HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 17 Ekim 2017, 00:55:23


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: bu dusunceye hangı fırkalar sahıp  (Okunma Sayısı 908 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ıbrahım garıp
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 25


« : 01 Kasım 2013, 14:57:56 »

soru )1 bazı kısıler ve de fırkalar bızden oncekı,ve sahabeden sonrakı,hıc bır ehlı sunnet alımıne musluman demıyor,bız onların veya baskalarının hukumlerını Allah cc bırakıyoruz dıyorlar...sız onlara nasıl musluman dersınız ya onların son halını bılıyormusunuz ya da hayatta bı kufur ıslemedıklerını,,,eger onlardan bırı ornek ımam hanıfe ımam safı,,ımam ahmed,,vs bırısı kafırse hayatta ıken bı kufur ıslemısse sız onlara musluman dersenız sızın halınız ne olur dıyorlar..not bu kısıler bu alımlere kafır de demıyorlar bu hukum Allah cc aıttır dıyorlar..aslında mantıklı geldı bunu nasıl anlamalıyız ve bu kımselere nasıl cevap vermelıyız....eger sunu solıceksenız..ıslamda hukum zahıre goredeır.bunu soledık fakat onlar yasdımız donem ınsanlara hukum zahıre goredır dıyolar gecmıse hukum vermek gayba tas atmaktır dıyorlar......

soru 2 halıd bın velıd ra uzzayyı oldurmeye gıttı zaman cıplak kadın uzerıne yerden toprak sacan kadın yoksa uzza canlımıydı cunku rasullah sav senın oldurmus oldun uzzadır buyurmus......sımdıde tesekkur ederım
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 376


« Yanıtla #1 : 13 Haziran 2017, 01:38:35 »

Soru 1: bazı kısıler ve de fırkalar bızden oncekı,ve sahabeden sonrakı,hıc bır ehlı sunnet alımıne musluman demıyor,bız onların veya baskalarının hukumlerını Allah cc bırakıyoruz dıyorlar...sız onlara nasıl musluman dersınız ya onların son halını bılıyormusunuz ya da hayatta bı kufur ıslemedıklerını,,,eger onlardan bırı ornek ımam hanıfe ımam safı,,ımam ahmed,,vs bırısı kafırse hayatta ıken bı kufur ıslemısse sız onlara musluman dersenız sızın halınız ne olur dıyorlar..not bu kısıler bu alımlere kafır de demıyorlar bu hukum Allah cc aıttır dıyorlar..aslında mantıklı geldı bunu nasıl anlamalıyız ve bu kımselere nasıl cevap vermelıyız....eger sunu solıceksenız..ıslamda hukum zahıre goredeır.bunu soledık fakat onlar yasdımız donem ınsanlara hukum zahıre goredır dıyolar gecmıse hukum vermek gayba tas atmaktır dıyorlar......

Cevap 1: Bilinmesi gerekir ki; bu iddiayı ortaya atan, onları bu iddialarında haklı gören veya onların haklı olabileceklerine inanan herkes, kesinlikle çok cahil kişilerdir. Bu iddianın doğru olabileceğini düşünmek, cahil olmak için yeter! Çünkü bu söz, ilimle alakası olmayan, saçma sapan ve tamamen kuruntulardan kaynaklanan bir sözdür.

Öncelikle bu iddia sahipleri ve bu iddiaların doğru olabileceğine inananlar; insanların dünya hükümleri ile ahiret hükümlerini birbirine karıştırmakta ve dünyada insanlara nasıl hüküm verileceğini kesinlikle bilmemektedirler.

Bilin ki; insanlara dünya hükmü şu üç yoldan biriyle verilir:

Nasla Hüküm Vermek: Nastan kasıt; Kişinin açıkça söylemiş olduğu sözlerdir. İnsanlara, ağızlarından duyulan sözlere veya onların ağzından çıktığına şahitlik eden şahidlerin şehadetine göre hüküm verilir.

Delaletle Hüküm Vermek: Delaletten kasıt; kişinin açıkça ortaya koymuş olduğu hal ve hareketlerdir. İnsanlara, yaptıkları amellere veya onların bu amelleri yaptığına şahidlik eden şahitlerin şehadetine göre hüküm verilir.

Tebaiyetle Hüküm Vermek: Tebaiyetten kasıt; kişinin içinde yaşadığı diyar veya ebeveyninin durumudur. İnsanlara, hangi diyarda yaşıyorlar ise genel olarak ona göre hüküm verilir ya da anne ve babasının hükmüne göre hüküm verilir.

Elbette herkesin söylediği ve yaptığı şeyleri göreme imkanı yoktur. Fakat bir kişiye Müslüman hükmü veriliyorsa, bu; ya o kişinin ağzından çıkan sözlere ve yaptığı amellere göredir ya bir Müslümanın onun hakkındaki şehadetine göredir ya da tabi olduğu diyarın hükmüne göredir.

İslam devletinde yaşayan ve tanımadığımız herkes, aksi ispat edilinceye kadar zahiren Müslüman hükmündedir. Fakat, İslam devletinde yaşayan bir kişinin kafir olması da mümkündür. Küfür devletinde yaşayan ve tanımadığımız herkes, aksi ispat edilinceye kadar zahiren kafir hükmündedir. Fakat, küfür devletinde yaşayan bir kişinin Müslüman olması da mümkündür.

Bir Müslüman, küfür diyarında yaşayan bir kişinin Müslüman olduğuna şehadet ederse, onun şehadetine dayanarak kişiye Müslüman hükmü verilir. Fakat, İslam devletinde bir Müslümana kafir hükmü verebilmek için mutlaka en az iki Müslümanın, onun küfür işlediğine dair şehadeti gerekir. Bu durumda, aleyhine şehadet edilen kişi inkar etse bile, şahitlerin şehadetine itibar edilir. Ancak, şahitlerin yanılması da mümkündür.

İşte, dünyada insanlara bu şekilde hüküm verilir. Dünya hükmünün, ahiret hükmüne bir etkisi yoktur. Dünyada kişilere verilen hüküm, ahiret hükmünü asla değiştirmez. Dünyadaki hüküm zahire göredir, Ahiretteki hüküm ise kalbe göredir. Dünyadaki hükmü, Allah’ın çizdiği ölçüler dahilinde kişilerin zahirine göre insanlar verir, Ahiret hükmünü ise her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen Allah verir.

Dünyada tevhid üzere olduğu bilinen kişi, zahiren Muvahhittir ve bu hal üzere öldüğünde de Muvahhid kabul edilir, genel olarak “cennetliktir” denir. Fakat, bu kişinin gerçekte tevhid üzere mi yoksa şirk üzere mi öldüğünü bilmek imkansızdır.

Dünyada zahiren Müslüman olarak bilinen kişiye, Müslüman hükmü verilir ve dünyada bütün Müslümanlara tanınan haklar, ona da tanınır; kestiği hayvanın eti yenir, arkasında namaz kılınır, şehadeti kabul edilir, Müslüman biri ile evlendirilir, öldüğünde cenaze namazı kılınır, Müslümanların mezarlığına defnedilir, onun için istiğfarda bulunulur vs. Aslında bu kişinin Allah katında kafir olması da mümkündür. Dünyada zahiren kafir olarak bilinen kişiye de kafir hükmü verilir ve ona da dünyada kafirlere uygulanan muameleler uygulanır. Fakat insanlar, kişilerin Allah katındaki hükmünü bilemezler ve bu Allah katındaki hüküm, insanları ilgilendirmez. Çünkü Allah, insanlara böyle bir yetki vermemiştir.

Dünyada kendilerine Müslüman veya kafir hükmü verilmeyen kişilere gelince, yapılan iddiaya göre, bu durumda onlara olumlu veya olumsuz hiçbir muamelede bulunulmaması gerekecektir. Böyle bir şey mümkün olabilir mi?

Şimdi, söz konusu kişilerin birbirine tezat olan iddialarını inceleyelim.

Diyorlar ki; “bizden önceki ve sahabeden sonraki hiçbir ehli sünnet alimine Müslüman demeyiz, onların veya başkalarının hükümlerini Allah (cc)’a bırakıyoruz.”

Alimlere Müslüman hükmü verilmediğinde; bütün alimlerin hiçe sayılması, onlardan hiçbir hükmün ve ilmin alınmaması, dolayısıyla alimlerin ve ilimlerinin hiçbir değerinin kalmaması, onların kitaplarının dahi okunmaması gerekecektir.

Bu sapık düşünce; alimlere olan güveni bitirmekte ve hemen akabinde Rasulullah’ın hadislerinin de güvenilirliğini ortadan kaldırmaktadır. Çünkü, güven ancak Müslümanlara olur. Eğer bir kişiye Müslüman hükmü vermiyorsan, ona güvenemezsin ve ondan ilim de alamazsın. Çünkü, onun ulaştırdığı ilme ve hadislere asla güvenemezsin.

Bu cahil ve sapıklara şunu sormak gerekir:

“Siz, sahabelere neden, nasıl ve neye dayanarak Müslüman hükmü veriyorsunuz?”

Belki cahilliğinizi pekiştirmek için şöyle diyebilirsiniz:

“Kur’an’da sahabeler hakkında övgüler var, buna dayanarak sahabelere Müslüman hükmü veriyoruz.”

O zaman bu cahil ve sapıklara şunu da sormak gerekir:

“Kur’an’da sahabelerin tek tek ismi verilmiyor. Acaba hakkında övme olan sahabeler hangi sahabelerdir? Alimler arasında kimlerin sahabe olduğu bile ihtilaflı bir konu iken siz, kimleri sahabe olarak görüyorsunuz?”

İşte bu; “ben böyle inanıyorum” demekle geçiştirilecek bir konu değildir. Bir inanca sahip olan kişinin, o inancını mutlaka sağlam temellere dayanarak ortaya koyması gerekir. Böyle safsatalarla ilim olmaz!

Bu inanca sahip olanlar; asla gerçek bilgiye sahip olan, inancını sağlam temellere bina etmiş kişileri kandıramazlar. Bunlar ancak, kendilerini ve kendilerinden daha zır cahil olanları kandırabilen, tagutların menfaatlerine hizmet eden kişilerdir. Bunlar, geçmişte de ortaya çıkmış ve alimler onlara gereken cevapları vererek gerçek yüzlerini ortaya çıkarmışlardı. Elbette şeytana hizmet eden bu kişiler bu gün de olacak, yarın da olacaktır. Fakat, her zaman hak, yüzlerinde bir şamar gibi patlayacaktır.

Yine diyorlar ki; “siz onlara nasıl Müslüman dersiniz? Onların son halini biliyormusunuz ya da hayatta bir küfür işlemediklerini?”

Hem “yaşadığımız dönemdeki insanlara zahire göre hüküm veririz” diyorsunuz sonra da “geçmiş dönemdeki insanlara nasıl hüküm veririz, onların son hallerini bilmiyoruz ki biz onlara Müslüman hükmü verelim” diyorsunuz.

Bu cahil ve sapıklara sorulur:

Siz, çevrenizdeki bir kişiye zahire göre Müslüman hükmü verdiğiniz zaman, onun Allah katında da Müslüman olduğunu mu iddia ediyorsunuz?

Eğer öyle ise sadece Allah’a ait olan “kalplerde olanları bilme ilmine, kendinizin de sahip olduğunuzu iddia etmiş olursunuz. Yoksa siz kendinizi Allah’a denk mi tutuyorsunuz ki Allah katındaki bu ilme yorum getiriyorsunuz?

Yine siz, zamanınızda yaşayan ve Müslüman hükmü verdiğiniz kişilerin, sizin yanınızda olmadıklarında şirk veya küfür olan bir amel işlemediklerini nereden biliyorsunuz da bu kişilere Müslüman hükmü veriyorsunuz? Yoksa siz, zamanınızdaki insanların yanınızda olmadıklarında ne yaptıklarını ve ne söylediklerini gördüğünüzü veya bildiğinizi mi iddia ediyorsunuz?

Yine siz, geçmiş dönemlerde kafir olarak ölen insanlara nasıl ve neye göre kafir hükmü veriyorsunuz? Siz bu kişilerin son hallerini nereden biliyorsunuz? Yine siz, zamanınızdaki Müslüman olarak bilmediğiniz ve zahiren kafir gördüğünüz kişilere neye göre kafir hükmü veriyorsunuz? Bu kişilerin hallerini nereden biliyorsunuz? Belki onlar Müslümandır. Onların kafir olduklarını nasıl bildiniz de onlara kafir hükmü verdiniz?

İster geçmiş zamanda olsun ister şimdiki zamanda olsun, dünyada şahıslara uygulanacak hükümler, sadece zahire göredir. Aksi halde, özellikle iman ile alakalı konular olmak üzere, muamelatla alakalı hükümlerden herhangi birini şahıslara uygulamak mümkün olmaz.

Kendisine zahiren Müslüman hükmü verilen bir kişi, aslında münafık da olabilir, fakat insanlar bunu bilemez? O kişiye Müslüman hükmü verilmesinin sebebi; zahirinde gösterdiği İslam alametleridir. Fakat Allah, onun kalbinde olanı bilir ve buna göre hüküm verir. Allah katında kesinlikle Müslüman değildir.

O zaman yapılması gereken nedir? İnsanların gerçek halleri; kimin Müslüman kimin kafir kimin müşrik kimin münafık olduğu bilinemeyeceğine göre, herkes birbirinden şüphe mi edecek? Yoksa kişilere zahire göre hüküm verilip asıl hüküm Allah’a mı bırakılacak?

İnsanların kalplerindeki gerçek hallerini bilmek, kullar için imkansız bir şeydir. Allah ise kullarını, güçleri üzerinde olan şeylerle sorumlu tutmamıştır. Allah’ın indirdiği hükümler en adil ve akla en uygun olan hükümlerdir. Bu sebeple Allah kullarını, yapamayacakları, asla öğrenemeyecekleri veya bilemeyecekleri şeylerle değil, yapabilecekleri, öğrenebilecekleri veya bilebilecekleri şeylerle sorumlu tutmuştur. Kullar da yapabilecekleri ve öğrenebilecekleri şeyleri pratik hayatlarında yaşamakla mükelleftir.

Kişilerin kalplerine göre hüküm vermek, kulların gücü dahilinde olan bir şey değildir. Allah kullarından, kişilerin kalplerine göre hüküm vermelerini istememiştir. Bu sebeple; tevhid inancını kabul eden ve tevhide zıt söz veya hareketler sergilemeyen kişilere, zahiren “Muvahhid” hükmü vermek gerekir. Onun kalbindeki inancını sadece Allah bilir. Onu bilmek, sadece Allah’a aittir ve Allah, kalplere göre hüküm verir.

Şu da unutulmamalıdır ki, zahire göre hüküm vermek demek; karşıdaki bir kişinin mutlaka söylediği sözü duymak veya yaptığı amelleri zahiren görmemiz demek değildir. Müslüman bilinen kişilerin şehadeti de zahir hüküm sayılır.

Yine diyorlar ki; “İmam Ebu Hanife, İmam Şafii, İmam Ahmed vs birisi kafirse, hayatta iken bir küfür işlemişse, siz onlara Müslüman dersenız, sizin haliniz ne olur”

İmam Ebu Hanife, İmam Şafii ve İmam Ahmed gibi alimler, sadece alim değil aynı zamanda büyük birer müçtehittirler. İmam Buhari, İmam Tirmizi, İmam Müslim gibi hadis alimleri ve bu alimlerden önce ve sonra gelen onlarca, yüzlerce alime, bize ulaşan bilgiye göre; hem onların bulundukları diyara bakarak hem de o zamandan bu güne gelen bütün Müslümanların şehadeti ile hüküm veririz.

Söz konusu bu alimler, zamanlarında mevcut olan İslam devletlerinde yaşamış kişilerdir ve onların küfre düştüklerine dair hiçbir bilgi gelmemiştir. İşte bu sebeple onlara Müslüman hükmü veririz ve onlardan bize ulaşan ilim ile, onların anladığı şekilde Kur’an’ı anlayıp hayatımıza uygularız. Çünkü bu alimler, ilim bakımından bizden daha üstün kişilerdir.

Eğer söz konusu bu alimlere, hiçbir temele dayanmayan “hiçbir hüküm vermeyiz” şeklindeki sapık görüşle yaklaşırsak, o zaman onların değerini ve ilimlerini yok saymamız, sonuç olarak Kur’an’ı, bir silsile ile Rasulullah’tan geldiği şekilde değil, kendi heva ve hevesimize göre ya da şeytanın ve yandaşlarının istediği şekilde anlamamız ve daha büyük bir cehaletin içine düşmemiz gerekecektir. Böyle bir zillete ve cehalet bataklığına düşmekten Rabbimize sığınırız.

İşte bakın! Şeytan, böyle sapık olan bir şeyi nasıl bu şekilde süslüyor ve sapıklığı, hak ilimmiş gibi nasıl ortaya attırıp uşaklarına savundurtuyor!

Ey soru soran kişi! Dikkat edin, siz de bu sapık görüşleri beğeniyor ve doğru olabileceğini düşünüyorsunuz! Sen ve senin gibi bilgisi az kişiler, tagutların özellikle yaymaya çalıştığı bu şeytani görüşleri beğenip mantıklı görmeye başladıklarında, mantıklarına göre doğru olan şeylerin şer’i (İslam’dan) olduğunu zannetmeye başlayacaklardır. Böylece sapıklık, onlara göre hak olacak ve bu tür görüşler cahil insanlar arasında yayılacaktır.

Bilin ki, şer’i hükümler, mantıkla yürütülmez. Fakat şer’i hükümler, mantığa da zıt değildir. Mantıksız olan şeyler, ancak şer’i hükümlerin tam aksi, sapık ve batıl olan şeylerdir.

Tavsiyemiz; İslami konularda mutlaka karşınızdakinden, görüşünü ispatlayan şer’i bir delil isteyiniz. Bu din, apaçıktır ve içindeki her şey delillerle sabittir. Kafasına göre delilsiz konuşanlar veya delil diye alakasız şeyler ortaya koyanlar, ancak şeytanın dostlarıdır. Onlardan uzak durunuz!

Soru 2: halıd bın velıd ra uzzayyı oldurmeye gıttı zaman cıplak kadın uzerıne yerden toprak sacan kadın yoksa uzza canlımıydı cunku rasullah sav senın oldurmus oldun uzzadır buyurmus......sımdıde tesekkur ederım

Cevap 2: Ebu Tufeyl RadıyAllahu Anhu şöyle rivayet etti:

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Mekke'yi fethettikten sonra Halid b. Velid'i, içinde Uzza olan bir ağaca gönderdi. Uzza üç ağaç üzerine konmuştu. Bunları kesti ve üzerine konulan şeyi yıktı. Sonra Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in yanına dönerek yaptıklarını anlattı.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem dedi ki:

“Dön sen gerekeni yapmadın”

Bu putun kahinleri Halid b. Velid'in döndüğünü görünce dağa bakarak:

"Ey Uzza! Ey Uzza!" dediler.

Halid b. Velid Uzza'nın bulunduğu yere gelince çıplak, saçı dağınık bir kadın gördü. Kadın yerden toprak alıp başına saçıyordu. Halid b. Velid bu kadını kılıçla öldürdü. Sonra Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e dönerek olayı anlattı.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de:

"Senin öldürmüş olduğun Uzza'dır" buyurdu. (Nesei, İbni Merdeveyh)

Uzza canlı kimse değildi. Halid b. Velid'in öldürdüğü kadın, Uzza putunun baş kahinlerinden (ya da bakıcılarından) olan kimseydi. Halid b. Velid, sadece Uzza putunu yıksa ve o kahini (bakıcısını) öldürmeseydi uzza putuna tapılmaya yine devam edilirdi. Bu sebeple o kahinin öldürülmesi demek, Uzza putunun tamamen yokedilmesi demektir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |