TEVHİDİN TÜRLERİ
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 13 Kasım 2019, 22:52:44


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: TEVHİDİN TÜRLERİ  (Okunma Sayısı 3962 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 08 Haziran 2015, 22:03:09 »

TEVHİDİN TÜRLERİ

1 - Rububiyyet tevhidi.
2 - Uluhiyyet tevhidi.
3 - Allah’ın isim ve sıfatları tevhidi.
Allah’a iman bu üç Tevhidi de kapsamına alır.

1 - RUBUBİYYET TEVHİDİ:
Allah-u Teâlâ’nın bu kâinatı tek başına yarattığına, yarattıklarının sahibi olduğuna, hükmünde takipçisi olmadığına; dirilten, yaşatan ve öldüren olduğuna; bütün canlıların rızıklandırıcısı, her şeyin yöneticisi olduğuna; Allah’tan başka hiç kimsenin ve hiçbir şeyin ne kendi nefsine ne de başkasına O’nun izni ve dilemesi olmadıkça zarar ve fayda vermeyeceğine, dualara yalnızca O’nun icabet edeceğine inanmaktır. Allah’ın kaza ve kaderine inanmak da bu tevhidin kapsamına girer.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rabbiniz; gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa istiva eden, gündüzü durmadan kovalayan gece ile bürüyen, güneşi, ayı, yıldızları hepsini buyruğuna baş eğdirerek yaratan Allah’tır. Bilin ki; yaratma da emir de O’nun hakkıdır. Âlemlerin Rabbi olan Allah yücedir.”    
              (A’raf: 54)
 
“Andolsun ki onlara: “Gökleri ve yeri yaratan,  güneşi, ayı buyruğu altında tutan kimdir?” diye sorsan, şüphesiz Allah’tır derler. Öyleyse niçin (aldatılıp) döndürülüyorlar?

Andolsun ki onlara: “Gökten su indirip onunla ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?” diye sorsan, şüphesiz  “Allah’tır” derler. De ki: “Hamd Allah’a aittir.” Fakat çoğu bunu akletmezler.”    
  (Ankebut:  61–63)

2 - ULUHİYYET TEVHİDİ:

Uluhiyyet tevhidi; ibadeti eşi ve benzeri olmayan Allah’a has kılmak, O’na kayıtsız şartsız itaat etmek ve boyun eğmektir. İlah; kendisine ibadet edilen demektir.
Uluhiyyet tevhidi; zahiren ve bâtinen bütün ibadetleri Allah’a has kılmaktır. Bu tevhid; hiçbir ibadeti az da olsa bir mahlûka yapmamayı gerektirir.
Uluhiyyet tevhidi, diğer iki tevhidi de içine almasına rağmen bu tevhid türleri Ulûhiyet tevhidini kapsamaz.
Rububiyyette tevhidi sağlayan kişi, bunu yapmakla Ulûhiyette de tevhidi sağlamış sayılmaz.
Aynı şekilde bu kişi, Allah’ı isim ve sıfatlarda birlemiş olsa bile yine de uluhiyyet tevhidini gerçekleştirmiş sayılmaz. Ama Uluhiyyet tevhidini sağlayan kişi, bununla birlikte her iki tevhidi de sağlamış olur. Çünkü kişi bu şekilde bütün ibadetleri yalnızca Allah’a has kılmıştır. Dolayısıyla Allah-u Teâlâ’nın bu âlemin yaratıcısı olduğunu, kemal isim ve sıfatlara sahip olduğunu kabul etmiştir.
 
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“De ki: “Ey kitap ehl-i! Ancak Allah’a kulluk etmeniz, O’na hiçbir şeyi eş koşmamak, Allah’ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin. Eğer yüzçevirirlerse; “bizim Müslüman olduğumuza şahid olun” deyin.”      
                         (A-li İmran: 64)
“Allah’la beraber delili olmadığı halde Allah’a eş koşanların hesabını Rabbi görecektir. Allah kâfirleri kurtuluşa erdirmez.”       (Mü’minun: 117)

3-Allah’ın İSİM VE SIFATLARININ TEVHİDİ:

Allah’ın kendini Kuran’da vasfettiği, Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in sahih sünnetlerinde bizlere açıkladığı üzere, bütün noksanlıklardan uzak, yani kemal sıfatlara sahip olduğuna, mahlukata benzemediğine ve bu sıfatların varlığını iptal etmeksizin inanmaktır.
Bu tevhidi sağlayabilmek için üç temel noktaya dikkat etmek gerekir.

a) – Allah’ın isim ve sıfatlarını, Kuran-ı Kerim ve sahih sünnette bildirildiği şekliyle kabul etmek.
Bu isimleri Allah-u Teâlâ kitabında ve Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem sahih hadislerinde bize bildirmiştir. Bunlar hem isim hem de sıfat konumundadır ve hepsi de övgü taşımaktadırlar. Bu isimler en yüce, en şerefli zata delalet ettikleri için Esma-ul Hüsna adını almışlardır. Allah'ın isimlerini Kur'an ve sünnette bildirildiği ve kastedildiği şekilde bilmek gerekir.
 
Ebu Hureyre radıyallau anh'den rivayet edildiğine göre: "Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu." demiştir:
"Şüphesiz Allah'ın doksan dokuz (yani) yüzden bir eksik ismi vardır. Her kim bunları ihsa ederse cennete girer. O; kedisinden başka ibadete layık ilah olmayan Allah'tır. Rahman'dır, Rahim'dir, Melik'dir, Kuddus'tür, Selam'dır, Mü'min'dir, Muheymin'dir, Aziz'dir, Cabbar'dır, Mütekebbir'dir, Bari'dir, Musavvir'dir, Gaffar'dır, Kahhar'dır, Vehhab'dır, Basıt'dır, Hafıd'dır, Rafi'dir, Hekem'dir, Adl'dir, Latif'dir, Habir'dir, Halim'dir, Azim'dir, Gafur'dur, Şekur'dur, Aliy'dir, Kebir'dir, Hafiz'dir, Mukit'tir, Hasib'dir, Celil'dir, Kerim'dir, Rakib'dir, Mucib'dir, Vasi'dir, Hakim'dir, Vedud'dur, Mecid'dir, Bais'dir, Şehid'dir, Hakk'dır, Vekil'dir, Kaviyy'dir, Metin'dir, Veliyy'dir, Hamid'dir, Muhsi'dir, Mubdi'dir, Muiyd'dir, Muhyi'dir, Mumit'dir, Hayy'dır, Kayyum’dur, Vacid’dir, Macid'dir, Vahid'dir, Samed'dir, Kadir'dir, Muktedir'dir, Mukaddim'dir, Muahhir'dir, Evvel'dir, Ahir'dir, Zahir'dir, Batın'dır, Vali'dir, Müteali'dir, Berr'dir, Tevvab'dır, Muntakim'dir, Afuvv'dur, Rauf'dur, Melik'ul Mülk’dur, Zü’l Celali Ve'l İkram'dır, Muksid'dir, Cami'dir, Ganiyy'dir, Muğni'dir, Mani'dir, Dar'dır, Nafi'dir, Nur'dur, Hadi'dir, Bedi'dir, Baki'dir, Varis'dir, Reşid'dir ve Sabur'dur."      
(Tirmizi)


Bu isim ve sıfatları artırmadan, azaltmadan, saptırmadan, sapık tevillerle tevil etmeden olduğu gibi kabul etmek gerekir.
 
Buhari’nin Şeyhi Naim İbni Hammad şöyle dedi:

“Allah’ı yarattığına benzeten kişi kâfir olur. Allah’ın kendisini ve Rasûlullah’ın Allah’ı vasfettiği şeyleri inkâr eden kişi de kâfir olmuş olur.” ( )    

b) – Allah’ı mahlukata benzetmemek.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.”    
   (Şura: 11)
“Hiçbir şey O’na denk değildir.”    (İhlas: 4)
c) – Allah’ın sıfatlarının mahiyetini araştırmamak.
Allah’ın sıfatlarını olduğu gibi kabul etmek, mahiyeti hakkında soru sormamak gerekir. Allah’ın sıfatları zatının mahiyetine bağlıdır. Allah’ın zatının mahiyetini insanlar idrak edemeyecekleri için bu konuda soru sormamaları gerekir.

Cafer b. Abdullah’tan, şöyle dediği rivayet edilmiştir:  “Biz, Malik b. Enes’in yanında iken bir adam geldi ve şöyle dedi:  “Ey Eba Abdullah! “Rahman arşa istiva etti.” (Ta-Ha: 5) ayetinde zikri geçen “istiva” nasıl bir şeydir (Allah nasıl istiva etti)?”  İmam Malik daha önce, bu meselenin verdiği sıkıntıdan daha büyük bir sıkıntı içinde bulmamıştı kendisini. Başını öne eğip yere baktı ve elindeki çubukla yeri eşelemeye başladı, ta ki onu ter bastı. Sonra başını kaldırıp elindeki çubuğu attı ve şöyle dedi: 
“Keyfiyeti akıl kabul etmez! İstiva haberi bize meçhul değildir (nasta bildirilmiştir); ona iman etmek vaciptir, hakkında soru sormak bidattir.”  Sonra adamın oradan çıkarılmasını emretti, adam da çıkarıldı.”(2) 



(2) (Naim, Hilye c. 6 s. 325-326’da tahriç etti. Zehebi, Seyr c. 8 s. 100; el-Lâlekâî, Şerhu’l-İ’tikad c. 3 s. 398; Beyhaki, el-Esma’ ve’s-Sıfat c. 2 s. 304 rivayet ettiler. Rivayetin senedi iyidir ve bu, İmam Malik’ten gelen en kuvvetli rivayettir.)   (İmam Malik'ten bu konuda gelen en sahih rivayet budur. Çünkü İmam Malik'e soru soran kişi, istivanın manası hakkında değil, keyfiyeti hakkında sormuştur. Eğer o adam İmam Malik'e, "Bu ayetin manası nedir?" diye sorsaydı, hadisteki gibi ayeti okur ve "Kendini vasfettiği gibidir." diye cevap verirdi ve ona kızmazdı. Çünkü manasını anlamadığı bir ayet hakkında alime soru soran kişiye kızılmaz. Fakat bu adam ayetin manası hakkında değil, keyfiyet hakkında soru sorunca İmam Malik, onun istiva hakkında keyfiyet düşündüğünü anladı. Çünkü keyfiyet düşünüldüğü zaman cisim düşünülmüş olur. Oysa Allah hakkında asla keyfiyet sorulmaz. İşte İmam Malik ona, keyfiyet düşündüğü için kızıp yanından kovmuştur. İmam Malik böyle bir şeyle ilk defa karşılaşmıştı ve bir Müslümanın Allah hakkında keyfiyet düşünebileceğini beklemiyordu. Bu göstermektedir ki, Müslümanlar arasında daha önce böyle bir düşünce yoktu ve bu fitne yeni çıkmıştı.)
Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« Yanıtla #1 : 08 Haziran 2015, 22:44:25 »

Allah’ın Doksan Dokuz İsmi:

1. el-Evvel (الْأَوَّلُ): Başlangıcı olmayan, kendisinden önce hiçbir varlık bulunmayan, hâdis (sonradan olan) olmayandır.
2. el-Âhir (الْآخِرُ): Kendinden sonra hiçbir şey olmayan, ezeli olandır.
3. ez-Zâhir (الظَّاهِرُ): Sıfatlarının azametine delalet eder. O'nunla mukayese edildiğinde her şey çok basit kalır. O öyle yücedir ki; O'ndan başka hiç kimse bu mertebeye ulaşamaz.
4. el-Bâtın (البَاطِنُ): Bütün gizli şeylere, insanın içinden geçenlere ve gizlediklerine, en ince detayına kadar bilendir.
5. el-‘Aliyy (العَلِيُّ), 6. el-A’lâ (الأعْلَى), 7. el-Müte’âl (الْمُتَعَالِ): Bu son üç ismin manaları birbirine yakındır. Her konuda ve her yönüyle bütün yükseklik ve yücelik kendisine ait olandır.
8. el-Azîm (العَظِيمُ): Hiçbir varlığın ulaşamayacağı en büyük yüceliğe sahip olan ve en yüce övgüyü hak edendir.
9. el-Mecîd (المَجِيدُ): Her türlü azamet sahibidir. En yüce ve en mükemmel sıfatlara sahiptir. En mükemmel ilme sahiptir. En mükemmel rahmete sahiptir. En mükemmel kudrete sahiptir. Ve bütün sıfatlarının hepsi en mükemmeldir.
10. el-Kebîr (الْكَبِيرُ): Her şeyden büyük, her şeyden yüce olan, en büyük saygı ve değeri hak eden tek varlıktır.
11. es-Semî’ (السَّمِيعُ): Tüm âlemlerdeki gizli ve aşikâr, işitilebilen bütün sesleri en ince detayına kadar işitendir.
12. el-Basîr (البَصيرُ): Bütün göklerde ve yerlerde görülebilen gizli veya aşikâr her şeyi iç ve dışlarıyla, en ince ayrıntısına kadar görendir. Hiçbir şey Allah’tan gizli kalmaz.
13. el-Alîm (العَلِيمُ): Her şeyi en ince detayına kadar bilendir.
14. el-Habîr (الخَبِيرُ): Açığı ve gizlisiyle, olanı ve olmayanıyla, büyüğü ve küçüğüyle her şeyden tüm detayıyla haberi olandır.
15. el-Hamîd (الحَمِيدُ): Hem sahip olduğu güzel isim ve sıfatlardan dolayı hem de tüm mahlûkata verdiği nimetlerden dolayı hamd edilip övülmeye layık olandır.
16. el-‘Azîz (العَزيزُ), 17. el-Kadîr (القَدِيرُ), 18. el-Kaadir (القَادِرُ), 19. el-Muktedir (المُقتَدِرُ), 20. el-Kaviy (القوِيُّ), 21. el-Metîn (المَتِينُ): Allah-u Teâlâ’nın bu son altı yüce ismi, mana bakımından birbirine yakındır. Allah-u Teâlâ; en mükemmel kuvvete, değere ve eksiksiz izzete sahiptir, O; hiçbir şeye muhtaç değildir, bilakis her şey O’na muhtaçtır. Her şeyi buyruğuna baş eğdirmiştir.
22. el-Ganiy (الغَنِيُّ): Mükemmel olan, başkasına ihtiyacı olmayan, bilakis her şey kendisine muhtaç olandır.
23. el-Hakîm (الحَكِيمُ): Her şeyi yerli yerine koyan, sadece doğruyu yapıp hakkı söyleyen, yaptığı her fiil doğru ve mükemmel olan hikmet sahibidir.
24. el-Halîm (الْحَلِيمُ): Verdiği nimetleri günah işleyen kullarından esirgemeyen, bilakis rızık verip onları koruyan ve O’na yönelerek tevbe etsinler diye doğru yolu gösterendir.
25. el-Afuvv (العَفُوُّ): Günahları bağışlayandır.
26. el-Gafûr (الغَفُورُ): Kullarının günahlarını örten, günahlarından dolayı hemen ceza vermeyendir.
27. el-Gaffâr (الغَفَّارُ): Kullarının günahlarını çokça örten, işledikleri günahlardan dolayı hemen ceza vermeyendir.
28. et-Tevvâb (التَّوَّابُ): Tevbe etmek isteyen kullarına tevbe yolunu gösteren ve tevbe edip kendisine yönelenlerin günahlarını bağışlayandır. 
29. er-Rakîb (الرَّقيبُ): Göğüslerde gizlenen şeylere muttali olan, nefislerden geçenleri bilen, yarattıklarına en güzel nizamı vererek onları koruyandır.
30. eş-Şehîd (الشَّهيدُ): Her şeye muttali olan, bütün sesleri gizlisi ve aşikârıyla duyan, her varlığı en ince detayına kadar gören, ilmi her şeyi kuşatan ve kullarının amellerine şahitlik edendir.
31. el-Hafîz (الحَفِيظُ): Hıfzedip koruyandır. Kullarını koruduğu gibi onların yaptığı her hayır ve şerri, her taat ve masiyeti de hıfz ve tespit edendir.
32. el-Latîf (اللَّطِيفُ): Kullara, her konuda lütufta bulunup onları doğru, hayır ve kolay şeylere müyesser kılan, kulların ıslahı ve iyiliği için yolları kolaylaştıran ve onları, hissetmedikleri halde ıslah için gereken şeylere sevk edendir. İşte bu lütuf; Allah’ın ilmi, keremi ve rahmetinin eseridir.
33. el-Karîb (القَرِيبُ): Allah ilmiyle her şeyi kuşattığı için bu bakımdan her şeye yakındır. Özel olarak da kendisini sevip ibadet eden kullarına yardımıyla yakındır. Allah’ın yakınlığının mesafeyle ilgisi yoktur.
34. el-Mucîb (المُجِيبُ): Dua edenlerin duasına icabet edendir.
35. el-Vedûd (الوَدُودُ): Halis bir şekilde seven ve en güzel, en şiddetli şekilde sevilendir.
Allah-u Teâlâ, emirlerine itaat edip yasaklarından uzak duran iyi kullarını sevendir. Sevgili kulları ise, hiç kimseyi O’ndan daha fazla sevmezler. Meleklerin, nebilerin, rasullerin ve müminlerin kalbinde en çok sevilen O’dur. Diğer sevgiler de O’nun içindir. Allah’tan başkaları, ancak O’nun için sevilirler. Halis kulların kalbinde, sevginin aslı ve kaynağı Allah sevgisidir.
36. eş-Şâkir (الشَّاكِرُ): O’na hakkıyla itaat edenleri öven ve onlara kat kat mükâfat verendir.
37. eş-Şekûr (الشَّكُورُ): En basit itaate karşılık mükâfatı katlayarak verendir.
Allah, kendisi için çalışanların emeklerini zayi etmez, bilakis mükâfatlarını kat kat verir.
38. es-Seyyid (السَّيِّدُ): Kulların ruhu ve canı elinde olan, dilediği şekilde onları idare edendir. Kontrol, hâkimiyet, sahip olma ve mütehakkim sıfatının en üstünü yalnız Allah'a ait ve O’na layıktır.
39. es-Samed (الصَّمَدُ): Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, fakat bütün yaratılanların kendisine muhtaç olduğu, yöneldiği, sığındığı mükemmel sıfatlara sahip varlıktır. Bütün mahlûkat Allah’a muhtaçtır, ihtiyaçları için O’na yönelir, O’nun karşısında zelil olur ve yalnız O’na sığınırlar. Çünkü Allah-u Teâlâ ilmi, hikmeti, hilmi, kudreti, azameti ve bütün sıfatlarıyla mükemmel olduğu için ihtiyaç anında kendisine sığınılandır.
40. el-Kaahir (القَاهِرُ): Kullarını hastalık, fakirlik, ölüm ve zillet vererek kahredendir. Allah; tedbir ve takdirinin dışına çıkılmasına fırsat vermeyerek kahredendir.
41. el-Kahhâr (القَهَّارُ): Büyüklenerek insanlara zulmedenleri ceza vererek zelil edip kudretine ve dilemesine boyun eğdiren ve bütün halkı ölümle kahredendir.
42. el-Cebbâr (الجَبَّارُ): Azamet ve yüceliğine ihlâsla boyun eğilen, kendisine karşı zayıf ve kırılgan kalpleri düzeltip iyileştiren; kendisini seven ve gösterdiği şekilde ibadet edenlerin kalbine çeşitli keramet, bilgi, alamet ve imani güzel haller veren; fakiri zenginleştiren, sıkıntı içinde olanı ferahlatan, musibete maruz kalanlara sabır vererek yardım eden ve gösterdiği şekilde sabredenler için musibetleri telafi eden; her şeyi kendisine boyun eğdiren, kendisine teslim alan ve kahreden; her şeyden üstün ve her şeyden yüce olandır.
43. el-Hasîb (الحَسِيبُ):  Başkasına muhtaç olmayacakları şekilde kullarını en mükemmel dine, dünya mutluluğuna ve faydalara sahip kılıp her türlü zarardan uzak tutmaya; sadece kendisine tevekkül eden kulun din ve dünyasını ıslah etmeye; kulların yaptığı bütün amelleri hıfzedip hesabını sormaya ve karşılığını vermeye gücü yetendir.
44. el-Hâdî (الْهَادِي): Bütün kullarına faydalı şeyleri elde etmeleri ve gelecek zararı def etmeleri için yol gösteren, gerekli her şeyi öğreten, doğru yolu gösteren, onları muvaffak eden, Allah’tan korkmayı ilham eden, kullarını kendisine yönlendiren ve emrine boyun eğdirendir.
45. el-Hakem (الحَكَمُ): Dünya ve ahirette kulları arasında, zerre kadar zulmetmeden adaletiyle hükmeden, verdiği hüküm ve emirler kullarının maslahatına uygun olandır.
46. el-Kuddûs (القُدُّوسُ): Kemaline yakışmayan her türlü noksanlıktan münezzeh olan ve benzeri olmayandır.
47. es-Selâm (السَّلامُ): Her türlü noksan sıfatlardan ve mahlûkata benzemekten, kemale ve mükemmelliğe zıt olan her şeyden münezzeh olandır.
48. el-Berr (البَرُّ): Keremiyle her şeyi kuşatan, kullarına her türlü nimet ve ikramlar veren, devamlı ihsan edendir. Çünkü hiçbir mahlûk O'nun nimetinden müstağni değildir.
49. el-Vehhâb (الوَهَّابُ): Kerem sahibi; ihsanı, fazlı ve ikramı bol olandır.
Bu son iki ismin ortak manası: “Bütün kâinatları verdiği zahiri ve batıni nimet ve ikramlarıyla dolduran, ikram ve ihsanı geniş olan” demektir.
50. er-Rahmân (الرَّحْمَنُ), 51. er-Rahîm (الرَّحِيمُ), 52. el-Kerîm (الكَرِيمُ), 53. el-Ekram (الأكْرَمُ), 54. er-Raûf (الرَّءُوفُ): Bu son beş ismin manaları birbirine yakındır ve manaları şuna delalet etmektedir: Rahmeti bol, cömert, kerem ve ikram sahibi olan; hikmeti gereği rahmeti, keremi ve nimetleri bütün kâinatı ve yarattıklarını kaplamış olandır.
55. el-Fettâh (الْفَتَّاحُ): Doğru yolu göstererek kullarına rahmet kapılarını açan, şer’i hükümleriyle ihtilafları çözendir. Kendisine itaat eden kullarına ikram ve cömertliğinin kapılarını, düşmanlarına ise azap kapılarını açar.
56. er-Rezzâk (الرَّزَّاقُ): Devamlı bol rızık verendir.
57. er-Râzık (الرَّازِقُ): Rızık verendir.
58. el-Hayy (الْحَيُّ): Mükemmel hayata sahip olandır. Bu isim, Allah’ın bütün zati sıfatlarını kapsamıştır.
59. el-Kayyûm (الْقَيُّومُ): Nefsiyle kaim olan; hiçbir şeye muhtaç olmayan, bilakis tüm yaratılmışların mutlak surette kendisine muhtaç olduğu varlıktır.
60. Nûru’s-Semâvâti ve’l-Ard (نُورُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ): Bütün kâinatları, karanlıkları, arşı ve kürsüyü yüzünün nuruyla aydınlatan; kalp, göz, kulak ve ruhları, Kur’an ve sünnetle manevi olarak aydınlatandır.
61. er-Rabb (الرَّبُّ): Bütün kullarını tedbiri ve türlü türlü nimeti ile terbiye eden, gözeten ve her türlü nimeti veren; seçtiği kullarının ruh, kalp ve akıllarını güzel bir şekilde terbiye ederek ıslah edendir.
62. Allâh (الله): Bütün kulları üzerinde yegâne ilahlık hakkına sahip olan, sadece O'na ibadet edilmesi gereken zattır. Çünkü O, en mükemmel sıfatlara haizdir. Allah ismi, bütün güzel isimlerin manalarını kapsayan bir isimdir.
63. el-Melik (المَلِكُ): Emir veren, yasaklayan, insanlardan dilediğini aziz, dilediğini zelil kılan, kulların işleri üzerinde istediği şekilde tasarruf hakkına sahip olan, dilediğini yapan, kendisine karşı gelme hakkı bulunulmayandır.
64. el-Melîk (المَلِيكُ), 65. Mâlikü'l-Mülk (مَالِكُ المُلْكِ): Bu son üç isim aynı kökten gelmektedir ve ortak manaları şudur: Yücelik, kibriya, kahır ve tedbir sahibi yani; yarattığı şeyler üzerinde mutlak tasarruf, mutlak emir ve mutlak ceza sahibi olandır. Allah, bütün âlemlerin tek sahibidir.
66. el-Vâhid (الوَاحِدُ): Bütün kemal sıfatlara sahip olan, sıfatlarında hiçbir ortağı bulunmayan; bütün kullar tarafından inanç, söz ve amel ile tevhid edilmesi gereken varlıktır.
67. el-Ehad (الأحَدُ): Sadece kendisi en mükemmel sıfatlara, en yüce ve büyük değere, en mükemmel güzelliğe sahip olan, hiçbir konuda dengi ve benzeri olmayan tek varlıktır.
68. el-Mütekebbir (المُتَكَبِّرُ): Her türlü kötülükten, noksan sıfattan, yaratılmışlara benzemekten, ayıp ve kusurdan münezzeh ve en muazzam yüceliğe sahip olandır.
69. el-Hâlık (الْخَالِقُ): Yoktan var eden, hiçten icat edendir.
70. el-Bâri’ (البَارِئُ): Mutlak yaratan, mutlak icat edendir.
71. el-Musavvir (المُصَوِّرُ): Halkı, birbirlerini tanısınlar diye değişik suretlerde yaratandır.
72. el-Hallâk (الْخَلاَّقُ): Yaratması geniş olan, çok yaratandır.
73. el-Mü’min (المُؤْمِنُ): Gerçek imanı ve gerçek müminlerin imanını tasdik eden, onlara vaadettiğini yerine getiren ve onları azabından koruyan; kendi nefsini kemal sıfatlarıyla öven, indirdiği kitaplarda açık delillerle varlığını ve birliğini ispatlayan; gönderdiği rasullerin ve onların getirdiği şeylerin hak olduğunu çeşitli delil, ayet ve mucizelerle tasdik edendir.
74. el-Müheymin (المُهَيْمِنُ): Her şeyin kontrolü kendi iradesi altında olan, dilediği olan ve dilemediği olmayan, bütün açık ve gizli şeyleri en ince ayrıntısına kadar bilendir.
75. el-Muhît (المُحيطُ): Her şeyi ilmi, kudreti ve rahmetiyle kuşatan; her şeyin kontrolünü elinde bulundurarak kendisine boyun eğdirendir.
76. el-Mukît (المُقِيتُ): Hikmeti ve hamdıyla dilediği şekilde bütün mahlûkata rızık verip onlara ulaştıran ve ihtiyaçlarını giderendir.
77. el-Vekîl (الوَكيلُ): Hikmetinin genişliği, kudretinin kemali ve mükemmel ilmiyle yarattıklarını gözeten; evliyasını gözeten, onları razı olduğu şeylere yönlendiren, işlerini kolaylaştıran ve zorlaştırmayan, kendisi dışında hiç kimseye muhtaç etmeyendir.
78. Zül-Celâli ve’l-İkrâm (ذو الجَلالِ والإكْرَامِ): Azamet, kibriya, rahmet, cömertlik ve ihsan sahibi olan; seçtiği kullarını yücelten ve kendisini seven kullarına ikram edendir.
79. Câmi’un-Nâsi li-Yevmin Lâ Raybe Fîh
 (جَامِعُ النَّاسِ لِيَومٍ لا رَيْبَ فِيهِ):
Büyük olsun küçük olsun, geriye hiçbir şey bırakmaksızın insanları, onların çürümüş cesetlerini, amellerini ve rızıklarını kemal kudreti, geniş ilmiyle toplayıp mutlaka bir araya getirendir.
80. Bedî’us-Semâvâti ve’l-Ard (بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَالأرْضِ): Halkı örneksiz ve en güzel şekilde yaratan, en mükemmel düzene koyandır.
81. el-Kâfî (الكَافي): Bütün yarattıklarına her konuda ve her şeyde yeterli olandır.
82. el-Vâsi’ (الواسِعُ): Geniş ve mükemmel sıfatlara sahip olan, en güzel övgüyü hak eden, hiç kimsenin O'nu hak ettiği şekilde övmediği, ancak kendi övdüğü şekilde olan; azamet, sultanlık, mülk, fazilet, ihsan, rızık, kerem ve zenginliği geniş olan, bütün kullarının ihtiyaçlarını gideren ve rızıklarını verendir.
83. el-Hakk (الحَقُّ): O, zatı ve sıfatı ile haktır. Varlığı haktır. Kemal sıfatı ile haktır. O'nsuz hiçbir şey var olmaz. Her şeyi icat edendir. Ezelden ebede kadar güzel ve mükemmel sıfatlara sahip olan, ihsan edendir. Sözü ve fiili haktır. O'nunla kavuşmak haktır. Gönderdiği rasuller, indirdiği kitaplar, dini haktır. Sadece O'na ibadet etmek haktır. Kendine nispet ettiği her şey haktır.
84. el-Cemîl (الجَميلُ): Zatı, fiilleri, isim ve sıfatlarıyla mutlak en güzel olandır.
85. er-Refîk (الرَّفيقُ): Bütün yarattıklarını bir anda "Ol" sözüyle yaratabileceği halde, mahlûkatı hikmeti ve yumuşaklığı gereği tedrici (aşamalı olarak) bir şekilde yaratandır.
86. el-Hayiyy (الحَييُّ): Utangaç olandır. Allah’ın utanması; mahlûkatınkine benzemeyen, O’nun rahmet, kerem, kemal ve kullarına yumuşaklığından kaynaklanan, kendi zatına layık bir sıfat ve isimdir.
87. es-Sittîr (السِّتِّيرُ): Günah işleyen kullarına hemen ceza vermeyen, onların hatalarını başkasına yaymayan ve tevbe ettiklerinde onları affedip günahlarını örtendir.
88. el-İlah (الإلهُ): Bu isim bütün kemal isim ve yüce sıfatları kapsayandır. Bu ismi, Allah'ın bütün güzel isimlerini içine almıştır. Allah isminin aslı el-İlah'tır ve Allah ismi, bütün güzel isim ve mükemmel sıfatları kapsayan isimdir.
89. el-Kaabıd (القابضُ): Dilediği kullarının rızıklarını daraltandır.
90. el-Bâsıt (الباسِطُ): Dilediği kullarının rızkını genişletendir.
91. el-Mu’tî (المُعطي): Fazlı ve hikmetiyle verendir.
El Kaabıd ile El Basıt, El Mu’ti ile El Mani’ birbirinin zıddı olan isimlerdir. Dolayısıyla Allah-u Teâlâ bu isimlerle övüleceği zaman tek değil, mutlaka zıddıyla birlikte zikredilmesi gerekir.
92. el-Mukaddim (المُقَدِّمُ): Dilediğini öne geçirip ilerletendir.
93. el-Muahhir (المُؤَخِّرُ): Dilediğini geriletip geriye bırakandır.
Bu son iki isim sahih sünnette geçmektedir ve birbirinin zıddı olan isimlerdir.
el-Mukaddim ve el-Muahhir birlikte söylenir ve manaları şöyledir: Allah-u Teâlâ dilediğini ilerleten, dilediğini gerileten, sevdiği kullarını diğer kullarının önüne geçiren, günahları yüzünden günahkârları geriletendir. Allah'ın ilerlettiğini kimse geri alamaz, gerilettiğini ise kimse öne alamaz. Herkesi hak ettiği yere koyar.
94. el-Mubîn (المُبينُ): Keşfeden, açıklayan, izhar edendir. Kullarına doğru yolu ve batıl yolu, kendi rızasını kazanıp sevap elde edecekleri fiilleri ve rızasına zıt olan fiilleri beyan edip açıklayandır.
95. el-Mennân (المنَّانُ): Bol nimet veren ve karşılıksız ihsan edendir.
96. el-Veliy (الوليُّ): Bütün âlemin ve mahlûkatın işlerini, kontrolünü ve idaresini üzerine alan ve tedbir sahibi olan; yarattıklarına hem dünyada hem dinlerinde hem de ahirette faydalı şeyler verendir.
97. el-Mevlâ (المَوْلَى): Her şeyin sahibi olduğu için kendisinden yardım beklenendir. Allah, müminlerin mevlasıdır onlara düşmanlarına karşı yardım edendir.
98. en-Nasîr (النَّصِيرُ): Yardım edendir. Verdiği sözü yerine getirerek, hükümlerine bağlanıp yasaklarından uzak durarak dininin yayılmasına yardım eden mümin kullarını, yardımıyla düşmanlarına karşı muzaffer kılandır.
99. eş-Şâfî (الشَّافِي): Manevi olarak kalbi ve ruhi, maddi olarak da bedeni hastalıklara şifa verendir.
Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |