HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Haziran 2017, 21:54:34


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Ikrah meselesi  (Okunma Sayısı 1471 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
AllahKulu
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 45


« : 05 Eylül 2014, 10:46:57 »

Esselamu aleykum
Boyle bir durum var: Eski alimler ikrah la ilgili bazı fetvalar vermişler. Mesele: Orucunu açmazsan çocuğunu öldürecez - denilirse bu ikrah sayılmaz, çünkü senin bedenin le ilgili tehdit edilmiyor diye. Bügünkü günümüzde bazı kişiler küfür meselerde bu fetvaları uyguluyor, ve bunu ikrah sayanları bizatihi kafir görüyorlar.
Bu konu ile ilgili bazı acıklamalar yapar mısınız, veya hazır acıklama varsa link vere bilir misiniz.
Allah mukafaatınızı kat kat versin.



Kayıtlı
AllahKulu
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 45


« Yanıtla #1 : 14 Aralık 2014, 20:38:18 »

Ek soru:
Eğer müslüman kişiye denilirse: Kufur işleyeceksin, aksi halde senin yakınlarını (karını, çocularını vs) öldürecez.
Bu durum ikrah sayılır mı? Bu konu ile alakalı alimler fetva vermışler mi?
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 375


« Yanıtla #2 : 13 Haziran 2017, 00:55:03 »

Cevap:

İkrah: Bir kimseyi istemediği bir şeyi yapmaya ve söyletmeye zorlamaktır. Yani kişinin başka çaresi olmayıp dayanamayacağı zor bir duruma girmesidir.

İkrahın dört şartı vardır:

1 - Zorlayan kişi söylediğini yapabilecek güçte olmalıdır. Zorlanan kişi ise, zorlayan kişinin vereceği zararın altından kalkabileceği güçte olmamalıdır. Yani, kaçabilecek veya gücüyle karşı koyabilecek durumda olmamalıdır.

2 - Zorlanan kişi, zorlayan kişinin dediğini yapmadığında zorlayan kişinin, tehdidini büyük ihtimalle gerçekleştireceğini düşünmüş olmalıdır.

3 - Zorlayan kişi, kendisiyle korkuttuğu şeyi hemen tatbik edebilecek güç ve istekte olmalıdır. Yani; istediği yapılmadığı taktirde tehdidini hemen, ani olarak uygulayacak güç ve istekte olmalıdır.

4 - Zorlanan kişi, kendisinden istenilenden daha fazla bir şey yapmamalı, zorlandığı meselede muhayyer olduğunu, o konuda istekli olduğunu gösterir bir hareket yapmamalıdır.

İkrahın ölçüsü (miktarı); İkrahın miktarı hakkında Kur'an'da ve sünnette açıklama yoktur. İkrah, Kur’an’da genel olarak geçmiştir. Alimler, ikrahın miktarı konusunda aralarında ihtilaf etmişlerdir. Ölüm, bir uzvun telef olması, şiddetli dayak ve uzun süreli bir hapis konusunda ittifak etmelerine rağmen, az dayak, bir iki gün hapis, çocukla veya bir yakını ile tehdit, malın telefi, ırza geçilme (tecavüz) gibi konularda ihtilaf etmişlerdir.

Şu da unutulmamalıdır ki; ikrah, anlık olup kul ile Allah arasında olan bir meseledir. Kişi ne kadarda ben bu zorlamayı kaldıramıyordum demiş olsa bile bu zorlamayı kulun kaldırıp kaldıramayacağını ve bu kul için ikrah olup olmayacağını en iyi Allah bilir. Bu sebepten zahiren Müslüman bilinen bir kişi eğer ki ikraha maruz kalmadan, ikraha maruz kaldım diye beyanda bulunur ise bu kişiye zahiren hüküm verilir, fakat verilen bu hüküm asla Allah katındaki (batini) hükmü değiştirmez.

Aynı şekilde şu da unutulmamalıdır; ikrah olan bir amel iki farklı kişi için uygulansa ve birisinin durumuna bakıldığı zaman bu kişi eğer ki bunu kaldıramayacak güçte ise bu kişi için ikrahtır denir, fakat kişi bu zorlamayı kaldırabilecek güçte ise bu kişi için bu ikrah değildir denir. Bir kişiye uygulanan ikrah olan bir mesele asla genelleştirip de başkaları içinde ikrahtır denilmez. Ya da bir başkası için ikrah olmayan bir mesele, zayıf bir kişiye uygulandığı zamanda bu ikrah, ikrah değildir denilmez. Çünkü bu kişinin kapasitesine göre değişir.

Mesela bir kişiye bir tokat atarsan ölür bu, onun için ikrahtır. Ama başkasına tokatta atarsın hatta dayakta atarsın ona hiçbir şekilde zor gelmez. İşte tokat atmak ikrahtır diye genelleştirilemez. Aynı şekilde kırbaçlanmak ikrahtır diye genelleştirilemez. Kırbaçlanmak bir insanı öldürebilir, birisine çok ağır gelebilir. İşte bu herkes için aynıdır denilemez. Bu durumlar kişinin kapasitesine göre, dayanabileceği, kaldırabileceği güce göre değişen durumlardır.

Sorunuza gelecek olursak;

Kişinin kendi bedeni ile değil ama çocuğu, karısı, annesi babası ile tehdit edilmesiyle ikrah olması bazı alimlerin görüşüdür. Bütün alimlerin görüşü değildir. Cumhur ise İkrah olması için tehdidin kişinin kendi bedeniyle alakalı olması gerekir diye görüş bildirdiler.

Mesela bazı insanlar; çocuğunun, karısının, annesinin, babasının hayatını kendi hayatına feda ederler. Beni öldür hanımımı, çocuğumu veya anne-babamı öldürme derler. Kendi çocuğunun, karısının, annesinin, babasının hayatını, yani sevdiği kişinin hayatını kendi hayatından daha değerli olarak görür. Dolayısıyla bu durum, kişinin kendi bedenine uygulanan eziyetten daha ağır gelir.

Kişi kendisine işkence yapıldığında bir şey söylemez o işkence ona ağır gelmez ama onun gözünün önünde hanımına veya çocuğuna veya anne-babasına işkence yapıldığında daha ağır gelir.

İşte bu his insanın dayanamayacağı hislerdir ve insana ağır gelen şeyler ikrah hükmündedir. Kişinin dayanamayacağı, kaldıramayacağı bir duruma sokulması kişi için ikrahtır. Fakat kişi bunu kaldırabilecek güçte bir yapıya sahip ise; hanımı, çocuğu, anne babası öldürüldüğünde veya onlara bir zarar söz konusu olduğunda onu etkilemiyor ve bu durumu kaldırabilecek bir yapıya sahip ise o kişi için ikrah sayılmaz.

İddia; “Kendi vücudunda ikrah olur ama çocuğuna yaptığın zaman ikrah olmuyor bunu ikrah sayan kişi kafirdir”

Cevap: Bu konuda bir kişiyi tekfir edebilmek için delil gerekir! Eğerki bir delil yok ise hangi delile göre kişinin kendi bedenine değil ama başkasının bedenine ikrah uygulandığında bu ikrah geçerli değildir deyipte kafir hükmünü verebiliyor!?

Evet bu iddiada bulunan kişi hangi ayete hangi hadise göre bu duruma küfür hükmü veriyor? Varmı bu kişinin dayandığı sarih olan, muhkem olan bir hadis! İhtilaf olan bir meselede tekfir olmaz. Bir kişiyi tekfir edebilmek için muhkem bir nas olması gerekir.

İkrah için belirli bir miktar belirli bir sınır yoktur. Allah ikrah için miktar, sınır tayin etmemiştir. Ne Kur’an’da nede sünnette ikrahın miktarına ve sınırına dair bir nass yoktur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu durumda olan bir kişiye ancak zahire göre hüküm verilir, gerçek hükmü Allah’a aittir.

Mesela bir kişiye çocuğunun ölmesi, kendi ölümünden daha ağır gelir. Onun için bu ona ikrahtır. Kimse diyemez ki ona çocuğunu öldürecekler seni öldürmeyecekler onun için bu sana karşı olan ikrah değildir bu yüzden sen küfür olan bir ameli işlersen kafir olursun veya işlediysen sen kafirsin diyemez. Bunu söyleyen kişi, kendi gözlerinin önünde çocuğunun öldürülmesinin acısının ne kadar fazla olduğunu kavrayamamış, kıt akıllı, basit akıllı, dar düşünceli bir kişidir. Aynı şekilde bu kişi İslami hükümlerinde nasıl verildiğini bilmeyen cahil bir kişidir, çünkü hangi delile dayanarak sen böyle bir durumdaki kişiyi tekfir ediyorsun.

Bazı alimler kadının tecavüze maruz kalmasını ikrah saymıyorlar. Bazı alimlerde ikrah olarak görüyorlar. Mesela bir kadına, adam diyor ki eğer bu küfrü işlemezsen ben sana tecavüz edeceğim diyor ve kadında küfür olan ameli işliyor. Şimdi bu durumda ne olacak, ne hüküm verilecek? Kadın mı kafir oldu, yoksa kadına tecavüzü ikrah sayan alimler mi? İşte böyle bir durumda kafir hükmü vermek zır cehalettir. Öyle kadınlar var ki, kendilerine tecavüz edilmesin diye kendilerini öldürüyorlar. Çünkü tecavüz ona ölümden daha çok ağır gelir. Bu durum da kadına göre değişen bir durumdur. Her kadın için geçerli olan bir durum değildir.

Fakat şu hiçbir zaman unutulmamalıdır; İkrahın şartları mutlak bir şekilde tahakkuk etmelidir. Zorlan kişi zorlandığı şeyi yaptığı zaman eğerki serbest bırakılacaksa ancak bu durumda zorlandığı şeyi yapabilir. Aksi takdirde bu gerçek bir ikrah sayılmaz. Yani kişi zorlandığı şeyi yaptığında bırakılmayacak ise bu geçerli olan bir ikrah değildir. Kişi küfür olan bir ameli işlediği zaman o ikrahtan kurtulacak ise ancak o zaman küfür olan ameli işleyebilir. Eğer ki kişi küfür olan ameli yaptığında hala serbest bırakılmayacak ise o zaman kişi küfür olan ameli işleyemez. Küfür ameli ancak işlendiğinde bırakılacak bir zorlamada işlenebilir. Aksi takdirde kişi devamlı küfür amelini işleyecek ve hala bırakılmayacak ise bu ikrah sayılmaz. Ve böyle bir durumda asla küfür olan amel işlenilemez. Küfrü ancak kişinin kendisini kurtarabileceği zaman işlenebilir. Kişi kurtulmayacak ise neden küfür olan ameli işleyecek!?
Kayıtlı
Talibulhaq
Üyeler
*
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 31


« Yanıtla #3 : 14 Haziran 2017, 04:22:45 »

Tecavüz tehdidi ile karşı karşıya kalan bir müslüman kadın için ikrah şartları gerçekleşmişse ve kadın ikrah altındayken tecavüze maruz kalmamak ve Allah'a ve Resul'üne sövmemek için kendini öldürüyorsa, bu durumda kadına herhangi bir günah var mıdır?
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 375


« Yanıtla #4 : 15 Haziran 2017, 17:48:33 »

Soru: Tecavüz tehdidi ile karşı karşıya kalan bir müslüman kadın için ikrah şartları gerçekleşmişse ve kadın ikrah altındayken tecavüze maruz kalmamak ve Allah'a ve Resul'üne sövmemek için kendini öldürüyorsa, bu durumda kadına herhangi bir günah var mıdır?

Cevap: İslam'da şöyle bir kaide vardır:

إذا تعارضت مفسدتان روعي أعظمهما ضررا بارتكاب أخفهما.

"İki fesat söz konusu ise zararı en hafif olanı alınır."

Bu kaide önemli ve büyük bir kaidedir. Ve alimler tarafından değişik lafızlarla tanımlanmıştır.

Şöyle ki:

يختار أهون الشرين

"İki şerden en hafif olanı seçilir."

الضرر الأشد يزال بالضرر الأخف

"Şiddetli zarar daha hafif olan ile giderilir."

إذا اجتمع ضرران أسقط الأكبر للأصغر

"İki zarar aynı anda çakışırsa büyüğünü kaldırmak için küçüğü seçilir."

يتحمل الضرر الخاص لدفع الضرر العام

"Genele olan zararı kaldırmak için has olan zarar kabul edilir."

Bu kaideyi doğru olarak uygulayabilmek için mutlaka karşılaşılan zararların ve bu zararlara verilen haram hükümlerinin mertebelerini çok iyi bilmek gerekir. Yoksa bir zarar söz konusu olduğunda ve onunla birlikte başka bir zararla onun kaldırılması söz konusu olduğunda işte bu zararlardan hangisinin tercih edilmesi gerektiği bilinemez.

Örneğin; karşılaşılan iki meseleden birisi haram diğeri mekruh ise, haram olanı ortadan kaldırmak için mekruh olan tercih edilir. Veya meselelerden birisi küfür, diğeri haram ise küfrü kaldırmak için haram olan tercih edilir. Veya meselelerden her ikisi de haram ise haramlardan daha az hafif olan tercih edilir.

İşte bu ayrımı yapabilmek için Kur’an ve sünnetin hükümlerinin çok iyi bilinmesi, böylece küfür, haram, mekruhların hangi meselelerde olduğu iyice bilinmesi ve kavranılması gerekir.

Bununla birlikte insanların durumunu da çok iyi bilmek gerekir. Ki hangi şeyler onlar için daha çok zararlı, hangi şeyler daha az zararlı iyice idrak edilebilsin.


Bu kaideye göre; karşılaşılan iki zararlı şeyden mutlaka birisi seçilmesi gerekiyorsa böyle bir durumda en hafif olanı seçilmelidir. Bu sebeple iki zarardan küçüğünü defetmek için büyüğü işlenmez. Zira karşılaşılan bu iki zararlı şey; ya bir fesat veya bir haram ya da daha başka bir zararlı şey olabilir ve bu iki zararlı durumdan büyük olanı seçmek haram olur.

Misal; Bir kadın ikraha maruz tutulsa ve fahişelik yapmakla intihar etmesi arasında muhayyer bırakılsa bu durumda kendisine yapılan ikraha karşı diretir, kendisini teslim etmez, müdafaa eder ve intihar da etmez. Velev ki kendisini müdafaası ölümüne sebebiyet verse bile bu şekilde ölümü, kendisini öldürmesinden ya da fahişelik yapmasından daha az zararlıdır.

Bu durumdaki kadın; ikrah altındayken küfür sözü söylememeyi tercih ederek azimeti seçmiştir. O halde öldürülmeyi göze almış demektir. Buna göre tecavüze maruz kalmamak için kendisini müdafaa eder ve baskı yapanlara karşı koyar. Bu karşı koyuşu ölümüne sebebiyet verse bile Allah (c.c) katında ecre ulaşır. Üstelik bu ameliyle daha az zararlı olanı tercih etmiştir. Çünkü öldürülmesi, küfür işlemesinden, intihar etmesinden ya da tecavüze uğramasından daha az zararlıdır. Burada önemli olan ikraha maruz kaldığı için kendi isteğiyle kendini teslim etmemesi ve tüm gücüyle kendini savunuyor olmasıdır. Bu şekilde savunma yaptığı halde öldürülmez ve yine de tecavüze uğrarsa bu kimse Allah (c.c) katında sorumlu değildir. Çünkü Allah (c.c) kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez.
Kayıtlı
Talibulhaq
Üyeler
*
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 31


« Yanıtla #5 : 16 Haziran 2017, 21:42:27 »

Anlattığınız kaideyi anladım faydalı oldu Allah'ın izni ile. Sormak istediğim şey; Hani kendini öldürmek yani intihar etmenin hükmünü alır mı bu kişi, çünkü kendi kendini öldürüyor. Sizi sıkmak için sormuyorum hakkınızı helal edin..
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 375


« Yanıtla #6 : Dün 13:15:30 »

Soru: Anlattığınız kaideyi anladım faydalı oldu Allah'ın izni ile. Sormak istediğim şey; Hani kendini öldürmek yani intihar etmenin hükmünü alır mı bu kişi, çünkü kendi kendini öldürüyor. Sizi sıkmak için sormuyorum hakkınızı helal edin..

Cevap: İkrahta azimeti tercih eden ve bu sebeple öldürülen kimse intihar eden hükmünü almaz. Veya sorudaki kadın, azimeti tercih ederek tecavüze uğramamak için öldürülmeyi seçerse ve öldürülürse intihar etmiş sayılmaz. Bilakis bu kimse böyle yaptığı için büyük ecre nail olur. Oysa intihar eden için ecir söz konusu değil, bilakis ceza söz konusudur. Zira kişi nasıl intihar ettiyse ahirette öyle ceza görecektir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |