Rasuller Gönderilmeden Ve Hücceti İkame Etmeden Önce de Şirk Koşanlara...
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 13 Kasım 2019, 22:53:49


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Rasuller Gönderilmeden Ve Hücceti İkame Etmeden Önce de Şirk Koşanlara...  (Okunma Sayısı 3189 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 09 Haziran 2015, 13:30:29 »

Rasuller Gönderilmeden Ve
Hücceti İkame Etmeden Önce de
Şirk Koşanlara Müşrik Sıfatı Verilmiştir



Hudaybi’nin kitabındaki şüphelere, hatalara ve tahriflere cevap vermeden önce, Allah’ın yardımıyla meselenin daha iyi anlaşılması için bazı konuları açıklamak istiyorum:

Rasuller gönderilmeden ve hücceti ikame etmeden (hakkı ve delilleri açıklamadan) önce şirk koşanlara cahil olmalarına rağmen müşrik sıfatı verilebilir mi?

Evet! Rasuller gönderilmeden ve hücceti ikame et-meden (hakkı ve delilleri açıklamadan) önce şirk koşanlara cahil olmalarına rağmen müşrik sıfatı verilir. Kur’an-ı Kerim’de buna dair birçok delil vardır. İşte onlardan bazıları:

Birinci Delil:  Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Kitap ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar küfür-lerinden ayrılacak değillerdi. (İşte o delil) Allah'tan gönderilmiş bir elçidir ki tertemiz sahifeleri oku-maktadır.”     (Beyyine: 1-2)

İşte bu ayeti kerime, Rasulullah’ın gönderilip Kur’an’ı insanlara açıklamasından önce, insanların küfür ve şirkle vasıflandırıldığını açık bir şekilde ispat etmektedir.

Ayette geçen “münfekkiin” kelimesini Kurtubi şöyle açıklamıştır:
 
“Yani küfürlerini bırakacak değillerdir.” (Kurtubi Tefsiri)

İbn Kesir şöyle dedi: “Mücahid dedi ki: “Munfekkiine” yani hak kendi-lerine açıklanıncaya kadar küfürlerini bırakacak değil-lerdir.” Katade de böyle demiştir. Onlara “beyyine” yani Kur’an gelinceye kadar küfürlerini bırakacak değillerdir.”   (İbn Kesir Tefsiri)

İbn Teymiyye dedi ki:

“Ebi’l Ferec el-Cevzi şöyle demiştir: “Kitap ehlinden inkâr edenler...” Bunlar, Yahudi ve Hristiyanlardır.

“Müşrikler” ise putlara tapanlardır. “Münfekkiin” yani bırakanlar, ayrılanlar demektir. Ayetin manası ise şöyledir: “Onlara apaçık bir delil gelinceye kadar küfürlerini ve şirklerini bırakacak değillerdir.”

Burada; “Te’tiyehum” lafzı müstakbel kalıbındadır. Fakat mana olarak geçmişi ifade eder. “Beyyine” ise rasuldur. O rasul ise Muhammed (s.a.s)’dir ve onlara sapıklıklarını ve cehaletlerini açıklamıştır.İmam Begavi’nin tefsirinde de böyle geçmektedir.

İmam Begavi şöyle dedi:

“(Onlara apaçık bir delil gelinceye kadar) Küfürlerini ve şirklerini bırakacak değillerdir.” sözü gelecek kalı-bındadır, manası ise geçmişi ifade etmektedir. Yani ta ki onlara beyyine (apaçık deliller) gelinceye kadar... Beyyine yani “apaçık deliller”, Muhammed (s.a.s)’dir. Onlara Kur’an’la gelmiş ve içinde bulundukları sapıklığı ve ceha-leti açıklayıp onları imana davet etmiştir. Böylece Allah (c.c), rasulü vasıtasıyla onları cehalet ve sapıklıktan kur-tarmıştır.”    (Mecmuat’ul Fetavi c: 16,   s: 483-486)

Şevkani şöyle demiştir:

“Vahidi dedi ki: “Ayetin manası; Muhammed (s.a.s) Kur’an’la gelerek, içinde bulundukları sapıklık ve cehaleti açıklayıp onları imana davet edinceye kadar kâfir ve müş-riklerin küfürlerini ve şirklerini bırakmayacaklarını Allah (c.c)’nun haber vermesidir.  
  Bu; Allah (c.c)’nun, rasulü vasıtasıyla kâfir ve müş-rikleri, içinde bulundukları cehalet ve sapıklıktan kurtarma nimetinin açıklanmasıdır.”    (Fethulkadir Tefsiri)

İkinci Delil:  Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Eğer müşriklerden biri senden eman dilerse, Allah’ın kelamını işitip dinleyinceye kadar ona eman ver. Sonra onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu, onların bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.” (Tevbe: 6)

Bu muhkem olan ayet; şeriatlerin unutulduğu, hakka gi-den yolların karanlıklar içinde kaldığı bir dönemde bile, şiddetli cehalete rağmen şirk koşanlara müşrik hükmü ve-rildiğini ispat etmektedir. Bu ayete baktığımızda, söz ko-nusu şahısta aynı anda iki sıfat bulunduğunu görüyoruz. Bunlar ise; şirk ve Rasulullah’ın risaletini bilmemektir. Görülüyor ki, Rasulullah’ın risaletini bilmemek, şirk işleyen kişiye “müşrik” sıfatının verilmesine engel olmamıştır.

İmam Taberi dedi ki:

“Allah (c.c) ayeti kerimede nebisine şöyle buyuruyor: “Ey Muhammed! Haram aylar geçtikten sonra sana öldürülmelerini emrettiğim müşriklerden biri Allah’ın kelamı olan, Allah’ın sana indirdiği Kur’an’ı dinlemek için senden eman isterse “fe’ecirhu” yani Allah’ın kelamını dinleyinceye ve sen ona Kur’an’ı okuyuncaya kadar ona eman ver. Sonra onu, güvenlik içinde olacağı bir yere ulaştır.

“Bu onların bilmeyen bir kavim olmalarından dola-yıdır.” Yani onlara istedikleri emanı vermen, Kur’an’ı dinlemeleri içindir. Onlar İslam’ı kabul etmedikleri takdir-de onları güvenlik içinde olacakları bir yere ulaştırman da; onların cahil bir topluluk olmalarından ve Allah katından gelen delillere iman ettiklerinde Allah katında ne mükâfat-lar bulacaklarını, Allah’a imanı terk ettiklerinde ne kadar sorumluluk ve günah altında kalacaklarını bilmemelerinden dolayıdır.”  (Taberi Tefsiri)

İmam Begavi dedi ki:

“Allah’ın kelamını dinleyinceye kadar...”

İslam’ı kabul ettiklerinde Allah katında nasıl müka-fatlar kazanacaklarını, İslam’ı kabul etmediklerinde de Allah katında onları nasıl bir azabın beklediğini öğreninceye kadar...

 “Bu onların bilmeyen bir kavim olmalarından do-layıdır.” Yani onlar Allah’ın dinini ve tevhidini bilmezler. Bundan dolayı Allah’ın kelamını dinlemeye muhtaçtırlar.

Hasan dedi ki: “Bu ayet kıyamet kopuncaya kadar muhkemdir.”(Begavi Tefsiri)

Şevkani, tefsirinde şöyle dedi:

“Bu onların bilmeyen bir kavim olmalarından do-layıdır.” Yani gerek dünya hayatları ve gerekse ahiretleri için hayır ve şerri ayırt edebilecek faydalı ilimden mahrum olmaları sebebiyledir.” (Fethulkadir Tefsiri)

Üçüncü Delil: Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: “Rabbimiz! Ne olurdu bize bir rasul gönderseydin de ayetlerine uysak ve mü’min-lerden olsaydık!” diyecek olmasalardı (seni gönder-mezdik).” (Kasas: 47)
        
İmam Taberi dedi ki:

“Allah (c.c) ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor: “Ey Muhammed! Eğer seni kendilerine rasul olarak gönder-diğim o kimselere, seni onlara rasul olarak göndermeden önce Rablerini inkâr etmeleri, aşırı günah kazanmaları ve isyanda ileri gitmeleri yüzünden ceza verseydik ya da azaba uğratsaydık:

 “Rabbimiz! Bize gazap edip azabınla zelil etmeden ön-ce bir rasul gönderseydin; şüphesiz biz de senin rasulüne indirdiğin delillerine yani kitabına uyar, senin ulu-hiyyetine iman edip emrettiğin ve yasakladığın şeylerde rasulünu tasdik edenlerden olurduk.” diyecek olmasalardı, seni onlara rasul olarak göndermeden önce işledikleri şirkler yüzünden onları azaba uğratırdık. Fakat biz seni onlara rasul olarak gönderdik ki küfürlerine karşı onları uyarasın ve böylece rasullerden sonra insanların Allah’a karşı öne sürebilecekleri bir delili olmasın.” (Taberi Tefsiri)

İbn Kesir dedi ki:  “Biz seni onlara rasul olarak gönderdik ki onlara hücceti ikame edesin. Böylece işledikleri küfürler sebebiyle başla-rına bir azap geldiğinde kendilerine bir rasul ve uyarıcı gelmediğini bahane edemesinler.”(İbn Kesir Tefsiri)

İmam Begavi dedi ki:

“Eğer onlara isabet edecek olursa” yani bir ceza veya kötülük, “bizzat kendi elleriyle kazandıkları yü-zünden” yani işledikleri küfür ve günahlar yüzünden “derlerdi ki: Rabbimiz! Ne olurdu bize bir rasul gönderseydin de senin ayetlerine tabi olup mü’minlerden olsaydık.”
 Yani eğer onlar kendilerine rasul gönderilmemesini mazeret olarak öne sürecek olmasalardı, onlara azap et-mede acele ederdik.

Denildi ki: “Ayetin manası şudur: “Eğer onlar kendilerine rasul gönderilmemesini mazeret olarak öne sürecek olmasalardı onlara seni rasul olarak göndermezdik. Fakat biz seni onlara rasul olarak gönderdik ki rasullerden sonra insanların Allah’a karşı öne sürebilecekleri mazeretleri kalmasın.”                                                   (Begavi Tefsiri)

Diyorum ki: “Bu ayeti kerime açıkça gösteriyor ki Muhammed (s.a.s) rasul olarak gönderilmeden önce de Allah’a şirk koşanlar müşrik sıfatıyla vasfedilmiştir. Fakat onların işledikleri şirk yüzünden azap görmeleri meselesine gelince; bunun için onlara rasul gönderilip Kur’an-ı Kerim vasıtasıyla hüccetin ikame edilmesine ihtiyaç vardır ki, ancak o zaman onların Allah’a karşı sunacak mazeretleri kalmaz. Bununla birlikte selef, kendilerine hüccet ikame edilmeden önce de onların müşrik ve kâfir olduklarında, Müslüman olmadıklarında ittifak etmiştir. Fakat kendilerine hüccet ikame edilinceye ve rasul gönderilinceye kadar işlemiş oldukları küfür ve şirk sebebiyle azaba uğratılıp uğratılmayacakları konusunda selef âlimleri ihtilaf etmiştir.

Dördüncü Delil: Allah (c.c) şöyle buyuruyor:  

“Bu; Rabbinin, halkı habersizken zulümlerinden dolayı ülkeleri helak edici olmamasındandır.” (En’am: 131)

İmam Kurtubi dedi ki:

 “Yani bizim onlara böyle davranmamızın sebebi şudur: Ben ülkeleri, işledikleri zulümlere karşılık helak edici de-ğilim. Yani kendilerine rasul ve uyarıcı gelmemesini bahane etmesinler diye, rasul gönderilmeden önce işlemiş oldukları şirkler sebebiyle azaba uğratılmazlar.”

 Yine denildi ki: “Onlardan şirk koşanların işledikleri şirkler yüzünden ülkeleri helak edici değilim. Bu, şu ayete benzer:“Kimse başkasının günahını yüklenmez.” Eğer Allah (c.c), rasul göndermeden önce de şirk ve kü-fürleri sebebiyle onları helak etseydi yine bunda haklı olur ve onlara zulmetmiş olmazdı.”  (Kurtubi Tefsiri)

İmam Begavi dedi ki:
“Yani bizim sana kıssalarını anlattığımız rasuller ve onları yalanlayanların başına gelen azap, Rabbinin ülkelere haksız yere zulümlerinden dolayı azap edici olmamasındandır (yani onlar uyarıldılar ve azabı hakettiler). “Zulüm-lerinden” kasıt, işledikleri şirktir. “Halkı habersizken” yani onlara rasul gönderilip uyarılıncaya kadar uyarılmadılar.” (Begavi Tefsiri)

İmam Taberi dedi ki:

“Allah (c.c)’nun “zulümlerinden” sözünün iki manası olabilir:

Bunlardan Birincisi: Bu, ülkelerin halkı habersizken, şirk ve benzeri şeyleri sebebiyle Rabbinin haksız yere onları helak edici olmaması sebebiyledir. Yani Allah (c.c) onlara, Allah’ın ayetlerini bildirip onları uyaran ve kıyamet gününde Allah’ın azabıyla korkutan bir rasul göndermeden önce azap etmede acele etmez. Onlar “Bize müjdeleyici ve uyarıcı bir rasul gelmedi.” demesinler diye, habersizken onlara azab etmez.

İkinci ise: “Bu, zulümlerinden dolayı halkı haber-sizken Rabbinin, ülkeleri helak edici olmadığındandır.” Yani onları rasulü vasıtasıyla uyarıp hatırlatmadan, ibretler ve ayetleri göstermeden önce helak edecek ve böylece onlara zulmedecek değildir. Allah (c.c) kullarına asla zulmetmez.”

(Sonra meselenin birinci yönünün daha kuvvetli ol-duğunu söyleyerek açıklamalarına devam etti.) (Taberi Tefsiri)

Bu naslar ve selefin anlayışı da ispat ediyor ki rasul gönderilmeden önce de cehalete rağmen şirk işleyene müş-rik sıfatı verilir. Fakat azap, ancak rasul gönderildikten sonra söz konusu olur.

Beşinci Delil:

Yeryüzünde ilk şirk, Nuh (a.s)’ın kavminde ortaya çık-mıştır. Çok iyi bilindiği üzere Âdem (a.s) zürriyetini halis tevhid üzere bırakmıştı. Daha sonra, ümmetin büyük âlimi İbn Abbas (r.a)’ın hadisinde bildirildiği gibi, şirk yavaş yavaş şeytani metotlarla Nuh (a.s)’ın kavmine girmeye başladı. Sonra da müşrik oldular. Bunun üzerine Allah (c.c), şefaat hadisinde geçtiği gibi, Nuh (a.s)’ı yeryüzü halkına ilk rasul olarak gönderdi.

Yine bilindiği üzere, Nuh (a.s) kavmiyle konuşup onları uyarırken onların müşrik olduklarını, Müslüman olmadık-larını söylüyordu.
Acaba Nuh (a.s)’dan önce onlara hücceti ikame edip şirkin vasfını ve hükmünü bildiren bir rasul gelmiş midir? Bakınız Allah (c.c) aşağıdaki ayeti kerimesinde ne buyuruyor:

“İnsanlar tek bir ümmetti. Sonra Allah insanların aralarında anlaşmazlığa düştükleri konularda hüküm vermeleri için müjdeleyici ve uyarıcı rasuller gönderdi. Onlarla birlikte hak yolu gösteren kitapları da indirdi.”
(Bakara: 213)

İbn Kesir şöyle dedi:

“İbn Cerir dedi ki: “İbn Abbas (r.a) şöyle dedi: “Nuh (a.s) ve Âdem (a.s) arasında on asır vardır. Bu süre içinde bütün insanlar hak olan bir şeriat üzere idi. Sonra ihtilafa düştüler. Allah (c.c) da müjdeleyici ve uyarıcı nebiler gönderdi.”

İbn Kesir dedi ki:
“İnsanlar, putlara tapmaya başlayıncaya kadar Âdem (a.s)’ın milleti üzere idiler. Sonra Allah (c.c) yeryüzü hal-kına ilk rasul olarak Nuh (a.s)’ı gönderdi.”  (İbn Kesir Tefsiri)

İbn Teymiyye dedi ki:

“İnsanlar, Âdem (a.s)’dan Nuh (a.s)’a kadar, tüm in-sanların babası olan, babaları Âdem (a.s) gibi tevhid ve ihlâs üzere idiler. Ta ki kendi kendilerine bid’atler uydu-rarak şirk koşmaya başlayıp putlara tapıncaya kadar... Hâl-buki onların bu konuda hiç bir delilleri yoktu. Allah (c.c) böyle yapmaları için ne bir kitap indirmiş ne de bir rasul göndermişti. Şeytan bozuk kıyaslar yaptırarak onlara şüpheleri süslü gösterdi.

Bazıları putlarda, tılsımlarda, gökyüzündeki yıldız-larda, felek derecelerinde, yüce ruhlarda(!) bir takım güçler olduğunu iddia ediyorlardı. Onlardan bazıları ise kendile-rini Allah’a daha çok yaklaştıracağı inancıyla daha önceki nebi ve salih kimselerin resimlerini ilah edindi. Bazıları da cinlere ve şeytanlara taptı. Toplumun kalan kısmı ise deği-şik inançlara sahipti. Halkın çoğunluğu ise haktan yüz çe-virerek liderlerine uymuştu. Nihayet Allah (c.c), nebisi Nuh (a.s)’ı insanları tek olan ve ortağı olmayan Allah’a ibadete davet etmesi ve O’ndan başkasına ibadet etmekten sakındırması için gönderdi. Çünkü onlar, Allah’tan başka şeyleri şefaatçi edinip onlara tapıyor ve bu yaptıklarının kendilerini daha çok Allah’a yaklaştıracağına inanıyorlardı.” (Mecmuatu’t-Tevhid c:28 s: 603–604)

Sahihi Buhari’de İbn Abbas (r.a)’dan rivayet edildiğine göre; Nuh (a.s)’ın kavminin putlara tapma sebebi, salih kişiler hakkında aşırı gitmeleridir. Heykeller yapıp daha önce ölmüş salih kimselerin isimlerini onlara verdiler. Şey-tan bu salih kimselerin heykellerini, onların daha önce oturdukları meclislere koyup onlara isimler vermelerini fısıldadı. Onlar da bunu yaptılar. İlk başlangıçta bu putları salih kişileri hatırlamak için yapmışlardı ve onlara tapmı-yorlardı. Fakat zamanla ilim unutuldu ve onlara tapmaya başladılar.” (Fethulbari c: 8 s: 535)

Allah sana ve bize merhamet etsin. İbn Abbas’ın sö-züne dikkatle bak! Onlar başlangıçta hiç bir puta tap-mıyorlardı. Tabii ki asıl önemli olan onlara tapmaktır. Fakat zamanla ilim zayıflamış ve cehalet yaygınlaşmıştır. Zaten müşrikler nerede olurlarsa olsunlar üzerinde bulundukları dinin kendilerini Allah’a yaklaştıracağına inanırlar.

Zaten kul, boş ve geçersiz olduğuna inandığı bir şeyle nasıl Allah’a yaklaşmaya çalışabilir? Görülüyor ki, şirkin kaynağı ve meydana geliş sebebi inançtır. Günahın kaynağı ve meydana geliş sebebi ise şehvetlerin insana galip gelmesidir. Zina eden, hırsızlık yapan, içki içen kimseler bunun çirkinliğini ve haramlığını bilirler. Fakat şehvetleri galeyana gelince, onları bu haramları işlemeye sevk eder. Bunun tersine, Allah’tan başkasına kurban kesen, adak adayan, dua eden, yardımına çağıran kimseleri buna iten şey ise şehvetleri değil, inançlarıdır. İşte bu yüzdendir ki şirkin çirkinliğini, haramlığını ve şirk işleyenin ebedi olarak cehennemde kalıp bütün amellerinin boşa çıkacağını bilen hiçbir kul, bu amelin kendisini Allah’a yaklaştıracağını umarak şirk olan bir ameli asla işlemez.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki biz Nuh’u kavmine gönderdik. (Onlara) Dedi ki: “Ben sizin için apaçık uyarıcıyım. Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından korkarım.” (Hud: 25-26 )

İbn Kesir dedi ki:

 “Allah (c.c) bu ayeti kerimede Nuh (a.s)’ın kavminden haber veriyor. O, Allah (c.c)’nun yeryüzü halkına ve müş-riklerle puta tapanlara göndermiş olduğu ilk rasulüdür. O kavmine şöyle dedi: “Ben sizin için apaçık uyarıcıyım.” Yani ben sizi Allah’ın azabına karşı uyaran apaçık bir uyarıcıyım.

 Yine kavmine dedi ki: “Ben size gelecek olan acı bir günün azabından korkarım.” Yani eğer bulunduğunuz halde kalmaya devam ederseniz Allah (c.c) size ahiret gü-nünde acıklı, can yakıcı ve yürek parçalayıcı bir şekilde azap eder.”

İbn Abbas’ın, Nuh (a.s)’ın kavminde şirkin ortaya çık-masına sebep olarak ilmin ortadan kalkmasını göstermesi onun ne kadar büyük bir âlim olduğunu gösterir. İbn Abbas şöyle dedi:

“Başlangıçta onlar bu putlara tapmıyorlardı. Fakat put-ların gerçek yapılış sebebini bilen kimselerin ölmesi ve ilmin ortadan kalkması sonucu putlara tapılmaya başlandı. Bu insanlar başlangıçta tevhid üzere olan, muvahhid kim-selerdi. Daha sonra cahillikleri sebebiyle, Allah katından hiçbir delilleri olmamasına rağmen kendilerini Allah’a daha çok yaklaştıracağını umarak, bir takım batıl te’viller sonucu şirke düşüp müşrik oldular. İşte o zaman Allah (c.c), karşı gelen kişiye dünya ve ahiret azabını gerekli kılan hücceti ikame etmesi için müjdeleyici ve uyarıcı olarak Nuh (a.s)’ı gönderdi.”                      (İbn Kesir Tefsiri)

Nuh (a.s)’ın kavmi hakkında söylenenler, iki rasul arasında geçen zaman diliminde yaşamış her kavim hakkında söylenilebilir. Çünkü rasuller, müşrik ve cahil olan toplumlara İslam ile gönderilmiştir. Toplumun çoğunluğu onları inkâr eder, Allah’ın hidayete muvaffak kıldığı kimseler ise onlara inanır. Sonra da Allah (c.c) onlarla inkârcı kavimlerinin arasını ayırır. Risaleti inkâr eden kâfirlerin helak olmasından sonra ise muvahhidler Allah’ın dilediği bir zaman tevhid üzere kalırlar. İlmin unutulup cehaletin yayılmasıyla da yavaş yavaş şirke düşerler ve cahillikleri sebebiyle Allah’a, zatına yakışmayan şeyler isnat ederler, Allah (c.c) hakkında delilsiz konuşurlar. İşte o zaman Allah (c.c) onları karanlıklardan aydınlığa, şirkten tevhide, cehaletten ilme çıkarması için rasuller gönderir. Rasuller de onlara, risalet kendilerine ulaştıktan sonra hala şirk ve küfürlerinde devam edecek olurlarsa dünya ve ahiret azabına uğrayacaklarını bildirirler.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

 “Rasullerden sonra insanların Allah’a karşı hücceti olmaması için, müjdeleyici ve uyarıcı rasuller gönderdik.  
                                                              (Nisa: 165)

 Anlatılanlardan anlaşılıyor ki; şirk işleyenlere, risalet ulaşmadan önce de müşrik sıfatı verilmiştir. Fakat müş-riklerin dünya ve ahirette azaba uğratılmaları ise ancak onlara risaletin ulaşmasından sonra söz konusu olur.

İbn Teymiyye (r.a) şöyle dedi: “Allah (c.c) Hud (a.s)’ın, kavmine şöyle dediğini haber veriyor:  “Siz ancak iftiracılarsınız.”

 Hud (a.s) onlara hüküm vermiş ve onlar hükmü reddetmeden önce onları iftiracılıkla vasfetmiştir. Çünkü onlar, Allah’la beraber başka bir ilah ediniyorlardı.
Görülüyor ki müşrik sıfatı, risalet gelmeden önce de verilmiştir. Çünkü müşrik; Rabbine şirk koşmuş, onun koyduğu sınırı aşmış, risalet gelmeden önce ondan başka ilahlar edinmiş, ona ortak koşmuştur.

Bu gösteriyor ki risaletten önce de şirk işleyene müşrik ismi verilir. Cahillik ve cahiliye isimleri de böyledir. Rasul gelmeden önce de cehalet ve cahiliye denilirdi. Fakat onlar, rasul gönderilmeden önce azaba uğratılmazlar.

İtaatten yüz çevirmek de Allah (c.c)’nun şu ayetinde buyurduğu gibi rasul gönderildikten sonra söz konusu olur.

“Ne doğruladı, ne namaz kıldı. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi.” (Kıyame: 31-32) (Mecmuatu’l Fetava c:20 s:37)
    

İbn Teymiyye, Muhammed b. Nasr el Meruzi’den naklederek şöyle demiştir:

“Allah (c.c)’yu bilmek iman, bilmemek ise küfürdür. Farzlarla amel etmek de imandır. Fakat Allah (c.c) farzları bildirmeden önce bunları bilmemek küfür olmaz. Çünkü Rasulullah (s.a.s)’in ashabı, Allah (c.c) rasulünü gönderdiği zaman Allah’a iman ettiler. Onlar, o zaman henüz Allah’ın onlara neyi farz kıldığını bilmiyorlardı. Bu konudaki cahillikleri onları kâfir yapmamıştır. Daha sonra Allah (c.c) onlara farzları bildirdi. Onların bu farzları kabul edip onlarla amel etmeleri imandır. Ancak Allah’ın bildirdiği farzları yalanlayıp inkâr edenler kâfir olurlar. Allah’ın haber vermediği konulardaki cahillik kişiyi kâfir yapmaz. Allah (c.c) bir konuda birşey bildirirse ve Müslümanlardan bunu duymayan varsa o kişi bundan dolayı kâfir olmaz. Fakat Allah (c.c)’ı bilmemek böyle değildir. Bu konuda kendisine haber ulaşsın veya ulaşmasın Allah (c.c)’ı bilmemek her halukarda küfürdür.”
(Mecmuat’ul Fetava c: 7 s: 325)

“Bedaiu’s Senai” kitabının yazarı şöyle demiştir:

 “Ebu Yusuf, Ebu Hanife’den şu ibareleri nakletmiştir: “Ebu Hanife (r.a) şöyle demiştir: “Yaratılmışlardan hiç kimsenin, yaratanını bilmeme konusunda mazereti olamaz. Çünkü bütün mahlûkatın, Rablerini ve onun tevhidini bil-mesi farz-ı ayndır. Göklere, yerde, kendi nefsine ve Al-lah’ın yarattığı diğer şeylere ibretle bakıp düşünen kişiyi bu düşünce, tek olan Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaya sevk eder. Allah’ın farz kıldığı şeyleri bilmek ise böyle değildir. Bunlar ancak, birisi bildirirse bilinebilir. Farzları bilme-yen, ona ulaşamayan kişiye hüccet ulaşmamış demektir, bundan dolayı sorumlu tutulmaz.”(Bedaiu’s Senai c:7 s:132)

Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |