetlerde taguta kul olan kişi şirkten kurtulduğunu, müslüman olduğunu, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şefaatına nail olacağını ve Allah-u Teâlâ'nın azabından kurtulacağını asla zannetmesin!

Zira durum onların zannettikleri gibi olmayacak....
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |