Tatarların Yesakı ve Asrımızın Yesakı
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 13 Kasım 2019, 22:54:23


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Tatarların Yesakı ve Asrımızın Yesakı  (Okunma Sayısı 3373 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 820


« : 09 Haziran 2015, 14:40:26 »



Bil ki! Zamanımızın İslam’a nispet edilen devletlerinin anayasası ile tatarın anayasası olan yesak arasında hiçbir fark yoktur. Sadece zamanımızdaki İslam’a nispet edilen devletlerin halkının, bu kanunlara karşı takındığı tavır farklıdır. Oysa tatarlar zamanındaki İslam ümmetinin tatarların yesağına karşı tavırları şöyleydi:

Onlar tatar kanunları karşısında rahat etmediler, sakin durmadılar. Onların gerek alimi olsun gerek avamı olsun, hep birlikte bu batıl yesağa karşı bütün güçlerini kullanarak onu ortadan kaldırıp İslam’ı tekrar hakim kılmak için sürekli çalıştılar. Bu sebeble insanları hep gerçek İslam’a davet ettiler. Bu çaba ve gayretleri sonucunda yesağı yokettiler. Allah-u Teâlâ da onları düşmanlarına karşı muzaffer ve aziz kıldı. Böylece Allah-u Teâlâ'nın şeriati hakim olmaya devam etti.

İşte bu müslümanlar zayıf ve çok dağınık durumda olmalarına, her yerde düşmanları kendilerine saldırmalarına, İslam ülkesi parçalanmış olmasına, batiniler, haçlılar ve İslam’ın diğer düşmanlarının onların aleyhine çalışmasına rağmen yine de bu yesağa karşı mücadele ettiler ve onu yok ettiler. Durumları böyle olduğu halde ne İslam ümmeti ne de onların yöneticileri İslam şeriatini değiştiren tatarların yesağına uymadı. İslam şeriati böylece hep hakim olarak devam etti. Ta ki yahudiler ve onların kuyruğu yerli yöneticiler İslam hilafetini kaldırıncaya kadar...

Modern haçlı işgalcileri İslam ülkelerini işgal ettikleri zaman, geride kendi kanunlarını uygulamaya devam eden ve insanları İslam şeriatinin hükümlerinden uzaklaştıran, akılları kıt ve sefih olan kendi kuyruklarını bırakmadan İslam ülkelerinden çıkmadılar. Geride bıraktıkları bu kıt akıllı idareciler, İslam şeriatiyle değil beşeri kanunlarla halka hükmettiler ve böylece tatarların ortadan kaldırılmış olan yesağı tekrar geri döndü. Hem de modern ve süslü bir elbise giymiş olarak...

Bugün dünküne ne kadar da çok benziyor! İşte zalimlerin yesağı anayasa! Tatarın yesağındaki gibi onun da kaynakları var. Bu kaynaklar; Hristiyan ve yahudilerin dinlerinden alınan kanunlar... Teşri koyanların heva ve heveslerinden çıkardıkları fasit istihsan ve örften alınan kanunlar... İslam’dan hoşlarına giden bazı kanunlar...

İşte zaman geri dönüyor... Olaylar tekrar yenileniyor... Tatarın yesağını nasıl koruyan, ona yardım eden askerler, istihbaratlar ve teşri koyanlar var idiyse, bir zamanlar İslam diyarı olan ülkelerde bu gün hakim durumda olan asrımızın yesağının (anayasanın) da yardımcıları ve koruyucuları vardır.

Fakat tatarın yesağı, halis tevhid ehline karşı düşmanlığını ortaya koyduğu zaman, nasıl ondan beri olan ve bu yesağın gerçek yüzünü insanlara anlatan alimler, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in putlara ve sahte ilahlara tapan kavmine karşı takındığı tavrı takınarak yesağa karşı çıkmışlarsa, zamanımızdaki gerçek tevhid ehli de hem Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’i hem de tatar yesağına karşı çıkan alimleri örnek alarak bu modern yesaka (anayasaya) karşı çıkmıştır.

Her zamanın devleti ve her zamanın adamları vardır. Her kavme bir miras ve o mirası alacak mirasçılar vardır.

Rasullerin ve onlara tabi olanların yolunu takib eden mirasçıları vardır. Onların mirası, şirk ve şirk ehline her zaman karşı çıkmaktır. Bunun gibi, tatarların yesağını da destekleyen mirasçıları vardır. Aynı şekilde saptıranların, insanları aldatanların da mirasçıları vardır ve bunlar her asırda yenilenmektedir. Bütün bunlarda Allah’ın büyük bir hikmeti vardır. Bu ise; iyiyle kötü belli olsun, Allah-u Teâlâ'nın hizbiyle şeytanın hizbi ayrılsın ve insanların içinde her zaman Allah-u Teâlâ'ya bağlı olan seçkin bir topluluk olsun diyedir. Allah-u Teâlâ hem bizi, hem sizi cenneti için seçtiği toplumdan kılsın!

Allah-u Teâlâ'nın kitabındaki ve Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in sünnetindeki hükümler değil de beşeri kanunlardaki hükümler tatbik edildiği zaman sonuçta mallar, insan hakları, nefisler ve kanlar heder olur. Din ve akide ölür. Irzlar hiçe sayılır ve nesepler bozulur. Böyle bir fitne hakkında insanları uyarmak gerekir. Hem de bu fitne hakkında hiçbirşeyi gizlemeden, insanları aldatmadan, yamalar koymadan, şeytanın “davetin maslahatı” veya “davete zarar gelmesin” kandırmasına kulak asmadan veya şeytanın insan kafasına soktuğu şeytani gevşetmelere ayak uydurmadan ve açıkça asrımızın yesaklarının ve bunlara tabi olunduğunda doğacak sonuçların iç yüzünü insanlara anlatmak gerekir.
Allah-u Teâlâ'nın dinini ilan etmekten,  tevhidi ve batılın gerçek yüzünü insanlara anlatmaktan daha üstün hangi davanın maslahatı vardır? İslam dininde “la ilahe illAllah” tevhidinin hakikatini insanlara açıklamaktan daha yüce bir maslahat var mıdır?

“La ilahe illalah” tevhidi, nebi ve rasullerin davetidir. Allah-u Teâlâ işte bu kelimeyi yaşantılarında gerçekleştirmeleri için cin ve insanları yaratmış, müminlerden imanı kabul etmiş, müşriklerin şirkini ise reddetmiştir. Müminlerle müşrikler arasındaki savaş, sırf bu tevhid kelimesinden dolayı çıkmıştır. Allah-u Teâlâ, işte bu tevhid kelimesinin yeryüzünde tam anlamıyla sağlanması için cihadı müminlere farz kılmıştır. İnsanlar yine bu tevhid kelimesi sebebiyle mümin ve kâfir olarak ayrılmışlardır. Bu tevhid kelimesinin haricindeki diğer dini meseleler, bundan sonra gelen fer’i meselelerdir. O halde “la ilahe illAllah” tevhid kelimesinin hakikatini gizleyip insanlara anlatmamaktan daha büyük ve daha çirkin bir fesat ve fitne var mıdır?

İşte! Bir zamanların İslam diyarları olan ülkeler, günümüzde tağutların zincirleriyle bağlanmış, onların karanlığı içinde kalmıştır. Bu ülkelerde beşeri kanunların tatbiki sonucu putperestlik ve küfür tekrar hakim oldu. Bu beşeri kanunların hükmü altındaki insanlar bu beşeri kanunlar sebebiyle büyük fesada uğradı, fıtratları bozuldu, kalpleri karardı, anlayışları ve akılları köreldi. Artık bu kimseler, birçok fitnenin içinde oturup kalkar oldu. Bu hal üzere küçükler büyüdü, büyükler yaşlandı. Sonunda insanlar, içinde bulundukları duruma alıştı, bu durumu münker ve bozuk bir durum olarak görmemeye başladı. Hatta bid’atler sünnet, heva ve heves doğruluk, sapıklık hidayet, münker maruf, cehalet ilim olarak görülür oldu. Riya ihlâsın, batıl hakkın, yalan doğruluğun, yağcılık hak söz ve nasihatın, faiz alış verişin, zulüm adaletin ve facirlik iffetin yerini aldı. Nihayet zikrettiğimiz bu çirkin, aşağı ve kınanmış hasletler hakim oldu ve bu pis hasletlerle vasıflananlar en yüksek ve en değerli kişiler olarak görülmeye başlandı.

Evet! Durum öyle bir boyuta ulaştı ki, vAllahi yerin dibi yerin üzerinden daha hayırlı oldu. Dağların tepesi ovalardan daha iyi oldu. Vahşi hayvanlarla beraber yaşamak bu insanlarla yaşamaktan daha güzel oldu. Yeryüzü titredi, gökler karardı... Tağutların zulmünden dolayı denizde ve karada her yeri fesat kapladı. Bereketler gitti, ürünler azaldı. Zalimlerin fıskından dolayı hayat bulandı. Pis amellerden, fahişelik ve ahlaksızlığın çoğalmasından gündüzün ışığı ve gecenin karanlığı ağladı. VAllahi bu bir azabın yaklaşma alametidir! Karanlığı uzun sürecek bir gecenin alametedir! Eğer Allah-u Teâlâ'nın davetçileri ve ıslah ediciler hakkı haykırmazlarsa, tevhid erleri münkeri değiştirmez, tevhidi açıklamazlarsa, insanları taguta ve tağutun kanunlarına tapmaktan kurtarmak, onları karanlıktan nura çıkartmak için çalışmazlarsa... Şüphesiz sonuç çok vahim olacaktır.

“O zulmedenler, nereye döneceklerini yakinen öğreneceklerdir.” (eş-Şu’ara: 227)

Ey okuyucu! Şayet anlatılanlardan henüz bir şey anlamamışsan şunu iyi bil! Bir zamanlar müslümanlara ait olan diyarlarda bugün, asrın en çirkin tağutları beşeri mahreçli kanunları insanlara uygulamakta, onları bu kanunlara ve asrımızın yesaklarına (anayasalarına) boyun eğdirmektedir. İnsanlar da bu asrımızın yesağına ve beşeri kanunlara tabi olarak, boyun eğerek, rıza göstererek, muhakeme olarak ona ibadet etmektedir.

İbni Cerir Taberi şöyle dedi:

“Bana göre taguta verilecek en doğru mana; Allah-u Teâlâ'ya karşı haddini aşan ve Allah-u Teâlâ'dan başka kendisine zorla veya gönüllü itaat edip bağlanılarak ibadet edilendir. Kendisine ibadet edilen bu varlık bir insan olabileceği gibi şeytan, put veya herhangi bir şey de olabilir.” (Taberi Tefsiri)

İmam Kurtubi şöyle dedi:

“Tagut; kâhin, şeytan ve sapıklıkta öncü olan kimselerdir.” (Kurtubi Tefsiri c: 3 s: 282)

Kurtubi bir başka yerde şöyle dedi:

“Tagutu reddedin”, demek; “şeytan, kahin, put ve bunlar gibi Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilen ve sapıklığa çağıran her şeyi terkedin” demektir. (Kurtubi tefsiri c: 9 s: 10)

İmam Mücahid şöyle dedi:

“Tağut; kendisine muhakeme olunan, hükümlerine boyun eğilen insan suretinde bir şeytandır.”

İmam Nevevi şöyle dedi:

“Elleys, Ebu Ubeyde, el Kesai ve lügat alimleri şöyle dediler: “Tagut; Allah-u Teâlâ’dan başka ibadet edilen her şeydir.” (Şerh Sahihi Müslim c: 3 s: 18)

İbni Teymiye şöyle dedi:

“Tagut Fa’lut kalıbında olup tugyandan türemiştir. Tugyan ise haddi aşmaktır. Bu ise zulüm ve haksızlıktır. Allah-u Teâlâ'dan başka kendisine ibadet edilen kişi, eğer buna razıysa tagut olmuştur. (1) Bu sebeble Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem, putları tagutlar olarak isimlendirmiştir.

Sahih bir hadiste Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:

“Tagutlara ibadet edenler, (ahiret gününde) tagutların peşine düşerler.”

Allah-u Teâlâ'ya isyan konusunda, hidayet ve hak dinin dışında, kitap ve sünnete muhalif olarak kendisine itaat edilip bağlanılan her yol taguttur. Bu sebeble Allah’ın kitabı dışında hüküm veren ve kendisine muhakeme olunan kimseye tagut ismi verilmiştir. Firavun’a da işte bu sebeble tagut denilmiştir.” (Fetvalar c: 28 s: 200-201)

İbni Kayyım şöyle dedi:

“Tagut; kendisine ibadet edilme, bağlanılma ve itaat edilme konusunda haddini aşan kul demektir. İnsanların tagutu; Allah-u Teâlâ ve rasulünün kanunlarıyla hükmetmeyen, Allah-u Teâlâ'dan başka kendisine muhakeme olunan, ibadet edilen ve Allah-u Teâlâ'nın emrine dayanmaksızın ve Allah-u Teâlâ'ya itaat etmeksizin, zatı için tabi olunanlardır. İşte alemlerin tagutu bunlardır. Bunları düşünür ve insanların durumuna bakarsan, insanların çoğunun Allah-u Teâlâ'ya değil, tagutlara ibadet ettiğini, Allah-u Teâlâ ve rasulünün hükümlerine değil tagutların hükümlerine muhakeme olduğunu, Allah-u Teâlâ ve rasulüne değil, taguta itaat edip tabi olduklarını görürsün.” (A’lamu’l Muvakkiin c: 1 s: 50)

İbni Kayyım bir başka yerde şöyle dedi:

“Kim rasulün getirdiğinin dışında bir hüküm verir veya bu hükme muhakeme olursa işte o, tağutu hakem tayin etmiş ve tağuta muhakeme olmuştur.” (A’lamu’l Muvakkiin)

Burada şunu ifade etmeden geçmeyeceğim:

“İbni Kayyım’ın, zamanındaki yani 700 sene önceki insanların çoğu hakkındaki görüşü böyleyse, bizim zamanımızın insanlarını görseydi acaba onlar hakkındaki görüşü nasıl olurdu?

İbni Kesir;

“Sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Reddetmeleri emrolunmuşken tağuta muhakeme olmak isterler. Oysa şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister.” (en-Nisa: 60) ayetinin tefsirinde tağutun manalarıyla ilgili sözleri zikrettikten sonra şöyle dedi:

 “Ayet bundan daha ammdır. Bu ayet Kur’an’ı ve sünneti tatbik etmeyip başka kanunları tatbik eden ve Kur’an ve sünnet dışındaki kunanlara muhakeme olanları kötülemektedir. İşte ayetteki tağuttan kasıt bunlardır!” (İbni Kesir Tefsiri)

Allah-u Teâlâ'nın şeriati dışında muhakeme olunan, ister insan ister kanun olsun, her şey tağuttur.

Şankıtiy Nisa: 60 ayetinin tefsirinde şöyle dedi:

“Allah’ın şeriatinin dışındaki bir şeriate muhakeme olmak tağuta muhakeme olmak demektir.” (Edvaul Beyan Şura Suresinin Tefsirinde)

Şankıtiy bir başka yerde şöyle dedi:

“Özet olarak; Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilen her şey taguttur ve bu konuda en büyük payı şeytan alır. Allah-u Teâlâ'nın şu ayette buyurduğu gibi:

“Ey âdemoğlu! Ben size şeytana ibadet etmeyin, o sizin için apaçık bir düşmandır, diye bildirmedim mi?” (Yasin: 60) (Edva’ul Beyan c:1 s: 228)

İmam Abdurrahman el Batin şöyle dedi:

“Tagut; Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilenlerin, sapıklıkta öncü olanların, batıla çağıran ve onu iyi gösterenlerin hepsidir. Allah-u Teâlâ ve rasulüne zıd olan hükümlerle insanlar arasında hüküm verenler, kâhin ve sihirbazlar, sapık ve yalan hikâyeler uydurarak insanları mezarlara ibadet etmeye çağıran mezar bekçileri, hizmetçileri ve koruyucuları da aynı şekilde birer taguttur. Bu tagutların aslı ve en büyüğü ise şeytandır. Şeytan en büyük taguttur. Allah-u Teâlâ daha iyi bilir.” (Ed-Durerus Seniye c: 2 s: 103)

Şeyh Muhammed Hamid el Fıkhi şöyle dedi:

“Selef alimlerinin tagut hakkındaki sözlerinden şu anlaşılır: Tagut; Allah-u Teâlâ'ya ibadet etmeyi, dinde ihlaslı olmayı, Allah-u Teâlâ ve rasulüne itaat etmeyi engelleyerek başka yönlere sevkedendir. Bu, cin ve insanlardan şeytanlar olabileceği gibi, ağaç, taş ve başka şeyler de olabilir. İslam şeriatine muhalif kanunlarla hükmetmek, insanın kan, mal ve ırzları konsunda hüküm vermek için konulan bütün kanunlar, Allah-u Teâlâ'nın şeriati olan hadleri kaldıran, faizin, zinanın ve içkinin haramlığını iptal eden bütün beşeri kanunlar tagut kavramına girerler. Zaten böyle kanunların kendisi birer taguttur. Aynı şekilde yazan kişinin niyeti ne olursa olsun, ister bilerek yazsın isterse bilmeden yazsın, haktan ve Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in getirdiği şeriatten yüz çevirmek için yazılan her kitap da birer taguttur.” (2)     
Süleyman b. Sehman tagut hakkında şöyle dedi:

“Tagut; hüküm tagutu, ibadet tagutu ve itaat ve tabi olma tagutu olmak üzere üç türlüdür...” (3)

Şeyh Abdurrahman Ebu Batin tağutun manasıyla ilgili olarak şöyle dedi:

“Allah-u Teâlâ ve rasulünün hükmü dışında hüküm vererek insanları muhakeme eden insan da tağuttur.” (Risaletu Ta’rif’ul İbade Ve Tevhid)

Bunları öğrendikten sonra bil ki; “la ilahe illAllah’ın” gerçek manasını pratikte gerçekleştirmeden, İslamın ve tevhidin sahih olmaz. Her tağuttan, özellikle de insanların çoğunun tabi olup kendisine boyun eğdikleri, emir ve yasaklarına itaat ederek ibadet ettikleri, destek oldukları, yücelttikleri zamanımızın beşeri kanunlarını reddetmeden asla cennete giremezsin!

Eğer Allah-u Teâlâ'nın cennetine girmek istiyorsan tagutun her türünden beri ol! Özellikle zamanımızın beşeri kanunlarından beri ol! Ona tabi olanları, boyun eğip destekleyenleri tekfir et, onlara düşman ol, onları tekfir etmeyenleri de tekfir et!

Şunu bil ki; tağutu ve bağlılarını destekleyenleri tekfir etmeyenlere buğzetmeden, çocuklarını ve ailelerini bunlara buğzettirmeden, hayatları boyunca bütün güçlerini bu tağutu yoketmek için çalışmadan, sadece Allah-u Teâlâ'nın hükmüne teslim olup, rıza gösterip, ona muhakeme olmadan hiç kimse cenneti hakedemez. Evet, bütün bunlar olmadan ölen kişi cenneti değil, ancak acıklı bir ateşi hakeder.

Tağutun türlerini ve tağutların alimlerinin bu konuda ortaya attığı şüphelerin gerçek yüzünü daha iyi anlamanız için bu kitapta size, tağut olan bu asrımızın yesağının beşeri kanunlarından bazı örnekleri gözünüzün önüne ve ellerinizin arasına sunacağız. Bu asrımızın yesağı olan beşeri kanunların içindeki bazı küfürleri, şirkleri, ahlaksızlıkları, Allah-u Teâlâ'yı inkârı ve zındıkların örneklerini, onları öğrenip onlardan uzak durman ve asrın şirki olan bu büyük şeytandan korunman için bunlardan korunma yollarını göstereceğiz. Çünkü insanların çoğu, gerek farkında olarak gerekse farkında olmayarak asrın bu yesakının, bir ahtapot gibi, her tarafa uzanmış kolları arasında bocalayıp durmaktadır.




(1) Tagutun tarifiyle ilgili burada sınır konulmasının sebebi Allah-u Teâlâ'dan başka kendilerine ibadet edilen nebi ve salih kişileri istisna etmek içindir. Zira onlar, Allah-u Teâlâ dışında kendilerine ibadet edilmesine razı değildirler. Bu sebeble onlar tagut olarak isimlendirilmezler. Fakat bu kimselere ibadet eden kimseler reddedilir ve tekfir edilirler.

(2) (Fethül Mecid kitabında dipnot s: 282,  Dar’el Kutubil İlmiyye)

(3) (Ed-Durerus Seniye c: 8 s: 272 mürtedin hükmü bölümü)


Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |